Ana içeriğe geç
Sözlük

koltuk ile cümle

koltuk kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bir kaç insanın sığabileceği dev bir koltuk vardı. ve kısaca içinde harika zaman geçirmiştik.It's got a huge couch, fits quite a few people, and basically we'd had a great time with this.
Hiçbir şey yapmadan yan koltukta kuruluyorsun.You're just on the sideline doing nothing.
"Zaman içinde araç koltukları çok çok daha iyileşti.""Well, car seats have got a lot better over time.
Araç koltuklarına bağlı emniyet kemerlerini test ederek işimizi kaybetmeyi göze alamayız."We can't risk alienating them by testing seatbelts relative to car seats."
Sadece şu bank koltuklardan alıp, araç koltuğunu ve emniyet kemerini bunun üzerine bağlıyorlar.So they just have these bench seats, and they strap the car seat and the seatbelt onto it.
Koltuktaki çocuğa bakın. Halinden memnun, ve sapasağlam kurtulacakmış gibi görünmüyor mu?Does he not look content, ready to go,
Dolayısıyla bu, oto koltuklarının lehine allanıp pullanmış bir test.And so this is a test that's very much rigged in favor of the car seat,
Aslolan, bu araç koltuklarının esasen pek bir işlevi olmadığıdır.It's just that, fundamentally, the car seats aren't doing much.
Lokum gibi yumuşak koltuklarınız omurgama baskı yapıyor.And your marshmallow seats compress my spine.
Mükemmel benzin tüketimi. Deri koltukları var. Bizim otomobili satın alınız.It gets great gas mileage, it has leather seats.
Koltukta uyuyorum.. Kimse yanımda olmadan--Sleeping on the coach... with nobo--
Bud Light reklamında oynayan şu adam var, hani mutlu bir koltuk müptelası.Then we have our Bud Light guy who's the happy couch potato.
Şu an oturduğunuz koltuktaki kişi de bir yalancı.Also the person sitting in your very seats is a liar.
Sonra bu da açıkça çok konuşkan, laf kalabalığı yapan türden bir koltuk.Then this is a fairly talkative, verbose kind of chair.
Bileğinde bir çeşit sakatlanma olduğunu hatırlıyorum, bir sargı ve koltuk değnekleri vardı.I remember, she had some sort of injury to her ankle, an Ace bandage, and she had crutches.
Malcolm, Clay, eski şampiyonun gücünü azar azar tüketirken, maçı en ön koltuktan seyrediyordu.As Malcolm watched from the ringside, the young Clay wore down the older champion.
Yedi numaralı koltuktaydım.I was in seat seven.
Şimdi koltuktayız, camdan dışarıdan geçen arabalara bakıyoruz.We're now on the couch, looking out through the window at cars passing by.
Koltuk altında, boynunda, göğsünde ve karnında portakal büyüklüğünde tümörleri vardı.So, things weren't going well for Mr. Wright, time was really running out.
Geçen cuma gecesi en ön koltuktaydık.We were front row center last Friday night.
Rahat koltuk mu?The comfy chair?
Şimdi koltuklarımıza oturacağız ve şovdan sonra gidip onunla konuşacağız.So we're going to grab our seats and we'll talk to him after the show.
Arka koltuk iyi iş yapan biri içindir.The back seat is for the one who is doing a good job. That's where I am.
Tahmin et, puf koltuk olarak ne kullanıyorum?Guess what I use as a bean bag chair.
Merhaba, bu koltuk boş mu?Hi, is this seat taken?
"Bay Wright, koltukta oturuyorum, ve başıma sular akıyor.""Mr. Wright, I'm sitting on the couch and the water's pouring in on my head."
Onu altın bir koltukta oturan şişman bir adam olarak görüyorum.I saw him as a fat man sitting on a golden chair.
Mükemmel benzin tüketimi, deri koltukları var, bizim arabamızı satın alın.It gets great gas mileage, it has leather seats, buy our car.
Kâhinleri çaresiz kılar, Koltuklarında yıllananları devirir.He leads priests away stripped, and overthrows the mighty.
Yasaya dayanarak haksızlık yapan koltuk sahibi Seninle bağdaşır mı?Shall the throne of wickedness have fellowship with you, which brings about mischief by statute?
Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır.They and their companions will recline on couches in the shade.
Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divanlar.And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler.At the still centre in the proximity of the King all-powerful.
Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar,And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanmışlardır.They and their companions will recline on couches in the shade.
Karşılıklı koltuklar üzerindedirler.(Sitting) on couches, face to face,
Evlerine kapılar, üzerlerinde yan yatacakları koltuklar yapardık;And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,
Koltuklar üzerinde seyre dalarlar.On couches face to face.
Koltuklar üzerinde seyrediyorlar.Regarding them from their cushioned seats.
Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler isterler.Where they will take their ease, calling for fruits in plenty, and for wine,
Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,
Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar; ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk.Where they will recline on couches feeling neither heat of the sun nor intense cold.
Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.On couches face to face.
Koltuklar üzerinde etrafa bakarlar.Regarding them from their cushioned seats.
Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.(There) they will sit on couches face to face like brothers together.
Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.They and their companions will recline on couches in the shade.
Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.At the still centre in the proximity of the King all-powerful.
Koltuklar üzerinde etrafa bakacaklar.Regarding them from their cushioned seats.
Dizilmiş koltuklar, yastıklar,Cushions arranged,
Koltuklarına kurulup neşe ile etrafa bakınırlar.On couches face to face.
Koltuklarına kurulurlar“Kâfirler yaptıklarının cezasını buldular mı?” diye bakınırlar.Regarding them from their cushioned seats.
Dizilmiş koltuklar, yastıklar...Cushions arranged,
Orada koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir ödül ve ne güzel bir durak…How excellent the guerdon, and excellent the resting-place!
Eşleriyle birlikte gölgeliklerde, koltuklara yaslanmışlardır.They and their companions will recline on couches in the shade.
Karşılıklı koltuklar üzerinde.(Sitting) on couches, face to face,
Orada koltuklara yaslanırlar; orada ne (yakıcı) güneş ne de dondurucu soğuk görürler.Where they will recline on couches feeling neither heat of the sun nor intense cold.
Koltuklar üzerinde çevreyi seyrederler.On couches face to face.
Koltuklar üzerinde bakarlar:Regarding them from their cushioned seats.
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.Reclining on thrones, in rows; and We have wedded them to maidens with gorgeous eyes.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod