Tom koşarken düştü ve kolunu kırdı.Tom fell over jogging and broke his arm.
O, bardağı kırdı.He has broken the glass.
Tom kırık parçaları tekrar birleştirmeye çalıştı.Tom tried to put the broken pieces back together.
Mary biraz parlak kırmızı ruj sürdü.Mary put on some bright red lipstick.
Bu kirliliği temizlememe yardımcı ol.Help me clean up this mess.
Biz adanın eşsiz ve kırılgan doğasını korumalıyız.We must protect the island's unique and fragile environment.
Tom Mary'nin ona verdiği kırmızı gömleği mavisiyle değiştirdi.Tom exchanged the red shirt Mary had given him for a blue one.
Bu ev için bir kiracı bulmak kolay olur.It will be easy to find a tenant for this house.
Onun takma kirpikleri var.She has fake eyelashes.
Senin en sevdiğin renk kırmızı, değil mi?Your favorite color is red, right?
O kırmızı ışık neden yanıp sönüyor?Why's that red light blinking?
Şu kırmızı şey ne?What's that red stuff?
Tom'un gözleri kırmızı ve o çok yorgun görünüyor.Tom's eyes are red, and he looks very tired.
Tom'un gözleri bugün kırmızı.Tom's eyes are red today.
O kampa gittiği her zaman aynı kırmızı flanel gömleği giyer.Tom wears the same red flannel shirt every time he goes camping.
Tom kırmızı bir kafa bandı giyiyordu.Tom was wearing a red headband.
Tom kırmızı kravatla gri bir takım elbise giyiyordu.Tom was wearing a gray suit with a red tie.
Tom beyaz gömleğine biraz kırmızı şarap döktü.Tom spilled some red wine on his white shirt.
Tom susuz kırmızı şarap içmeyi tercih eder.Tom prefers to drink dry red wine.
Tom bisikletini kırmızıya boyadı.Tom painted his bicycle red.
Tom'un vücudunun her yerinde kırmızı lekeler var.Tom has red spots all over his body.
Tom'un kırmızı saçı var.Tom has red hair.
Tom kırmızı bir spor araba sürüyor.Tom drives a red sports car.
Tom bir kadeh kırmızı şarap içti.Tom drank a glass of red wine.
Tom bir bardak kırmızı şarap içti.Tom drank a glass of red wine.
Tom kırmızı giymekten hoşlanmıyor.Tom doesn't like wearing red.
Tom kırmızı et yemez.Tom doesn't eat red meat.
Konsolda yanıp sönen bazı kırmızı ışıklar var.There are some red lights blinking on the console.
Kırmızı ışık söndü.The red light has gone off.
Kapının üstündeki kırmızı ışık açıktı.The red light above the door was on.
Dağlama demiri kırmızı sıcaktı.The branding iron was red hot.
Alarm durdu ve kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı.The alarm went off and a red light started flashing.
O kır saçlı adam Tom'un babası.That gray-haired man is Tom's father.
Bu kırmızı hapların ikisini al.Take two of these red pills.
Kırmızı kabloyu mu yoksa yeşil olanını mı kesmem gerekiyor?Should I cut the red wire or the green one?
Benimki kırmızı olan.Mine is the red one.
Mary'nin tırnakları parlak kırmızıya boyanmış.Mary's nails were painted a bright red.
Mary boynuna kırmızı bir eşarp giydi.Mary wore a red scarf around her neck.
Mary dar bir kırmızı elbise giyiyordu.Mary was wearing a tight red dress.
Mary kırmızı bir etek giyiyordu.Mary was wearing a red skirt.
Mary kırmızı ve beyaz bir elbise giyiyordu.Mary was wearing a red and white dress.
Mary genellikle parlak kırmızı ruj kullanır.Mary usually wears bright red lipstick.
Kasabayı kırmızıya boyayalım.Let's paint the town red.
O kırmızı bir ringa.It's a red herring.
O katı kırmızıydı.It was solid red.
Kırmızı süveterimi neredeyse hiç giymem.I hardly ever wear my red sweater.
Kırmızı meyan kökünü sever misin?Do you like red licorice?
Kulaklarım kırmızı mı?Are my ears red?
Cankurtaranlar kırmızı ışıklarda durmak zorunda değiller ama genellikle yavaşlarlar.Ambulances don't have to stop at red lights, but they usually slow down.
Tom Mary'nin kırık tabloyu tamir etmesine yardım etti.Tom helped Mary fix the broken table.
Tom bir kaza geçirip bacağını kırdı.Tom had an accident and broke his leg.
Tom bir kayak kazasında boynunu kırdı.Tom got his neck broken in a ski accident.
Tom fincanını düşürüp kırdı.Tom dropped his cup and broke it.
Sanıyorum Tom'un kalbini kırdım.I think I broke Tom's heart.
Biz hayal kırıklığına uğradık.We're disappointed.
Onun kırmızı çiçekleri var.She has red flowers.
Film gerçek bir hayal kırıklığıydı.The movie was a real disappointment.
Dün gece göz kırpmadan uyumadığına bahse girerim.I'll bet you didn't sleep a wink last night.
Kırk sekiz saat uyumadım.I haven't slept in forty-eight hours.
Neredeyse gözümü kırpmadım.I barely slept a wink.