Amerika birleşik Devletleri Kolombiya'ya karşı 2 golle önde.The United States is ahead by 2 goals against Colombia.
O gömlek kollarını sıvadı.He rolled up his shirt sleeves.
Koltuk değnekleriyle yürüyor.He walks on crutches.
İngilizceyi öğrenmek ne kadar kolay?How easy is it to learn English?
Nasıl İngilizceyi kolayca öğrenebilirim?How can I learn English easily?
Bu meseleyi daha kolay yapmaz.This won't make the matter any easier.
Onları birbirinden ayırmak kolay.It's easy to tell them apart.
Tom modern tablolardan oluşan güzel bir koleksiyona sahip.Tom has a nice collection of modern paintings.
Tom koltuğunda uyuyor.Tom is sleeping in his chair.
Keşke onu yapması daha kolay olsa.I just wish it was easier to do.
Onu yapmak beklediğimden daha kolaydı.It was easier to do than I had expected.
Ben Kolombiya'daki Medellin'de doğup büyüdüm ve yaşıyorum.I was born, raised and live in Medellín, Columbia.
Tom kolayca kazandı.Tom easily won.
Zamenhof'un kitapları kolay bulunmaz.Zamenhof's books are not easily found.
Oraya gidelim; konuşmamız daha kolay olacak.Let's go over there; it'll be easier for us to talk.
Böyle bir evi satmak kolay olmayacak.It will not be easy to sell such a house.
Bu koltuğun rahat olduğunu düşünmüyorum.I don't think this armchair is comfortable.
Amerikan kolonizasyonu hakkında bir oyun oynadım.I played a game about American colonization.
Tom, antika saat koleksiyonu yapıyor.Tom collects antique clocks.
Kolombiya'da Katolik gelenekleri hakimdir.In Colombia, Catholic customs prevail.
Benim koltuk altım terledi.I perspired under my armpits.
Peynir bir bıçakla kolayca kesilebilir.Cheese can easily be cut with a knife.
Kolay rencide olan insanlara ne söyleyeceğinize dikkat etmelisiniz.You've got to be careful what you say to people who are easily offended.
Gelincik heykelciklerinden oluşan bir koleksiyonum var.I have a collection of stoat figurines.
Tahtayı damar yönünde kesmek daha kolaydır.It's easier to cut wood with the grain.
Mary kollarını sıkıca göğsüne sardı.Mary wrapped her arms tightly around her chest.
İnterlingue, Esperantodan daha güzel ve daha kolaydır.Interlingue is more beautiful and easier than Esperanto.
Esperanto Interlinguadan çok daha kolay.Esperanto is much easier than Interlingua.
Peynirin hazmedilmesi kolay değildir.Cheese isn't easy to digest.
Oraya paralı bir yol kullanmadan varmanın herhangi kolay yolu var mı?Is there any easy way to get there without using a toll road?
Beni kolayca başından savamayacaksın.You won't get rid of me that easily.
Kolay bir çözüm var.There's an easy solution.
Hiçbir şey gerçekten kolay değil.Nothing is really easy.
Karar kolaydı.The decision was easy.
O oldukça kolaydı.That was pretty easy.
O kolay olmalı.That should be easy.
Vay, bu kolaydı.Wow, that was easy.
Seçim kolaydır.The choice is easy.
O gerçekten kolaydı.It was really easy.
İyimserler bile kolay olmayacağını kabul ederler.Even the optimists agree that it won't be easy.
Tom'un neden oraya gitmesine izin verilmediğini anlamak kolay.It's easy to understand why Tom wasn't allowed to go there.
Seçmeler kolay görünüyordu.The tryouts appeared easy.
Arka koltuktaki yolcularının her ikisinin de boyun yaralanması vardı.Both of the passengers in the back seat had neck injuries.
Tom arka koltukta bir cüzdan bulduğunu söyledi.Tom said he found a wallet in the back seat.
Kolay olsaydı, bu bir meydan okuma olmazdı.If it was easy, it wouldn't be a challenge.
O, kontrol etmek için yeterince kolay.That's easy enough to check.
Tom'u onu yapması için ikna etmek kolay değildi.It wasn't easy to convince Tom to do that.
Tom başka bir koltuğa oturmaya karar verdi.Tom decided to sit in another seat.
Tom Mary'yi oldukça iyi açıkladı, bu yüzden onu görünce onu tanımak kolaydı.Tom described Mary quite well, so it was easy to recognize her when I saw her.
Ekim 2013'te Tom'a kolon kanseri teşhisi kondu.Tom was diagnosed with colon cancer in October of 2013.
Mademki iş için doğru aletlere sahibim bu benim yapmam için kolay olacak.It'll be easier for me to do since I have the right tools for the job.
Daha iyi bir ekipmanım olduğu için yapmam daha kolay olacak.It'll be easier for me to do since I have better equipment.
Tom'un neden buradan hoşlanmadığını anlamak kolaydır.It's easy to understand why Tom doesn't like it here.
Tom'un neden Mary'yi sevmediğini anlamak kolay.It's easy to understand why Tom doesn't like Mary.
Hiçbir şey yapmamak, yapılacak en kolay şeydir.Doing nothing is the easiest thing to do.
Onu yapmak oldukça kolaydı.It was pretty easy to do that.
Bunu yapmak nispeten kolay.That's relatively easy to do.
Bunu yapmak kolay olacak.It'll be easy to do that.
Gittikçe kolaylaşıyor.It does get easier.
Kollarım güçsüz hissetti.My arms felt weak.