Cenevre'de kalmaya mecbur olmuştur.Han bosatte seg i Genève.
Lakin mecburen onu serbest bırakırlar.Isteden forlangte han en frigjørende omgang med dem.
Okula gitmek artık bir mecburiyet de değildi.Ingen ble tvunget til å gå på skolene.
Ele teması mecburi ise eldiven kullanılmasında yarar vardır.Når man håndterer slike gifter bør man alltid benytte hansker.
Fakat, ona göre insan tekâmülünü bir şekilde tamamlamaya mecburdur.Man må fysisk tilintetgjøre dem på en eller annen måte.
Homayoun Fransa'da yaşamaya mecbur edildi.Pouvanaa ble sendt i fengsel i Frankrike.
Birincisi, mübadelenin mecburi olmasıdır.Det viktige er at en forpliktelse eksisterer.
Yani artık aynı ticaret için Afrika kıtasının etrafından dolaşılması mecburiydi.Handelsfortene hadde til oppgave å drive handel med afrikanere.
O yüzden mecbur cehenneme gideceksiniz.Katakan padanya untuk pergi ke neraka.
Lakin mecburen onu serbest bırakırlar.Dan membebaskan mereka setelah membayar tebusan yang sangat besar.
Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecburiyetinde kalsaydım!" diyerek ağladı.Demi hidupmu dan demi nyawamu, aku takkan melakukan hal itu!"
Mecburi hizmet süreleri 15 yıldır.Satelit memiliki pelayanan selama 15 tahun.
Uluslararası hukukta bir devletin, diğer devletlerde konsolosluk açma mecburiyeti yoktur.Hukum Internasional tidak mengharuskan suatu negara untuk mengakui negara-negara lain.
Jack Mecburen kabul eder.Greg terpaksa menerimanya.
1850'li yıllarda Yörüklere iskan mecburiyeti getirilmesiyle birlikte yerleşik hayata geçilmiştir.Setelah tahun 1850, masih tetap ada kapal uap kecil beroperasi.
Tang kuvvetleri geri çekilmeye mecbur kaldılar.Kedua pemimpin tersebut menangkis serangan Tang, namun terpaksa mundur.
Gelin, her misafir için ayağa kalkmaya mecburdur.Air lautnya bening mengundang setiap pengunjung untuk terjun ke laut.
Faaliyetlerini önce Irak’ta, sonra Fransa’da ve Türkiye’de sürdürmek mecburiyetinde kaldı.Setelah ia dibebaskan dan kemudian melanjutkan kegiatan diplomatiknya di Skotlandia dan Prancis.
Devletin bekası için bertaraf etmeye mecbur kaldığı kardeşi Korkut'un tabutunun altına girdi ve "Ey kardeşim!Lâm Canh Tân vai Thập Tứ A Ca Dận Trinh/Dận Đề: Em trai cùng mẹ với Ung Chính.
Kral da mecburen dinlemek zorunda kalır.Vua Chiêu Tông buộc phải nghe theo.
Eğitimi: Eğitim 6-12 yaş arasında mecburi ve ücretsizdir.Giáo dục là bắt buộc và miễn phí từ 6 tới 11 tuổi.
Gelin, her misafir için ayağa kalkmaya mecburdur.Gọi vượn bưng đến, quỳ dâng cho khách.
O yüzden mecbur cehenneme gideceksiniz.Ông đành phải chấp nhận để về nước.
İmzanın ardından tasarı, 30 iş günü boyunca bir mecburi Kongre incelemesine tabi oldu.Sau khi ký, biện pháp đã bắt buộc đánh giá quốc hội trong 30 ngày làm việc.
Bazıları doğuştan yavaştır -diğerleri buna mecbur kalırlar.Một số người được hưởng lợi nhờ sự cạnh tranh tự do; những người khác phải chịu thiệt.
Eğitim ücretsiz ve mecburi hale getirildi.Giáo dục tiểu học là tự do và bắt buộc.
Kendilerini mecbur hissediyorlardı.Tôi thấy họ cũng tự trọng.
Tang kuvvetleri geri çekilmeye mecbur kaldılar.Quân Tào phải rút lui.
Vezirliği kaldırılarak Filibe'de mecburi olarak oturmaya gönderilmiştir.Những giải mới được đưa vào FIFA được in đậm.
Cehenemlikleri Cehennem'e atmaya mecbur melektir. ^ "Zebâni".Gehennaとは「地獄」という意味である。
Lakin mecburen onu serbest bırakırlar.後白河はこれに介入して自己の管理下に置いてしまう。
Bunun üzerinde ciddiyet ve kesinlikle durmaya mecburuz.ここと真剣に向き合っていかないといけない。
Sadece mecbur kaldıkları zamanlarda leş de yerler.近年は、必要な時に編成される。
Gelin, her misafir için ayağa kalkmaya mecburdur.ホンモノさんいらっしゃい! ゲスト全員が1人ずつ挑戦。
Kendilerini mecbur hissediyorlardı.しかし彼らは気が付いていた。
Biz onları geri dönmeye mecbur ettik.」に戻すようなことをしていた。
O oğlundan uzak durmaya mecbur olmuştur.だから、息子を守るには息子から離れるしかなかったのよ。
Mısır’a giren her kitabın buraya götürülmesi mecburiyeti vardı.全員がエジプトを後にしたため計画は中止となった。
Ehlibeyte küfür mecbur kılınmıştı.こうして永仁勅撰は挫折を余儀なくされた。
O yüzden mecbur cehenneme gideceksiniz.だから私は天国へ行く。
Bundan dolayı bazı insanlar için doğrulama hizmetini kullanmaya mecburuz.そのため、審判役はある程度の熟練者が務めるのが望ましい。
Fîrûz Şah, önce ilyas’ın üzerine yürüdü ve onu Ikdala kalesine çekilmeye mecbur bıraktı.元亀2年(1571年)に鑑連が立花氏名跡を継承して筑前国立花山城に移ると鑑連に御供する。
Ülkede uygulanan kesintisiz eğitim süresi mecburi altı yıldır.義務教育の修業年限が6年に延長される。
Bunun yerine oyuncular bataryası tükenen silahları atmaya mecbur bırakılır.逆にプレイヤーも攻撃を受けて武器を落とす事がある。
Tom ailenin geçimini sağlamak için mecburen bir ayakkabı fabrikasında çalışmaktadır.彼は家計を助けるため靴作りを学んだ。
İrlanda dili bütün okullarda mecburidir.ウクライナの学校ではロシア語が必須科目となる。
İrlanda dili bütün okullarda mecburidir.爱尔兰语为学校必修科目。
Lakin mecburen onu serbest bırakırlar.舟人謂我舟必入其下,不可救。
Gelin, her misafir için ayağa kalkmaya mecburdur.回曲之处,各坐侍宴宾客。
Haziran 1121'de Tiflis kuşatıldı ve zengin Müslümanlar ağır vergi ödemeye mecbur edildi.至1121年6月,大卫已经率军开始围攻第比利斯,迫使其内的高层穆斯林付出一份厚重的贡品。
Donovan, Henry Jones'u vurarak Indiana'yı kutsal kaseyi almak için gitmeye mecbur bırakır.就是纳粹,为了让印第安纳帮助他们找到圣杯,而抓住了亨利·琼斯。
Fîrûz Şah, önce ilyas’ın üzerine yürüdü ve onu Ikdala kalesine çekilmeye mecbur bıraktı.嘉靖初,拜御史巡按浙江,风节凛然,因刚直忤逆太监离职归乡。
Ehlibeyte küfür mecbur kılınmıştı.」遂舉正其罪,州境肅然。
Tom ailenin geçimini sağlamak için mecburen bir ayakkabı fabrikasında çalışmaktadır.湯姆努力地在一間鞋倉工作賺錢養家。
Ele teması mecburi ise eldiven kullanılmasında yarar vardır.基於安全理由,在使用时宜小心并带上手套。
Şalvar yerine pantolon giyme mecburiyetini getirti.因為認為太麻煩了而不穿內褲。
Oyun koz oyunu olduğundan eğer varsa yerdeki aynı renk kartın daha büyüğünü atmak mecburidir.在出将牌时,如果手中有比场上的将牌大的将牌,则必须出比场上的将牌大的将牌。
Ona 2 yıl mecburi sessiz kalma emri verildi.宣德二年薨,諡悼平。
Osmanlılıktan başka hiçbir içtimai zümreye mensup değilim' demeye mecbur edilmişti. (s.上曰:我光王也,不悟至此,方困且渴;若为我求水。
Şimdi mecburen ABD'de konaklamak zorunda olacaklar.因此一定要在美國興建。