Ana içeriğe geç
Sözlük

kucak ile cümle

kucak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Gözlerin arama kucaklamak bana Mist gibi. [Vurulmalıdır.] ?Mist-like infold me from the search of eyes.
Eğer aranan en çok onu kucakladık;The most you sought was her promotion;
Silah, son kucaklama! dudaklar, haklı bir öpücük ile conta, nefes kapıları ÇArms, take your last embrace! and, lips, O you The doors of breath, seal with a righteous kiss
Uzmanlığı şirket içinde güçlendirerek ve kucaklayarakBy leveraging and by embracing the expertise within the company,
Kalabalık bir otobüste her zaman oturulacak bir kucak vardır.On a crowded bus there was always a lap to sit on.
Kucak ve sahibi arasındaki ilişki doğrudan ve samimidir.The relationship between the lap and its owner is direct and intimate.
Onu nasıl kucaklamamalı?How not to embrace it?
Çünkü kucaklanası göğüslerin var... ...ve birazdan bir şeyler olacak.Because you have cuddly breasts and something's going to happen.
Kucaklamak kadar bebekle bağ kurmayı hızlandıran başka bir yöntem yoktur.There is nothing that prompts bonding as much as holding and being close to your infant.
Ama içeriye girmek için bir yol bulur bulmaz, insanlar bana kucak açtı.But once I found a way inside, the people embraced me.
Kurgu yazdığımda ben bu belirsizliği ve değişkenliği sevgiyle kucaklıyorum.When I write fiction I cherish elusiveness and changeability.
Japonya, bunu kucaklayan, ilk Bati disi toplum olmustu.Japan was the first non-Western society to embrace it.
Eğer büyük bir fikir istiyorsanız dünyadaki herkesi kucaklamanız gerekir, bu birinci şey.If you want a big idea, you need to embrace everyone on the planet, that's the first thing.
Ötekiliği kucaklamak.Embracing otherness.
"Ötekiliği kucaklamak kendimi kucaklamaktır işte."I thought, well, embracing otherness is embracing myself.
A) yüzlerce sorusu var, B) sizi kucaklamak istiyorlar.A) a hundred questions, B) wants to hug you.
"Sevgili shipmates, kucaklamak Yunus ilk bölümün son ayet -last verse of the first chapter of Jonah--
İçinde yaşadığımız dünyanın, .ilahi olanı kucakladığı sahneler.It's something that is off our world, this embrace of the spiritual through our world.
Kırılganlığı tamamıyla kucaklayabiliyorlardı.They fully embraced vulnerability.
Tüm dünyada, daha da fazla insanın bu hayatı kucakladığını görüyoruz.All around the world, we're seeing more and more people embrace this walkshed life.
Buna kucak açmalıyız.We need to embrace this.
Ya bu zihin hastalığımı inkar edecektim ya da zihinsel yeteneğimi kucaklayacaktım.I could either deny my mental illness or embrace my mental skillness.
İşte bu gerçekten de sinema sanatıyla kucaklanması gereken bir şey!" diye düşündüm.And I thought, "Wow, this is something that needs to be embraced into the cinematic art."
Çin'in tüm dünyayı kucakladığını ve tüm dünyanın Çin'i kucakladığını gördüm.I saw China embracing the world and vice versa.
Bilim yeni nesilleri kucaklayan ve işbirliğiyle yürütülen bir uğraştır.Science is a collaborative enterprise spanning new generations.
Kısa zamanda Amerika Chanel'in stilini keşfetti ve ona kucak açtı.America soon discovered and embraced the style of CHANEL.
Thich hiç kin tutmazdı... herkesi merhametiyle kucaklardı.Thich does not hold any resentment any...he can embrace everyone in his compassion.
Bir çoğunuzun hiçbir zaman bir silahın yakınında olmadığı gerçeğini kucaklayalım.Let us cherish the fact that probably most of you have never been close to a gun.
Hayat çelişkileri kucaklamaktır.It's about embracing the paradox.
Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi.When the man covered the woman she conceived a light burden and carried it about.
