Mesela kuş kaidesi, kanat çırpan kuş yapımında orta aşamalardan biridir.على سبيل المثال، قاعدة الطير و التي هي مرحلة وسيطة في بناء الطير المرفرف.
2. O, bir ölüm kalım meselesi, güvenli yaşam veya yok olma yoludur.إنها قضيّة حياة أو موت, و هي طريقٌ إمّا للبقاء أو للاندثار.
Mesela şu an kendimi şarkıcı gibi hissediyorum.حاليا تغني بشكل منفرد.
Meselâ, bir kişi sadece halihazırda iktidarda olması sebebiyle seçilebilmektedir.هكذا تكون قدرة تطبيق سلطة ما مرتبطة بكونها موجودة أصلا.
Mesela, kullanılan oyların toplamı: 42.000 olsun.أهل الجبل، وهم: 4000 رجل.
Mesela W (Wolf Rayet) yıldızları mavi ve çok sıcak süper dev yıldızlardır.نجوم وولف-رايت هي فئة من النجوم الزرقاء والضخمة والمضيئة الموجودة في هذه المجرة.
İtikada ait meselelerin akıl perspektifinde değerlendirilmesinde farklı okullar oluşmuştur.هناك مدارس مختلفة من التفكير بشأن التفاوت الاقتصادي.
‘Bir Kadın Bir Erkek’ mesela.بينهم امرأة".
Mesela Rusya’da, Yahudiler ticari işlerde çalışmaya itilmekten, teknik eğitim almaktan mahrum bırakıldılar.اما الهولنديون فكانوا يعملون في روسيا على البناء والتجارة وتدريس الطلبة.
Meselâ Mûsâ Peygamber, zamanının kutbudur.Moisés foi o profeta escolhido por excelência por Deus.
Ayrıca meselemiz onlar değil, o yüzden konuyu değiştirme.Além disso, isso aqui não é sobre eles, então não mude de assunto.
Bu antlaşma sonrası Habsburglar Alman meselelerinden dışlanmıştır (Kleindeutschland).Os habsburgos foram excluídos permanentemente dos assuntos alemães (Kleindeutschland).
Mesela, insanlar Homo sapiens olarak adlandırılırlar.Por exemplo, humanos são listados como Homo sapiens.
Böyle insanlarla bağlantılı olarak pasif olmak da meseleyi görmezden gelmek de işe yaramaz.Ser passivo com tais pessoas é inútil, e é inútil evitar o tema.
PElektronun radyanı meselesi modern teorik fiziğin zorlu bir problemidir.O problema do raio do elétron é um desafio para a física teórica moderna.
Mesela Çin Kültür Devrimi sırasında PYK'nın çok az bir gücü vardı.Durante a Revolução Cultural, por exemplo, o CPP tinha pouco poder.
Tartışılan diğer bir konu "kamulaştırma" meselesi idi.O palavrão em questão era fuck(ing).
Özellikle ilişkimizin başında bu uzun mesafe meselesi çok sinir bozucuydu.Principalmente no começo de nossa relação, essa coisa de longa distância sempre foi muito frustrante.
Ruh ve Beden Meselesi .Corpo e Alma.
Mesela bir erkek, babasının değil, dayısının keçilerini miras alır.Originalmente, os irmãos não foram criados por seu pai, mas sim pelos seus tios.
1890'dan sonra ise sosyopolitik meseleler ve sosyal ekonomi üzerine yoğunlaşmıştır.Ao longo da década de 1790, versou sobre os temas Economia Política e Políticas Sociais.
Günlerdir bu meseleyle uğraşıyoruz.Já vínhamos tratando isso há alguns dias.
Mesela şu an kendimi şarkıcı gibi hissediyorum.Nesta época já sonhava em ser cantora.
Mesela personellerin tutulduğu bir tablomuz olsun.Por exemplo, um pintor que inclui seu pincel em seu próprio prosopon.
Bu bir zaman meselesi," dedi.É uma relação a longo prazo", disse.
Mesela, A = { 0 , { 0 } } {\displaystyle A=\{0,\{0\}\}} olsun.Temos que = H a = { h a | h ∈ H } {\displaystyle =Ha=\{ha~|~h\in H\}} .
Steven Spielberg bu meselenin önemi ile ilgili olarak: diyor.Enquanto isso, Steven Spielberg expressou sua intenção em assumir a direção.
Balkanlar'daki operasyonların tamamen savunmacı bir mesele olduğu için çabaları engellendi.Seus esforços foram atrapalhados pelo fato de a campanha nos Bálcãs ser de natureza puramente defensiva.
Mesela hiç çıkmaz sokak yoktur.Para onde vamos não precisamos de ruas!
Büyük meselelerde de onun yoldaşı olmuş ve kendisine danışılmıştır.Seu grupo de amigos, porém, era grande e a eles dedicava um afeto intenso e elevado.
