Şu anda konuşmak için vaktim yok.Al momento non ho tempo per parlare.
Onun benimle konuşmak istediğinden emin değilim.Non sono certo che voglia parlare con me.
Konuşmaktan korkuyordum.Avevo paura di parlare.
Şimdi bu konuda konuşmak istemiyorum.Non voglio parlare di questo adesso.
Onunla konuşmak için bekliyorum.Sto aspettando di parlare con lui.
Seninle tekrar konuşmak istiyorum.Vorrei parlarti di nuovo.
Biz onlarla konuşmak istiyoruz.Vogliamo parlare con loro.
Tom'la konuşmak istiyorsan yaklaşık üç saat beklemen gerekecek.Se vuoi parlare con Tom dovrai aspettare più o meno tre ore.
Finlandiya'da yaklaşık 5 bin kişi Karelyaca konuşmaktadır.In Finlandia, circa 5.000 persone parlano il careliano.
Karakter güney aksanı ile konuşmaktadır.Suo padre parla di conseguenza con accento meridionale.
Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.Ho chiesto loro di contattarvi e di mandarvi questa lettera.
Günümüzde 400.000 kişi Zapotek dilini konuşmaktadır.Oggi 400.000 persone parlano ancora lo zapoteco.
Konuşmak kesinlikle yasaktır.I discorsi d'odio sono vietati.
Şehir nüfusunun % 70’i Türkçe konuşmaktadır.È evidente che più della metà della popolazione parla russo".
Bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemez.Cerca di non pensarci più.
Nüfusun geri kalanı İngilizce konuşmaktadır.La popolazione locale parla principalmente l'inglese.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Anche a volerlo raccontare è impossibile.
Diana Apgar akıcı bir şekilde İngilizce, Ermenice ve Hintçe konuşmaktadır.Diana Abgar diventò fluente in inglese, armeno e hindi.
2. Aytışmak: Karşılıklı konuşmak, deyişmek (Ayıtmak/Aytmak: Konuşmak).Lasciar correre Sorvolare, tralasciare (di ribattere o di punire).
Yarı Meksikalı olup İspanyolcayı akıcı bir şekilde konuşmaktadır.È per metà cubana e parla molto bene lo spagnolo.
Karakter sadece üç satır konuşmaktadır.Ma sa dire solo tre frasi!
100.000 kişi bu dili konuşmaktadır.Da mille anni la nostra gente parla questa lingua.
Büyükleriyle (otorite ifade edenlerle) cinsel konuları konuşmaktan utanabilirler.Egli diventa molto imbarazzato su questioni legate al sesso.
Dili ortalama 6 milyon insan konuşmaktadır. ^Il Messico ha circa sei milioni di cittadini che parlano una lingua indigena.
Hiçbiri, bunları konuşmak istemez.Tutti se ne vanno per non voler dirlo.
İtalyancasının yanı sıra İngilizceyi de akıcı bir biçimde konuşmaktaydı.Oltre all'italiano parla fluentemente l'inglese.
Caprican dilini konuşmaktadırlar.Parlano la lingua cabardina.
İkisi garip olaylar hakkında konuşmak için yemeğe çıkar.I due si separano e affrontano molte situazioni stravaganti.
'Kuşlar' konuşmaktadır,kişileştirme yapılmıştır.Attraverso quella dei personaggi, è la nostra vita ad essere raccontata.
Japonca konuşmaktadır.Sa parlare giapponese.
Almanca konuşmak istiyorum.Я хочу говорить по-немецки.
O şu anda beninmle konuşmak istemiyor ve neden bilmiyorum.Он не хочет разговаривать со мной сейчас, и я не знаю причины.
Açık konuşmak gerekirse teori doğru değil.Откровенно говоря, теория не верна.
Buradayız çünkü Tom ile konuşmak istiyoruz.Мы здесь, так как хотим поговорить с Томом.
Konuşmak istiyorsun, değil mi?Ты хочешь говорить, я не ошибаюсь?
Tom konuşmak istemedi.Том не захотел говорить.
Boşa konuşmakЯ слов на ветер не бросаю.
Toplantıda konuşmak isterseniz elinizi kaldırmak zorundasınız.Если вы хотите сказать что-нибудь на совещании, то должны поднять руку.
Seninle konuşmak için geldim.Я пришел, чтобы с тобой поговорить.
Konuşmak kolay.Говорить легко.
Toplantıda konuşmak istiyorsan elini kaldırmak zorundasın.Если ты хочешь сказать что-нибудь на совещании, то должен поднять руку.
Onlarla konuşmak istedik.Мы хотели с ними поговорить.
Sadece onunla konuşmak istiyoruz.Мы просто хотим с ним поговорить.
Böyle konuşmak sana yaraşmıyor.Не к лицу тебе так разговаривать.
Konuşmak için vaktim yok.У меня нет времени, чтобы говорить.
Tom hakkında konuşmak istemiyorum.Я не хочу говорить о Томе.
Onunla konuşmak keyif verici.С ним приятно общаться.
Neden Tom'la konuşmak istiyorsunuz?Почему ты хочешь поговорить с Томом?
Yaptığımız, oturup sürekli siyaset konuşmak oldu.Все, что мы сделали, сидели и разговаривали о политике все время.
Brooklyn ile New York arasında konuşmak gibi kolayca Çin'le telefonla konuşmak mümkün olacak."Нам будет так же просто позвонить в Китай, как теперь — позвонить из Нью-Йорка в Бруклин».
Bunun hakkında konuşmak çok zor.Говорить о нём трудно.
Karakter güney aksanı ile konuşmaktadır.Разговаривает с южным акцентом.
Sarah konuşmak istememektedir.Но Маргарет не желает отказываться от своих слов.
Geri kalan kesimler ise değişik dilleri konuşmaktadır.На другие языки его сочинения никогда не переводились.
Konuşmak kesinlikle yasaktır.Но говорить об этом практически запрещено.
Yarı Meksikalı olup İspanyolcayı akıcı bir şekilde konuşmaktadır.Является наполовину кубинкой, хорошо говорит по-испански.
Gayrimüslim halk, kendi ailesiyle ve mahallesinde kendi dilini konuşmaktaydı.Кроме того, в отличие от отца, он знал язык и обычаи своей родины.
Kazak Yahudilerinin çoğu Aşkenaz olup Rusça konuşmaktadır.Большинство родителей-евреев выбирали русский язык.
Raymond, öğleden sonra akşam tekrar konuşmak üzere onlardan ayrıldı.В Брёй-Червиния они возвратились после полудня.
Dili ortalama 6 milyon insan konuşmaktadır. ^Число говорящих на тибетском языке около 6 млн человек.