Salmıştır iki denizi; buluşup kucaklaşıyorlar.He has set two seas in motion that flow side by side together,
Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini.And his family who had stood by him,
O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı).When the man covered the woman she conceived a light burden and carried it about.
Kürsüsü gökleri de kaplayıp kucaklamıştır, yeryüzünü de. Göğü, yeri korumak, ona ağır da gelmez.His throne comprehendeth the heavens and the earth, and the guarding of the twain wearieth Him not.
Kürsüsü gökleri de kaplayıp kucaklamıştır, yeryüzünü de.The heavens and the earth are under His dominion.
O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır.The heavens and the earth are under His dominion.
zengin ülke halklarının daha fakir halkları kucaklamasını ve eğitmesini istemişti.She wanted People from richer nations to embrace and train poorer region folk!
Diğer yandan Shahanaz Parbin Ritu kararı kucaklayarak Facebook'ta şunu yazdı:Shahanaz Parbin Ritu, on the other hand, welcomed the decision and wrote in Facebook:
Arnavut Örgütler Geri Dönen Göçmenlere Kucak AçtıAlbanian Organisations Welcome Returning Migrants
Kadınlar ağlıyor ve çocuklarını sıkıca kucaklarında tutuyorlar.Women are crying, holding their children firmly in their arms.
Başlangıçta, Türkiye Arap Baharı'na kucak açtı.At first, Turkey welcomed the Arab Spring with open arms.
Uluslararası toplumdan Bosnalılara AB geleceğinin kucaklama çağrısıInternational community urges Bosnians to embrace EU future
Bakanlar siyasileri "geçmişin sayfasını çevirip" geleceği kucaklamaya çağırdılar.They urged politicians to "turn the page on the past" and embrace the future.
Venizelos, PASOK'un "radikal fakat herkesi kucaklayıcı" olması gerektiğini de sözlerine ekledi.PASOK should be "radical but also all-embracing", he added.
Bağlantı tamam: Sırplar sosyal medyayı kucaklıyorPlugged in: Serbians embrace social media
Sırp halkının Avrupalı geleceği seçip onu gerçekten kucaklayacağına güveniyorum."I trust the Serbian people will choose and indeed embrace their European future.
BH, macera turizmini kucaklıyorBiH embraces adventure tourism
Lee ve Randi kısaca kucaklaşır ama konuşamazlar.Lee and Randi briefly embrace, but they do not speak.
Bu zihin / beyin tekçiliğini kucaklamanın çeşitli nedenlerle faydalı olabileceği öne sürülmüştür.It has been argued that embracing this mind/brain monism may be useful for several reasons.
Mitinglerde konuşma yaptı ve Sosyalist Siyonizmi kucakladı.[1]She spoke at public meetings and embraced Socialist Zionism.[13]
İlk çocuklarını 31 Haziran 2018 tarihinde kucaklarına aldılar.[1] ][2][3]Their first child was born on July 31, 2018.[6][unreliable source?][7][8]
Hıristiyanlığı kucaklayışEmbracing Christianity
Hu Tianbao'nun tasvirleri, onu başka bir adamla kucaklarken göstermektedir.Images of Hu Tianbao show him in an embrace with another man.
Hayatın saçma anlamsızlığından kaçmak yerine hayatı tutkuyla kucaklamalıyız.Instead of fleeing the absurd meaninglessness of life, we should embrace life passionately.
Uzun zaman sonra oğlunu görünce, annesi onu kucaklamak için ona doğru yönelir.Seeing her son after so long, she went forth to embrace him.
İki sevgili genellikle bir çardakta mutlu bir şekilde kucaklaşırken gösterilir.The two lovers are usually shown happily embracing in a bower.
Bazen tek ihtiyacımız olan, bir kucaklamadır.Manchmal ist alles, was man braucht, eine Umarmung.
Şehit babasını kucaklayan bir oğlu gösterir.Der Vater verlässt den Schrank, um den Sohn zu umarmen.
Eserde birbirlerini öperek kucaklayan bir çift resmedilmiş.Ein weiteres Kapitell zeigt zwei Paare, die sich umarmen.
Şimdi silahlarımızı atalım ve barışı kucaklayalım.Gemeinsam pfählen sie sie und schenken ihr damit Frieden.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod