Kurban estetik ya da manevi zerafetten uzaktır.Luật sư nào, kích động hay bôi xấu như thế nào?
Bahsi geçen krallık ise manevi bir krallıktır (Tanrı'nın Krallığı).Tổ tiên của vương triều này là một lãnh chúa phong kiến của vương quốc Frank.
Manevi sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı.Nhưng vì nhiều lý do, tâm nguyện này chưa được thực hiện.
Manevi keramet kulların durumunu değiştirebilmektir.守護霊交代 他人の守護霊を交代させる術。
Manevi güç kaynağıdır.霊力 霊体の力の根源。
Benim manevi yolculuğum her şeye açık olmaktır.登場するコースは、全て架空の物である。
Bu maddi ve manevi gücü bulduğum için de şükrediyorum.そのため肉体的・精神的な鍛錬を重んじた。
Ben yine de manevi biriyim.伝説的な人物である。
Maddi ve manevi olarak birçok acı yaşadim.而我身心極生苦惱。
Son üç basamak ise; manevi boyutta ruhsal arınmadan bahseder.前三篇說明如何充實意志,涵養精神。
Oyun Paradox tarafından 2008 senesinde geliştirilen Europa Universalis: Rome oyununun manevi halefidir.该游戏是2008年Paradox制作的《歐陸風雲:羅馬(英语:Europa Universalis: Rome)》的续作。
Bu süre boyunca yazma genel olarak manevi görevleri anlatan bir şiir olarak tanımlandı.诗歌一直以来都被视为一种承担着基本社会功能的口头艺术。
Ali: Hâşimîlerden, Ebu Talib'in oğlu, peygamberin amcaoğlu, manevi kardeşi, ehlibeyti, vahy katibi, damadı.慈侍下,妻劉氏,兄立卿;文卿,弟惠卿;相卿;定卿;玉卿;長卿;和卿;誠卿。
Ben yine de manevi biriyim.我是一切正智人。
Eğer Kader Zinciri kasten kopartılırsa, bu manevi aşağılaşmaya neden olur.소지장이 인식적 방해라면, 이것은 도덕적 방해.
Edebiyat, okurun maneviyatını güçlendirmeli, onu aydınlatmalı ve duygularını harekete geçirmelidir.Литературата трябва да възпитава читателя морално, да го просветлява, да буди неговия разум.
Manevi güç kaynağıdır.Тя представлява жизненото въплъщение на духовната сила.
Hem maddi hem manevi açıdan.Общо и индивидуално.
Manevi enerji ile birlikteliğin başlangıcından beri vardırlar.Čovjek koristi sirovine od početka svog postojanja.
Mutlaka manevi güç de bulunmalıydı.Primjenjivala se i fizička sila.
İnsan, vücuduyla maddi dünyaya, ruhu ile de manevi dünyaya bağlıdır.Zemlja uze njegovo tijelo, nebo i dušu.
Ozanların manevi aleminin zenginliği tetkit edilir.A nekonečné bohatstvo námetov.
Ölümden sonra manevi yönler bedenden serbest kalır ve bir iradeye sahip olabilirdi.Duchovné časti boli po smrti uvoľnené z tela a mohli sa naďalej pohybovať podľa vlastnej vôle.
Hindistan'ın maneviyatında dünya tarihi dört devrevi çağa ayrılmıştır.Trženje v privatnem sektorju je v svoji zgodovini šlo skozi štiri faze.
Ben yine de manevi biriyim.Je pa to duhovna stvaritev.
Budistler evrenin yasalarının derin ve manevi önemi olduğuna inanır.Bahajų mokymas teigia, kad visatą valdo fiziniai, moraliniai ir dvasiniai įstatymai.
Ben yine de manevi biriyim.Enn on eestipärane mehenimi.
Manevi oğlu oldu.Ta oli vaimuliku poeg.
Hukuka aykırı fiil maddi ya da manevi bir zarara neden olmalıdır.Õigushüve kahjustamine võib kaasa tuua moraalse ja/või materiaalse kahju.
Bu arada Mesnevî'nin maneviyatı üzerine yoğunlaşmıştır.Samal ajal hakkas ta huvi tundma ikoonimaali vastu.
Manevi faziletleri ve iyi ile kötüyü ayırt etme kapasitesini ihtiva eder.Tavamõistus oskab eristada head ja halba käitumist.
Konseyi Başkanı Rusya Müslümanların manevi lideridir.Vene Kunstnike Ühenduse juhataja on Aivar Rihkrand.
Benim manevi yolculuğum her şeye açık olmaktır.Kogu teose üldine meeleolu on eleegiline.
Adem evladı. Ey maneviyata inanan insanoğlu dinle!أيها البشر الذين يؤمنون بالروحانية ، إسمعوا !
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Ale problém s ľpením na pravidlách a pohnútkach, je v tom, že demoralizujú profesionálnu činnosť.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Ale problém spoléhání na pravidla a pobídky demoralizuje profesionální činnort.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Ale problem z poleganiem na zasadach i zachętach polega na tym, że demoralizuje aktywność zawodową.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Dar problema cu bazarea pe reguli și stimulente este că demoralizează activitatea profesională.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Het probleem met het vertrouwen op regels en stimulansen is dat ze professionele activiteit demoraliseren.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.하지만 규정과 장려책에만 의존하는 것의 문제는 전문적인 직업 활동을 하는 데에
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Ma il problema quando ci si affida alle regole ed agli incentivi è che demoralizzano l'attività professionale.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Mas o problema de confiar em regras e incentivos é que elas desmoralizam a atividade profissional.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Nhưng vấn đề khi phụ thuộc vào luật lệ và phần thưởng là nó sẽ phá hoại đạo đức của hoạt động nghề nghiệp.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Pero el problema en depender de reglas e incentivos es que éstos desmoralizan la actividad profesional.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.Но проблемът с разчитането на правилата и поощренията е, че те деморализират професионалната активност.
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.יש צורך בתמריצים. אנשים צריכים להתפרנס. אבל הבעיה בהסתמכות
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.ولكن المشكلة .. بالاعتماد على القوانين والحوافز فان هذا
Ama sorun kurallara ve teşviklere güvenerek profesyonel etkinliğin maneviyatını kırmaları.頼ることで生じる問題は 職業意識にもとづく行為を 挫くことです
Amerika'daki insanların çoğunluğu, manevi bir ruhun varlığına inanıyorlar.בהחלט ניתן לומר שרוב האנשים באמריקה מאמינים בסוג כלשהו של
Amerika'daki insanların çoğunluğu, manevi bir ruhun varlığına inanıyorlar.분명히 대다수의 미국인들은 무형(無形)의 영혼과 같은 것들에 대해
Ani bir kriz durumunda kriz servisinden (kriisipäivystys) manevi ilkyardım ve destek alınabilir.Kriisipäivystyksestä voi saada henkistä ensiapua ja tukea, jos joudut äkillisen kriisitilanteeseen.
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.Ahol mások mérhető eredményeket keresnek, én ott inkább éteri minőségeket fürkészek: mint pl.
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.다른 사람들이 측정 가능한 결과를 놓고 이야기할 때 저는 좀 더 무형적인 가치에 관심을 둡니다.
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum. Mesela, neşelendiriyor mu?Inni patrzą na wymierne rezultaty, mnie interesują kwestie moralne, np. czy to przynosi radość?
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.Wenn andere mehr auf messbare Resultate achten, neige ich mehr dazu, innere Qualitäten zu beachten.
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.Εκεί όπου άλλοι κοιτάνε μετρήσιμα αποτελέσματα, εγώ έχω την τάση να ενδιαφέρομαι για αιθέριες ιδιότητες όπως:
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.Там, где прочих волнует измеримый результат, меня интересуют вопросы более эфемерные, как то:
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.Якщо інші прагнуть досягти відчутних результатів, то я зазвичай зосереджуюсь на ледве вловимих критеріях.
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.בעוד אחרים מסתכלים על תוצאות מדידות, אני נוטה להתעניין בתכונות יותר אווריריות,
Başkaları ölçülebilir sonuçlara bakarken ben daha manevi değerlerle ilgileniyorum.حيث الاخرون ربما ينظرون لنتائج قابلة للقياس صرت اميل بشكل كبير للصفات الغير ملموسة