laf ile cümle

laf kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
7
ORT. KELİME
Paul LafargueLafargue proclaimed the right to be lazy.
1 2 "Perry goes 'Whole 9 Yards' with Willis in hitman laffer".1 2 3 "The Whole Nine Yards (2000)". Box Office Mojo. Retrieved 2008-05-16.
"Hugh LaFollette (ed.): The Oxford Handbook of Practical Ethics.15 (2): 311–316. doi:10.1007/s11572-021-09565-w.
Laffer EğrisiLaffer curve
West Lafayette, Ind.: Purdue University Press.Yugoslavia: a state that withered away.
Robert Laffont Group. February 15, 2007.Ils étaient sept hommes en guerre.
West Lafayette, Indiana: Purdue University Press. 2002. ss. 49–52.West Lafayette, Indiana: Purdue University Press. pp. 49–52.
Lafito Sanayi Serbest BölgesiLafito Industrial Free Zone
Konuşurken lafımı bölme.Unterbrich mich nicht während ich spreche.
Lafını etmeye değmez.Nicht der Rede wert!
Az laf, çok iş!Weniger quatschen, mehr handeln!
Uzun lafın kısası: Hayatta her şey kısmet!Lange Rede, kurzer Sinn: Alles im Leben ist Schicksal!
Lafı ağzında geveleyip durdu.Er stotterte nur herum.
Lafını bil de konuş.Pass auf, was du sagst.
Uzun lafın kısası, bilen bilir.Lange Rede, kurzer Sinn. Wer kann, der kann.
Lakin İbrahim'in bu nisvandan pek hoşnut olduğu için onları yegane lafları ile tenkid edebiliyordu.Abraham erhält die Verheissung der Nachkommenschaft (mittig und oben) und Sarah lacht hierzu (oben).
Bu lafına karşın Claudius bir kere daha evlendi.Trotz dieser Erklärung heiratete Claudius erneut.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Erzürne dich nicht über die Bösen; sei nicht neidisch auf die Übeltäter.
Ziyâdesiyle ilgilenip bize lâf getirmeyin.Und nicht bringest uns in Versuchung, sondern löse uns ab dem Üblen.
Serbest zaman Paul Lafargue ^Geburtstag von Paul Lafargue.
Elimizde bulunan mushaf ise, ses ve harflere muhtaç olan kelâm-ı lâfzîdir ve mahluktur.Das sind die Skalen, die auch bei uns vorkommen: Dur (Matzóre) und Moll (Minóre) und ihre Varianten.
Ne hallere düştük' diye laf attı.Sie aber sprachen: Was geht uns das an?
Ülkenin körfeze bakan kısmında ras laffan denen bir endüstri şehri kurulmuştur.Zum Export des Erdgases wurde die Industrieansiedlung Ras Laffan gegründet.
Çok ağır laflar eden bir öğretmendir.Er war ein umstrittener Lehrer.
Delila, Samson'un ağzından laf alarak gücünün uzun saçlarından kaynaklandığını öğrenir.Delila fragte Samson also immer wieder nach dem Ursprung seiner großen Kraft.
1970'te Lafayette Kolejinde eğitimine devam etti.Seit 1970 sind auch Frauen am Lafayette College zum Studium zugelassen.
Babası Lafayette'ten kaybolur.Ihre Familie stammte aus Lazaropole.
Lafı ağzımdan aldın.Tu m'as ôté les mots de la bouche.
Bunları laf olsun diye söylemiyorum.Ce ne sont pas des paroles en l'air.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Et ne M'interpelle plus au sujet des injustes, car ils vont être noyés.”
Lakin İbrahim'in bu nisvandan pek hoşnut olduğu için onları yegane lafları ile tenkid edebiliyordu.Cependant Abraham les vit assurément, pendant qu'ils descendaient sur Terre sous la forme d'hommes.
Lafargue'ler 1911'de birlikte intihar ettiler.Les époux Lafargue se suicident en 1911 à Draveil.
"Abel Lafleur" (İngilizce).Abel Lafleur.
O, söylediği boş bir lâftan ibarettir.Elle prononça contre elle une parole ; une parole furibonde !
Ağustos 1792'de radikal fraksiyon, Lafayette'in tutuklanması emrini verdi.En juin 1792, il réclame la mise en accusation de La Fayette.
""Çankaya'yı halk seçsin, Erdoğan çıkarsa laf yok"".Si vous ne comprenez pas le kokoro, alors ne prenez pas votre sabre."
Serbest zaman Paul Lafargue ^Paul Lafargue, Le Droit à la paresse.
Bu ifade ona özgü meşhur laf olmuştur.Sa voix singulière l'a rendue célèbre.
Ziyâdesiyle ilgilenip bize lâf getirmeyin.Et ne nous induisez point en tentation, mais délivrez-nous du Malin.
Kendisi Fransız-Şilili ünlü müzisyen Gastón Lafourcade'in kızıdır.Elle est la fille de musiciens, son père Gastón Lafourcade étant un musicien franco-chilien.
Ağzında hiç laf tutamaz direk söyler.Il n'a pas de bouche, voyons.
Sakız ticaret'inde İran'da önemli bir kaynak olan Laft, ekonomi'ye de bu sayede katkıda bulunmaktadır.Comme en Chine, le dragon apporte la pluie, essentielle pour l'agriculture.
Çok laf yedik, tepki çektik.J'ai déconné, me suis bagarré.
Amerika'ya laf attılar, ters bir Amerika bayrağı salladılar ve yoğun derecede yuhalandılar her seferinde.Ils avaient planté un drapeau américain et étaient partis.
Lafımı bölme.No interrumpas mis palabras.
"Yardımın için teşekkürler." "Lafını etmeye değmez."«Gracias por tu ayuda.»«No hace falta ni que lo menciones.»
Hiç dinlemiyorsun. Sana laf anlatmak duvara konuşmak gibi.¡Nunca escuchas, hablar contigo es como hablar con la pared!
Bu lafına karşın Claudius bir kere daha evlendi.A pesar de esta declaración, Claudio se casó una vez más.
Ziyâdesiyle ilgilenip bize lâf getirmeyin.¡No exageréis en vuestra religión!
1868'de Paul Lafargue ile evlendi.En 1868 se casó con Paul Lafargue.
Var mı başka bir kitapta böyle bir laf.¿O quizás en otro libro?
Bunun yerine "Efendi" lafzının kullanılmasını tercih etmiştir.Prefería el término Embajadora.
Ancak bu bölünme yalnızca laftaydı ve esas otorite Gratianus'un elinde kaldı.La división, no obstante, era meramente nominal y la autoridad real quedó por completo en manos de Graciano.
Bunlar lafla olmaz.No es broma.
1960 - 7 ülke, Latin Amerika Serbest Ticaret Birliğini (LAFTA) kurdu.Tratado de Montevideo de 1960, que crea el Asociación Latinoamericana de Libre Comercio.
Erlerden gönül iste, bilgisizden lâf.Crecílos, y dilos a la prensa.
Şarkı Philippe Lafontaine tarafından yazılmıştır.Es una de las obras realizadas por Filippino Lippi.
Her albüm çıkaran röportajlarında benimle ilgili laf söylüyor.Creo que que prefiero hacer álbumes separados para cada idioma.
Güzel lafızlara meydana konulmuş, âdetâ resim gibi yerli yerince tanzim edilmiştir."Suelo cuya belleza de brocado fino se extiende resplandeciente, como un vergel ameno.
Bunu laf olsun diye söylemiyorum.Mejor dicho, no quiero decir tonterías.

İlgili Sayfalar