Ana içeriğe geç
Sözlük

konuşmak ile cümle

konuşmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bu konuyla ilgili konuşmak istemiyorum.I do not wish to speak of it.
Askerler militanlarla konuşmak isterler.First soldiers wants to talk with guerrillas.
Anne Bullen kendi hizmetinde olan Yaşlı Leydi ile konuşmaktadır.Anne Boleyn is shown conversing with the Old Lady who is her attendant.
Heinrici Hitler'le konuşmak istedi ancak Krebs, Hitler'in çok meşgul olduğunu söyledi.Heinrici asked to speak to Hitler but was told by Krebs that Hitler was too busy to take his call.
Çok az bir nüfus ise Farsça konuşmaktadır.It has a small population, who speak Wetarese.
1880 yılında %88'lik kısım Romanş lehçesini konuşmaktaydı.In 1880 88% spoke this Romansh dialect.
Halen kendi dillerini konuşmaktadırlar.There they continued to speak their own language.
Konuşmak kesinlikle yasaktır.Conversations were expressly forbidden.
Tıpkı yemek, içmek, konuşmak, yürümek, düşünmek gibi...How they look, talk and walk.
Geri kalan kesimler ise değişik dilleri konuşmaktadır.Among themselves they speak a rare language.
1941 yılında %91 ve 1970 yılında %86'lık kısım ilk dil olarak Romanş lehçesini konuşmaktaydı.In 1910 it was 89%, in 1941 about 91% and in 1970 86% spoke Romansh as their first language.
Kadınlarla konuşmaktan bile kaçınmakta idi.He had never known how to talk to women.
Gerdzhikov, anadilinin yanı sıra Almanca ve Rusça da konuşmaktadır.In addition to his native Bulgarian, Gerdzhikov is also conversant in German and Russian.
Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.We will be grateful for the spread of this information and we take this opportunity to send you.
Nüfusun yaklaşık %12'si ise ana dil olarak Kürtçe konuşmaktadır.About 19% of pupils have Welsh as their first language.
Willow ve Buffy, Buffy'nin odasında konuşmaktadırlar.Willow and Buffy are talking in the kitchen.
Ekim 2002 yılı Rus verilerine göre 1.330.000 kişi Çeçence konuşmaktadır.According to the Russian Census of 2010, 1,350,000 people reported being able to speak Chechen.
Raymond, öğleden sonra akşam tekrar konuşmak üzere onlardan ayrıldı.Simon returned the same afternoon.
Yarı Meksikalı olup İspanyolcayı akıcı bir şekilde konuşmaktadır.She is half Japanese and fluent in Spanish.
Asıl İngiltere'de ise 115 bin kişi Galce konuşmaktadır.An estimated 110,000 to 150,000 people in England speak Welsh.
Jack ve Juliet bir yandan Juliet'in çadırını yaparken bir yandan konuşmaktadırlar.Jack and Juliet talk as they continue to construct her tent back on the beach.
Rus asıllı olan Azarov Ukraynacayı kötü konuşmaktadır.Azarov speaks Ukrainian poorly.
Uyandıklarında 80'i de farklı dil konuşmaktadırlar.Its people altogether speak over 80 different languages.
Dili ortalama 6 milyon insan konuşmaktadır. ^Tibetic languages are spoken by some 6 million people.
Türkçe ve Özbekçe'yi çok iyi konuşmaktadır.He spoke Turkish and Bosnian very well.
Buffy ve Anya, tuvalette konuşmaktadırlar.They attack Bumpy and Francine in the bathroom.
Buffy vampirler ve kendisinin bir avcı olduğu hakkında sonunda konuşmak zorunda kalır.Phelan is a vampire and himself a former vampire hunter.
İstanbul Türkçesini de rahat konuşmaktadır.The Kurbet have traditionally also spoken Turkish.
Genel olarak konuşmak gerekirse, görsel dikkat temelde iki aşamadan oluşmaktadır.Generally speaking, visual attention is thought to operate as a two-stage process.
Peter onların önerilerini dikkate alarak bu durumu konuşmak için yeni patronu ile görüşmeye gider.Peter takes their advice and takes the issue to his new bosses.
Konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu.He stated that the lack of hair makes him feel cleaner.
Yeni nesil daha çok Türkçe konuşmaktadırlar.The younger generation tend to speak Turkish.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.It is impossible to say anything about her.
Safevi Şahları da onlar gibi Azeri lehçesi konuşmaktaydılar.The customers there greet him just the same as the Cheers patrons do.
Artık tam anlamıyla annesinin yerine geçmiştir ve annesinin sesiyle konuşmaktadır.He wants to talk to his father, who his mother tells him has gone to Allah.
Bunun hakkında konuşmak çok zor.That's why it's kind of hard to talk about it.
Karakter sadece üç satır konuşmaktadır.The record includes three singles.
Babam hakkında konuşmak istiyorum.I'd like to talk about my dad.
Seninle konuşmak için ısrar etti.She insisted on talking to you.
Doğrusu, insanlarla konuşmak da yeterince iyi olmayabilir, değil mi?Well actually, talking to the people often is not good enough either, right?
Bugün buraya kendi kendine çalışan uçan plaj topları hakkında konuşmak için geldim.I'm here today to talk about autonomous flying beach balls.
Süpermarketler ne kadar gıda ziyan ettikleri hakkında benimle konuşmak bile istemiyorlardı.Supermarkets didn't even want to talk to me about how much food they were wasting.
Biz de ne yapmamız gerektiğini konuşmak için masada toplandık.So, we went around the table to talk about what we should do.
Sizinle trajik bir problem ve yenilikçi bir teknoloji hakkında konuşmak istiyorum.So, I want to tell you about a tragic problem and a breakthrough technology.
İnsanlar bir enfeksiyon hakkında konuşmak zaman, sık sık neden bir bakteri.Whenever people talk about an infection, it's often caused by a bacteria.
Başka bir ifadeyle, konuşmak ve duymak.In other words, talking and hearing.
Amacımız sadece konuşmak değil.And we don't just want to talk about it.
Ve aslında bugün bunlar hakkında konuşmak istiyorum.And that's actually what I'd like to talk about today.
Ama aslında neler yapabileceğimiz hakkında konuşmak için burada değilim.But I'm not actually here to talk about what we can do.
Neler yapmamız gerektiği hakkında konuşmak için buradayım.I'm here to talk about what we should do.
Gerçekten kendisi tarafından görülebilir izin ve yöneticisi ile konuşmak istedim.He really wanted to let himself be seen by and to speak with the manager.
Gregor henüz konuşmak duydunuz mu? "Have you heard Gregor speak yet?"
Burada olmaktan ve sizinle sevdiğim bir konuyu konuşmaktan çok mutluyum : güzellik.Delighted to be here and to talk to you about a subject dear to my heart, which is beauty.
"Ve sen olacağını beklemeyin. İnsanların sizinle konuşmak."And you mustn't expect that there will be people to talk to you.
Yani genç bir bayan için konuşmak th 'yol değil.That's not th' way for a young lady to talk.
"O, onun hakkında halk konuşmak duymak seviyor."He likes to hear folk talk about him.
Belki onunla konuşmak olabilir. "Perhaps she could talk to her."
Siz ve ben Weatherstaff hariç buraya konuşmak için hiç kimse yoktur.There is no one to talk to here except you and Ben Weatherstaff.
Ve işinizi yapmak ve Ben Weatherstaff sık sık bana konuşmak olmaz.And you have to do your work and Ben Weatherstaff won't speak to me often.
Bugün bir fikir hakkında konuşmak istiyorum.So I want to talk today about an idea.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod