Gerçekten sadece konuşmak istiyorum.De verdad que solo quiero hablar.
Sadece Tom'la konuşmak istedim.Solo quería hablar con Tom.
Artık konuşmak istemiyorum.Ya no quiero hablar más.
Onlar benimle konuşmak istemiyor.No quieren hablar conmigo.
Tom benimle konuşmak istemedi.Tom no quería hablar conmigo.
Şimdi onun hakkında konuşmak ister misin?¿Quieres hablar de ello ahora?
Benimle konuşmak istiyor musun yoksa istemiyor musun?¿Quieres hablar conmigo o no?
Artık seninle konuşmak istemiyorum.Ya no quiero hablar contigo.
Onlar sadece Tom'la konuşmak istiyor.Ellos solo quieren hablar con Tom.
Tom Mary ile konuşmak istemedi mi?¿Tom no quería hablar con Mary?
Ne olduğu hakkında konuşmak istiyor musun?¿Quieres hablar de lo que ha pasado?
Buraya iş konuşmak için geldim, çene çalmak için değil.He venido aquí a hablar de negocios, no a charlar.
Tom seninle konuşmak istemediğini söylüyor.Tom dice que no quiere hablar contigo.
O sizinle konuşmak istediğini söylüyor.Dice que quiere hablar con vosotros.
Seninle bunun hakkında konuşmak istiyordum.Quería hablarte sobre esto.
Bir kere görmek, bir şey hakkında on kere konuşmaktan daha iyidir.Es mejor ver una vez que oír hablar diez veces acerca de algo.
Seninle konuşmak için buradayım.Estoy aquí para hablar contigo.
Karın telefonda, seninle konuşmak istiyor.Tu mujer está al teléfono, quiere hablar contigo.
Konuşmaktan hiç sıkılmayacağın bir konu var mı?¿Hay algún tema del que no te canses de hablar?
Hiç dinlemiyorsun. Sana laf anlatmak duvara konuşmak gibi.¡Nunca escuchas, hablar contigo es como hablar con la pared!
Tom buraya Mary ile konuşmak için geldi.Tom ha venido aquí a hablar con Mary.
Yaptığımız, oturup sürekli siyaset konuşmak oldu.Todo lo que hicimos fue sentarnos a hablar de política todo el tiempo.
Aşağı katta, potansiyel avcılar Anabelle'in ölümü üzerinde konuşmaktadır.En el primer piso, las demás Potenciales están preocupadas por la muerte de Anabelle.
Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler.Antes de hablar, cada invitado educadamente espera que termine el orador actual.
Nüfusun %63,4'ü Rusça konuşurken, %36'sı Ukraynaca konuşmaktadır.Un 63.4% de los ciudadanos hablan ruso, mientras que un 36.0% habla ucraniano.
Bu sırada kampta Kate ve Jack mutfakta eski günlerden konuşmaktadırlar.En el campamento, Kate y Jack tienen una conversación en la cocina, y recuerdan los días pasados en la isla.
Bu konu hakkında daha fazla konuşmak istemez.No quiero hablar más sobre esto.
Japonca konuşmaktadır.No habla japonés.
Türkçe ve bulundukları ülkenin dillerini konuşmaktadırlar.Hablan el árabe y el idioma del país donde residen.
Sarah konuşmak istememektedir.Morgan se niega a hacerlo.
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum.No queríamos hablar de ello.
Bölgesel aksanlarla da olsa neredeyse herkes Tayca da konuşmaktadır.El Tailandés es también hablado, con cierto acento regional, por casi todos.
Askerler militanlarla konuşmak isterler.Hablan los militares.
Onun için başta konuşmak istemediler, sustular.Al principio ellos no querían decírselo, pero les obligó a que hablaran.
Ekim 2002 yılı Rus verilerine göre 1.330.000 kişi Çeçence konuşmaktadır.De acuerdo al censo ruso de 2010, aproximadamente 1 350 000 son capaces de hablar checheno.
Kurmanci leçhesi konuşmaktadır.Él sabe hablar Hormiga.
Konuşmak kesinlikle yasaktır.Esto queda expresamente prohibido.
Şu an itibarıyla, çoğu Yarsani, yaklaşık 300.000 kişi bu dili konuşmakta.Según Asher, unos 3.000 todavía hablaban la lengua.
İnsanlar onunla konuşmaktan hoşlanmaktaydı.La gente estaba deseosa de hablar sobre ella.
Korece konuşmaktadır.César habla.
Büyükleriyle (otorite ifade edenlerle) cinsel konuları konuşmaktan utanabilirler.¿Que si se avergonzaba de su propia orientación sexual?
Bunları onunla konuşmak harika bir şey, çünkü bunların çoğu garip ve korkutucu olaylar.”Eso en sí mismo lo convierte en una cosa rara y casi maravillosa".
O, akıcı İngilizce Korece ve Japonca konuşmakta.Habla con fluidez Inglés, coreano y japonés.
Karakter sadece üç satır konuşmaktadır.El mismo cuenta con solamente tres líneas.
Heyecanlı bir tip olan Mendoza çok konuşmaktadır ve Roy da ona pek güven duymaz.Habla de un modo enigmático y Marie no parece entenderlo.
Tıpkı yemek, içmek, konuşmak, yürümek, düşünmek gibi...Ahora voy, paseamos, hablamos.
Hiçbiri, bunları konuşmak istemez.Simplemente no queremos decírselas.
Bazı araştırmacılara göre Türkiye'de 250.000 etnik Laz yaşamakta olup bunların 150.000'i Lazca konuşmaktadır.Y quedan unos 150 000 hablantes de turco en Tracia.
Jack ve Juliet bir yandan Juliet'in çadırını yaparken bir yandan konuşmaktadırlar.Jack y Juliet hablan de nuevo en la playa, a medida que continúan construyendo su tienda.
Bu araştırma verilerine göre, Kosova’da yaklaşık 250.000 kişi Türkçe konuşmaktadır.Según el ACNUR, unos 2500 kosovares cruzaron a Bulgaria.
Almanca konuşmak istiyorum.Voglio parlare tedesco.
Bu konuda sizinle konuşmak isterdim.Vorrei parlare con voi di questo argomento.
Onunla bir konuşmak istiyorum.Voglio parlare con lui.
O, herkesin önünde konuşmaktan nefret eder.Odia parlare in pubblico.
İngilizce konuşmak çok eğlenceli.Parlare inglese è molto divertente.
Sizinle tekrar konuşmak istiyorum.Vorrei parlare ancora con voi.
Konuşmak istediğim kişi Tom.È Tom la persona con cui voglio parlare.
Tom seninle konuşmak istiyordu.Tom voleva parlare con te.
Yerli konuşmacılarla konuşmak için çok fazla fırsatlarım olmuyor.Non ho molte opportunità di parlare con dei madrelingua.
Patronunla konuşmak istiyorum.Voglio parlare con il tuo capo.