O çocuk İngilizce konuşuyor.That boy is speaking English.
Kaza konusunda gizemli bir şey var.There is something mysterious about the accident.
Konu henüz kararlaştırılmadı.The matter has not been settled yet.
Konuştuğun kadın kız kardeşimdir.The woman to whom you were talking is my sister.
Grup, yaklaşmakta olan parti hakkında konuşmak için bir boğa oturumu planlıyordu.The group was planning a bull session to talk about the upcoming party.
Onunla bizzat konuşmalısın.You must talk to her in person.
Dün gece uykunda konuşuyordun.You were talking in your sleep last night.
Japonca konuşabiliyor musun?Do you speak Japanese?
Kimle konuşuyorsun?Who are you talking with?
Biri ile konuşmakta özgürsün.You are free to talk with anyone.
Çok iyi Fransızca konuşuyorsun. Keşke ben de senin kadar iyi konuşabilsem.You speak French very well. I wish I could speak it as well as you.
Yüksek sesle konuşmalısın.You must speak in a loud voice.
Başka bir dil konuşabiliyor musun?Can you speak another language?
Sen benim dilimi konuşuyorsun.You speak my language.
Dün yeni sınıf arkadaşlarınla konuştun mu?Did you talk to your new classmates yesterday?
Esas branş olarak hangi konuyu seçtin?What subject do you major in?
Kaç tane dil konuşursun?How many languages do you speak?
İngilizce konuşmak zorundasın.You have to speak English.
Nasıl İngilizce konuşacağını biliyor musun?Do you know how to speak English?
Sadece İngilizce konuşmak zorundasın.You have to speak only English.
Lucy'nin Japonca konuşabilip konuşamadığını biliyor musunuz?Do you know if Lucy can speak Japanese?
Sanki yaşlı bir adammış gibi, niçin onun hakkında konuşuyorsun?Why do you talk about him as if he were an old man?
Her konuğa karşı saygılı olmalısın.You must be courteous to any guest.
En çok hangi konuyu seversiniz?What subject do you like best?
O kadar düşük sesle konuşuyorsun ki ne dediğini tam olarak duyamıyorum.You speak so softly that I cannot quite hear what you say.
Almanca konuşabiliyor musunuz?Can you speak German?
Almanca konuşabilirsiniz.You can speak German.
Çok yüksek sesle konuşmak zorunda değilsiniz.You don't have to talk so loud.
Konu ile ilgili ne yapmak zorundasın?What do you have to do with the matter?
Bu konuya farklı açılardan bakmalısın.You must view the matter from different angles.
Konu hakkında onunla konuşmalısın.You must talk with him about the matter.
Yakında herkesin önünde konuşmaya alışacaksın.You'll soon get used to speaking in public.
Yakında İngilizce konuşabileceksin.You will be able to speak English soon.
Annen gibi konuşuyorsun.You speak like your mother.
Konuşman tatmin edici olmaktan uzaktı.Your speech was far from satisfactory.
Kız kardeşin İngilizce konuşamıyor.Your sister can not speak English.
Biz konukseverliğiniz için çok minnettarız.We're very grateful for your hospitality.
Dayınla konuşmak istiyorum.I want to talk with your uncle.
Amcanla konuşmak istiyorum.I want to talk with your uncle.
Ne hakkında konuştuğunu anlamıyorum.I don't understand what you are talking about.
Keşke sizin gibi İngilizce konuşabilsem.I wish I could speak English like you.
Konuşman duruma uygundu.Your speech was appropriate for the occasion.
Benim sizinle konuşacak bir şeyim var.I have something to talk over with you.
Konuşmak istediğin kimdir?Who is it that you want to talk to?
Seninle konuşmam gereken bir şey var.There's something I need to talk with you about.
Seninle konuşmak istiyorum.I would like to have a word with you.
Maalesef bu konuda seninle aynı fikirde değilim.I'm afraid I differ with you on this point.
Sizinle konuşmak güzeldi.Nice talking with you.
Seninle konuşmaktan zevk aldım.I enjoyed talking with you.
Konuştuğun adam kim?Who is the man that you were talking with?
İngilizce konuşman zor olacak.It will be hard for you to speak English.
Uzun süre konuştun mu?Did you talk for a long time?
Seninle dünyevi şeyler hakkında konuştum.I have spoken to you of earthy things.
Spiker hızla konuşabilir.The announcer can talk rapidly.
Spiker İngilizce konuştu.The announcer spoke English.
Seninle yarın konuşacağım.I will speak to you tomorrow.
Bir daha bu adamla kesinlikle konuşmayacağım!I absolutely will not speak to that fellow again!
Oh, bu konuda endişelenmenize gerek yok.Oh, don't worry about it.
Dört yüz milyon insan ilk dilleri olarak İngilizce konuşmaktadırlar.Four hundred million people speak English as their first language.
Üç öğrenci kısa konuşmalar yaptılar ve kendilerini ve de ülkelerini tanıttılar.Three students made short speeches and introduced themselves and their countries.