O kolayca kontrolünü kaybeder.He loses his temper easily.
O kolayca yalan söyledi.He lied readily.
O, yarışı kolayca kazandı.He won the race easily.
O, zor problemi kolayca çözdü.He solved the difficult problem easily.
O kolayca yorulur.He gets tired easily.
Kolayca aldatıldı ve ona biraz para verdi.He was easily deceived and gave her some money.
O kolayca İngilizce okuyabilir.He can read English easily.
O kolayca İngilizce yazıyor.He writes English with ease.
Otobüs durağını kolayca bulacaktır.He will find the bus stop easily.
O, hatalarını kolayca kabul edecek bir adam değildir.He is not a man to admit his mistakes easily.
O bugünlerde kolayca kızar.He easily gets angry nowadays.
O, sorumu kolayca yanıtladı.He answered my question easily.
Yurt dışında yaşamaya kolayca adapte oldular.They easily adapted to living abroad.
O gerçekten kolayca kaybolur. Onun yön duygusu yok.She gets lost really easily. She's got no sense of direction.
Onun cildi kolayca yanar.Her skin burns easily.
O kolayca soğuk alır.She easily catches cold.
O onu kolayca yaptı.She did it easily.
O kolayca indi.She got off easily.
O kolayca vazgeçmeyecek.She won't give up easily.
O kolayca pes etmeyecek.She won't give up easily.
O kolayca anlaşılmak için yeterince açık konuşur.She speaks clearly enough to be easily understood.
Kolayca sorunu çözdü.She solved the problem with ease.
O, kolayca gözyaşlarına boğulur.She is easily moved to tears.
Uçak kolayca kalkış yaptı.The plane took off easily.
Odada hava karanlık olmasına rağmen kitabı kolayca buldum.I found the book easily though it was dark in the room.
Büyük Ayıyı kolayca bulabilirsin.You can find the Big Dipper easily.
Ahşap evler kolayca tutuşurlar.Wooden houses catch fire easily.
Ahşap bir bina kolayca yanabilir.A wooden building can easily catch fire.
Ahşap evler kolayca yanar.Wooden houses easily catch fire.
Tanınmış diplomat komiteye kolayca katıldı.The noted diplomat readily participated in the committee.
Güzel konuşan bilim adamı kolayca tartışmaya katıldı.The eloquent scholar readily participated in the debate.
Kolayca anlaşılabilir olduğu için bu tür kitapları okuyun.Read such books as can be easily understood.
Bir yumurta kabuğu kolayca kırılır.The shell of an egg is easily broken.
Akıllı bir öğrenci böyle bir soruyu kolayca cevaplayabilir.A clever student can answer such a question easily.
Ahşap inşaatlar kolayca alev alabilir.Wooden buildings catch fire easily.
Ben kolayca ağlamam.I don't cry easily.
Karım soğuk algınlığına kolayca yakalanır.My wife catches colds easily.
Ahşap kolayca yanar.Woods burn easily.
Tren gezin için en iyi fiyatları kolayca bulursun.Easily find the best prices for your train trip.
O kolayca soğuk algınlığına yakalanır.He catches colds very easily.
O, soğuk algınlığına kolayca yakalanır.She catches colds easily.
Yaşlı insanlar kolayca soğuk alırlar.Old people catch colds easily.
Bir aptal ve parası kolayca ayrılır.A fool and his money are easily parted.
Avukat bunun kolayca sonuçlanacak bir dava olduğunu düşünüyor gibi görünüyor.The lawyer seems to think it'll be an open and shut case.
Evet, bu çok kolayca yapılabilir.Yes, it can be done very easily.
Kolayca pes etmiyorsun, demi?You don't give up too easily, do you?
Kolayca anlaşılması için bir cümle gereksiz yere karmaşık olmamalı.In order to be easily understood, a sentence should not be unnecessarily complicated.
O, kolayca etkilendi.He was easily influenced.
James Monroe seçimi kolayca kazandı.James Monroe easily won the election.
Coolidge 1924 seçimini kolayca kazandı.Coolidge won the 1924 election easily.
Onun duyguları kolayca incinir.Her feelings are easily hurt.
İnsanlar mutluluğu kolayca bulmak isterler.People want to find happiness easily.
O onu kolayca kabul etti.He readily agreed to it.
Tom kolayca şaşırmaz.Tom isn't easily surprised.
Tom kolayca sinirlenen insanlardan hoşlanmaz.Tom doesn't like people who get angry easily.
Tom onu kolayca yaptı.Tom did it easily.
Tom kolayca soğuk algınlığına yakalanır.Tom catches colds easily.
Tom Mary'nin şifresini kolayca tahmin etti.Tom easily guessed Mary's password.
Tom kendisinin masum olduğu konusunda Mary'yi kolayca ikna etti.Tom easily convinced Mary that he was innocent.
Tom Mary'nin evini kolayca bulabildi.Tom could find Mary's house easily.