Short şöyle konuşmaktadır: "Aptal unvanlardan vazgeçin."Posting-Affäre: „Sparen sie sich ihre blöden Kommentare“.
Nüfusun geri kalanı İngilizce konuşmaktadır.Der Großteil der Bevölkerung spricht zusätzlich auch Englisch.
Artık tam anlamıyla annesinin yerine geçmiştir ve annesinin sesiyle konuşmaktadır.Mit Einwilligung seiner Mutter kündigt er.
Bunun hakkında konuşmak çok zor.Das Gespräch ist schwierig.
Ancak bu durumu Willow dışında kimseyle konuşmak istemez, Willow ise ortalarda yoktur.Er hat wenig Erfolg bei Mädchen, abgesehen von Willow, die er wiederum nicht mag.
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum.Darüber soll dann nicht geredet werden.
Dawn korkar ve onunla konuşmak istemez.Am Ende hat Cory Angst vor Des und will nichts mehr mit ihm zu tun haben.
Tibet-Birman ailesinden Akha dilini konuşmaktadırlar.Die genannten Volksgruppen sprechen tibetobirmanische Sprachen.
Kadınlarla konuşmaktan bile kaçınmakta idi.Frauen, die mit Frauen sprechen.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Das Thema ist die Abfassung von Reden.
Korece konuşmaktadır.Strasser spricht.
İngilizce konuşmakla beraber Fransızca da konuşabilir.En plus de parler anglais, il peut parler français.
Bu konuda sizinle konuşmak isterdim.Je voudrais vous parler à ce sujet.
Almanca konuşmak istiyorum.Je veux parler allemand.
O konuşmak istiyor.Il veut parler.
İşte, konuşmak istememesinin nedeni buydu.Voici la raison pour laquelle il ne voulait pas parler.
Onunla konuşmak istiyorum.Je veux parler avec elle.
Seninle konuşmaktan zevk aldım.Quel plaisir de t'avoir parlé.
Birisi konuşmak zorunda.Quelqu'un doit parler.
Politika konuşmaktan sakınmayı tercih ederim.Je préférerais éviter de parler politique.
Herhangi bir şey hakkında konuşmak ister misiniz?Voulez-vous parler de quoi que ce soit ?
Konuşmak istediğiniz birisi var mı?Y a-t-il quelqu'un avec qui vous vouliez discuter ?
Boş zamanın olunca, seninle konuşmak istiyorum.J'aimerais discuter avec toi, lorsque tu auras du temps disponible.
Konuşmak için şaşkına dönmüştü.Elle était trop abasourdie pour parler.
Sizinle konuşmak için başka bir yol bulamadım bu yüzden buraya kendim geldim.Je ne disposais pas d'autre moyen de vous contacter alors je suis venu ici en personne.
Seninle yalnız konuşmak zorundayım.Je dois te parler seule à seul.
Az önce bunun hakkında konuşmak istemediğimi söyledim.Je viens de dire que je ne voulais pas en parler.
Şimdi konuşmak istiyorum.Je veux parler maintenant.
Tom konuşmak istemedi.Tom n'a pas voulu parler.
Konuşmak istiyor.Elle veut parler.
Fazla sayıda yabancı dil konuşmak yararlıdır.Il est utile de parler plusieurs langues étrangères.
Tom seninle konuşmak istiyor.Tom veut parler avec toi.
İngilizce konuşmak lazım.Il faut parler l'anglais.
Seninle konuşmak için geldim.Je suis venu pour te parler.
Konuşmak için vaktim yok.Je n'ai pas le temps de discuter.
Annenizle bir şey hakkında konuşmak istiyorum.Je veux discuter avec votre mère sur un sujet.
Tom'un seninle konuşmak istemediğini göremiyor musun?Est-ce que tu ne peux pas comprendre que Tom ne veut pas parler avec toi ?
Tom'un benimle konuşmak istediğinden emin değilim.Je ne suis pas sûr que Tom veuille parler avec moi.
Burada müzik hakkında konuşmak için bulunmuyoruz Tom.On n'est pas là pour parler de musique, Tom.
Fransızca yazmak, konuşmaktan daha zordur.Écrire le français est plus difficile que le parler.
Konuşmaktan kolay şey yok.Il n'y a rien de plus facile que de parler.
Onunla konuşmak neye yarar?À quoi bon parler avec lui ?
Bayan Marie ile konuşmak istiyorum, lütfen.Je voudrais parler à mademoiselle Marie, s'il vous plaît.
Tom ne olduğu hakkında konuşmak istiyor.Tom veut parler de ce qui s'est passé.
Sizinle konuşmaktan zevk aldım.Quel plaisir de vous avoir parlé.
Artık sizinle konuşmak istemiyorum.Je ne veux plus lui parler.
O, benimle konuşmak istediğini söyledi.Il a dit qu'il voulait me parler.
David, Suzel ile konuşmak için arkada kalır.David reste auprès de Suzel.
Konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu.Il croyait que s'abstenir de parler lui amenait la paix intérieure.
Büyükleriyle (otorite ifade edenlerle) cinsel konuları konuşmaktan utanabilirler.Certains individus se sentent gênés de leur excitation sexuelle.
Dili ortalama 6 milyon insan konuşmaktadır. ^Les langues baltes sont parlées par environ 6 millions de personnes.
Japonca konuşmaktadır.Il parle japonais.
İkisi garip olaylar hakkında konuşmak için yemeğe çıkar.Elle en vient ainsi à s'intéresser à deux épisodes.
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum.Je ne veux pas discuter de cela.
Türki dillerin konuşurlarının %40 civarında bir kesimi Türkiye Türkçesi konuşmaktadır.Environ 40 % des locuteurs natifs de langues turques sont des locuteurs natifs turcs.
Daha açık konuşmak gerekirse, bunun için hepimizi öldürmen gerekiyor.Je crois comprendre que vous allez tous nous tuer.
Günümüzde Kuzey Batı İngiltere bölgesindeki nüfusun %100 'e yakın oranı İngilizce konuşmaktadır.Près de 11 % de la population du village est dorénavant de langue anglaise.
Sarah konuşmak istememektedir.Sarah refuse.
Bölümün başında Giles, Buffy'le konuşmaktadır.Durant les trois premières saisons, Giles est l'observateur de Buffy.
Heinrici Hitler'le konuşmak istedi ancak Krebs, Hitler'in çok meşgul olduğunu söyledi.Krebs répliquera qu’Hitler est trop occupé pour prendre l’appel.