mutlak ile cümle

mutlak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Brunei Sultanı, Brunei'nin devlet başkanı ve mutlak hükümdarıdır .The Sultan of Brunei is the head of state and absolute monarch of Brunei.
Böyle bir alfabe mutlaka geleneksel Kiril imlasına sıkı sıkıya bağlı olmayacaktır.Such an alphabet would not necessarily bind closely to the traditional Cyrillic orthography.
Jarvis'e göre adanın nüfusu mutlak yoksulluk içinde yaşayan 200 kişiye düşürüldü.According to Jarvis the island's population was reduced to 200 people who lived in absolute poverty.
Mutlak yakınsamaAbsolute convergence Unconditional convergence
Mutlak büyüklük UBV fotometrik sistemAbsolute magnitude UBV photometric system
Bu 84 km'lik çap, 0,04'lük bir albedo varsayımıyla 9,5'lik bir mutlak büyüklüğe karşılık gelir.A diameter of 84 km corresponds to an absolute magnitude of 9.5, assuming an albedo of 0.04.
Mutlak büyüklükAbsolute magnitude
Bu tanım henüz keşfetmediğimiz şeyleri de içerdiği için metafiziksel bir mutlaktır.This definition is a metaphysical absolute, as it includes things we have not yet discovered.
Mutlaka gitmek zorunda değilsin.Du musst nicht unbedingt gehen.
Onun mutlak gücü var.Er hat die absolute Macht.
Onu mutlaka görürsün.Du kannst es nicht verfehlen.
Size bu kitabı mutlaka öneriyorum.Dieses Buch empfehle ich Ihnen aufs Wärmste.
Mutlak bir sessizlik oldu. Bir damla düşse duyulurdu.Es entstand eine vollkommene Stille. Man hätte eine Stecknadel fallen hören können.
Bu mutlak saçmalık.Das ist vollkommener Blödsinn.
Mutlaka bir şeylerin değişmesi gerek.Es muss sich unbedingt etwas ändern.
O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir."Er ist es, der barmherzig und gnädig ist.
O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.Gott, dem Allgütigen, Allmächtigen.
Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti.Über diese Qual berichtet sie: „Es ist nicht so hart zu sterben, als ich geglaubet habe.
Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.Und als er herausging, sagte er zu ihm: Ich kam nicht in ihren Bereich, sie kam in meinen Bereich.
Allah, Halık-ı Mutlaktır.Przed Bogiem (Vor dem Gott).
Mutlak çoğunluğu almak çok zordur.Erforderlich ist eine absolute Mehrheit.
O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."Aššur ist demnach der gewaltige Gott, der die Schicksale bestimmt, allwissend und überaus stark.
Görelilik ilkesinde Mutlak dinginlik (hareketsizlik) yoktur.Es wirkt nicht dämpfend (sedierend).
Yani Allah varsa mutlak yokluk yoktur.Gott ist auf keinen angewiesen und des Lobes würdig.
Mutlaka manevi güç de bulunmalıydı.Außerdem konnten sie spirituelle Macht erwerben.
Mutlak kudret sahibi bir Allah vardır.Für mich ist Allah der Allmächtige.
Onlar, mutlaka boğulacaklardır.”Dann werden ihnen ihre Sünden vergeben werden".
O'na göre, iman etmek mutlaka ibadet etmeyi gerektirmez.'Sie glauben (so oder so) nicht.
Allah’a yemin olsun Resulullah’ın yaptığını gördüğüm bir işi terk etmem, mutlaka onu yaparım.Halte den Boten, den ich dir gesandt habe, um (dich und dein Land) zu sehen, nicht auf.
Düzgün sonlandırma yapılmalı (ağ mutlaka kapalı bir yol izlemelidir).Vielmehr solle er sich glücklich schätzen, wenn er über Besonnenheit verfüge.
Kişilerin eşya üzerindeki mutlak haklarını (ayni haklar) düzenler.Es handelt von Leuten auf der Halbinsel Mönchgut (Mönke Gut) auf Rügen.
Ancak mutlaka özel bir eğitimden geçilerek yapılmalıdır.Der Anflug darf nur mit einer besonderen Ausbildung durchgeführt werden.
Şimdi mutlak güç onun ellerindeydi ve Gallus oğlu Volusianus'u müşterek imparator olarak atadı.Jetzt im Besitz der alleinigen Macht, ernannte Gallus seinen Sohn Volusianus zum Mitkaiser.
Siz, Cehennemde mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz.So ließ ich mitten in dir ein Feuer ausbrechen, das dich verzehrt hat.
Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım.Wenn sie nicht fressen, verstecken sie sich unter Steinen.
Mutlak çoğunluk sistemi adı da verilir.Eine absolute Mehrheit ist somit auch eine qualifizierte Mehrheit.
Bir mekânı oluşturmak için onun mutlaka her yönden kesin engellerle sınırlanmış olması gerekmez.Wie bei den Städten traf dabei nicht jedes Kennzeichen auf jede Ortschaft zu.
Parçalar mutlaka birbiriyle uyumludur.Die Teile sind kongruent zueinander.
Mutlaka bir şeyler yapmalıyız.Er muss etwas tun.
Ahmet Irsoy mutlak kulak sahibi idi.Elias scheint das absolute Gehör zu besitzen.
'ALLAH Sonsuz ve Mutlaktır.'Gott sei gelobet und gebenedeiet.
İkinci turda mutlak çoğunluk aranmaz.Die Islamisch-Republikanische Partei errang überraschend nicht die absolute Mehrheit.
Bazı ilaçlar mutlaka aç kullanılmalıdır.Einige Medikamente sind verschreibungspflichtig.
Fena-i mutlak: Bütün varlığından sıyrılarak yok olması.Umfangreicher Beitrag in: Halte fest, was Dir von allem übrigblieb.
1660 yılında itibaren Danimarka ve Norveç'te mutlak monarşi sistemini uygulamaya başladı.1630 erhielten sie das Privileg, sich frei in Dänemark und Norwegen zu bewegen.
Mutlak monarşi ile yönetilmişlerdir.Das Land wird als absolute Monarchie regiert.
Mutlaka arada bir paravan kullanılır.Manchmal wird auch ein Plektrum genutzt.
Resmi dini olan bir devlet, seküler olmamasına karşın mutlaka teokratik olmak zorunda da değildir.Ein kirchliches Amt hat er, obwohl er Theologe war, anscheinend nicht bekleidet.
Tatlıses söylerken ben de bayan yorumcu olarak bunları mutlaka söylemek istiyorum derdim.Wäre ich homosexuell, hoffe ich, dass ich den Mut hätte, dies auch zu sagen.
Öyle ki her evin önü mutlaka güllerle bezelidir.Jedes Teilstück muss einen Spross mit Wurzeln besitzen.
Danışmanları, Tanrı mutlaktır diyordu.Staunen, daß Gott redet.
Bunun anlamı her takımın mutlaka kazanma şansı olmasıdır.Bei einem Unentschieden bekommt jede Mannschaft einen Gewinnpunkt.
Lepromlar iyileşecek olurlarsa mutlaka yerlerinde iz bırakırlar.Und so sie bereuen und sich bessern, so lasset ab von ihnen.
Bu filmi mutlaka izlemelisin.In diesem Film sei dies besonders deutlich zu beobachten.
Lord Kelvin ile mutlak sıcaklık skalasını geliştirmiştir.Lord Kelvin gelingt die Verflüssigung von Luft.
Mutlaka güncellenmeleri gerekir.Die Tage sind also nachzugewähren.
Mutlak gücü ele geçirme amacıyla Dünya'da tanrılarla insanlar arasında bir savaş sürmektedir.So wird seine Armee durch die Kriege zwischen Menschen und Götter unendlich groß.
Hesaplamalı kimyanın amacı, hesaplamaları tutarlı kılarken bağıl ve mutlak hatayı en aza indirmektir.Wahrlich Du, Du der Kundige aller verborgenen Dinge und der Verberger der Fehler und der Vergeber der Sünden.
Onların uçaklarını mutlaka indirmeliyiz." demiştir."Zur Umsetzung der EU-Verpflichtungen sind nationale Luftreinhalteprogramme zu erarbeiten".
İşçi Partisi konseyde en büyük parti olmakla beraber bir mutlak çoğunluğu bulunmamaktadır.Es sei unmöglich, allein eine Mehrheit gegen die Labour-Partei zu erringen.

İlgili Sayfalar