Mesela d, s ve b birbirine karışırlar.Como já mencionado, as formas B e Z são capazes de entrar umas nas outras.
Konstantius Hıristiyan kilisesinin meseleleriyle aktif olarak ilgilendi.No entanto, a adesão de Constantino foi um ponto decisivo para a Igreja cristã.
Katolik inancıyla ilgili konularda ve dinî, ahlâki meselelerin çözümünde yetkilidir.Tem poderes sobre assuntos de fé católica e para a decisão de assuntos eclesiásticos.
Böylece Kilise ile devlet arasındaki uygun ilişki meseleye dahil olmuştur.Ademais, se preocupará com a sincera colaboração entre a Igreja e o Estado.
Genellikle şarkılarında toplumsal meseleleri işledi.Em vez disso, ele discute a vida cotidiana em suas canções.
Düzlemsellik meselesi de aynı tarzda çözülebilir.O mesmo problema pode ser resolvido de outra forma.
Mesela yılbaşı, Noel, Cadılar Bayramı, Paskalya gibi bayramlar.São Natal, sexta-feira santa, Páscoa e outros.
Şarkı sözlerinde, yaşadıkları hayata ve dünya meselelerine olan bakış da hayli belirgindir.Eles cantam sobre a necessidade de se ter tempo para perceber o mundo e aqueles em seu redor.
Cevap aradıkları başlıca meseleler şunlardır: Her şey nereden geliyor?As únicas perguntas que me interessavam eram: Elas vão sair dessa?
1 Kasımda mesele nihayet halledilmiş gibi görünüyordu.Na véspera, isso parecia acordado.
Mesela: Jesús (yalın) elskar þig.Jesus Hóstia e Senhor! nós Vos adoramos.
Mesela Itachi'nin yüzüğü sağ elin yüzük parmağındadır.Hernández tem tatuado em sua perna direita o rosto de Ronaldo Fenômeno.
Mesela İbni Sina’nın tıp makalelerinin yaklaşık yarısının nazım yazıldığı bilinmektedir.Por exemplo, quase metade dos escritos médicos de Avicena estão em verso.
Mesela köyde yaşayıpta 10 yaş üzerinde yüzme bilmeyen kişi yoktur.Por esta razão, nos últimos 10 anos, nenhuma criança nasceu em Marte.
"Bir taraf mutsuzsa mesele kapanmaz" (PDF).«Escola sem partido não faz sentido» (PDF).
Bilgileri parça parça birleştirmeye başlıyor ve bir süre sonra konuyu kendi meselesiymiş gibi kabulleniyor.Ela relata a descoberta do cotidiano e, ao mesmo tempo, questiona o que é o ser.
Parti Kongresi’nin çoğunluğu bu meselede Lenin’i destekledi.Pierce votou com o partido na maioria das questões.
Mesela kağıdın yanması gibi.Cheiro de papel queimado.
Mîrânşâh meselesi yüzünden belki bu geliş biraz hızlanmıştı.Por estes fatores, a doença poderia ter avançado mais rapidamente.
Mesela, seçim birimi: 30.000 oy olsun.As duas tiveram exatamente o mesmo número de votos: 3030.
Sorun ya da problem; çözülmesi gereken mesele, soru veya aşılması gereken engel.Definir o problema ou problemas que o autor está procurando resolver.
Entelektüel bir yaklaşım tarih biliminin nasıl anlaşıldığı meselesine çok fazla katkı sağlamaz.Isto ajuda a prevenir a confusão a respeito da experiência final a respeito da aparência da aplicação.
Çok sayıda dergide bu hikâyeleri gözüktü, mesela Atlantic Monthly.Ele escreveu frequentemente sobre a mídia para as revistas The Atlantic Monthly e New York.
Bu mesele, günümüzde “ufuk meselesi” olarak adlandırılır.Hoje chamar-se-lhe-ia "efeitos especiais."
Mesela burada düğünler gerçekleştirilebilir.Com a medida lá podem ser realizados casamentos e batizados.
Birincisi açık olan hükümlerdir ki bunlar hemen herkesin anlayabileceği meselelerdir.Já notório é o que é público, conhecido de todos.
Mesela bu tarz oyunlardan birisi World of Warcraft oyunudur.Alguns jogos pay to play online também combinam elementos do free-to-play (gratuitos).
1890'dan sonra ise sosyopolitik meseleler ve sosyal ekonomi üzerine yoğunlaşmıştır.Vanaf 1890 begon hij zich bezig te houden met sociaal-politieke vraagstukken en sociale economie.
Ayrıca meselemiz onlar değil, o yüzden konuyu değiştirme.Trouwens, dit gaat niet over hen, dus niet afdwalen.
Mesela şu an kendimi şarkıcı gibi hissediyorum.Ze is tegenwoordig voornamelijk bekend als zangeres.