Kırık cam parçaları güneşte parlıyordu.The pieces of broken glass glittered in the sun.
Kırık bacak Tom'un en büyük sorunu değil.The broken leg isn't Tom's biggest problem.
Hava kirliliği buralarda bir sorundur.Air pollution is a problem around here.
Bir kırmızı ayakkabım var.I have a pair of red shoes.
Ben yirmi iki kasım bin dokuz yüz kırk sekizde doğdum.I was born on the twenty second of November, nineteen forty eight.
Ebeveynlerimi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.I don't want to disappoint my parents.
Bu fabrikalar çevreyi kirletiyor.These factories are polluting the environment.
Eski alışkanlıkları kırmak zordur.Old habits are hard to break.
Onun arabası maviydi. Onun arabası kırmızıydı.His car was blue. Her car was red.
Onun arabası maviydi ve onunki kırmızıydı.His car was blue and hers was red.
Seninle konuşmak istemiyorum çünkü kalbimi kırdın.I don't want to talk to you, because you broke my heart.
Gri, kırmızı ile iyi gider.Gray goes well with red.
Tom hızlı kırlaşıyor.Tom is graying fast.
Bir araba kiralayacağız ve Boston'a gideceğiz.We're going to rent a car and drive to Boston.
Sadece bir şişe kırmızı şarap kaldı.There's only one bottle of red wine left.
Onlar oğullarında hayal kırıklığına uğradı.They're disappointed in their son.
Ben gerçekten sende hayal kırıklığına uğradım.I'm really disappointed in you.
Haber tarafından hayal kırıklığına uğradım.I was disappointed by the news.
Kendimi biraz kırgın hissediyorum.I feel a little sore.
Evet, elma kırmızı.Yes, the apple is red.
Kırmızı bir evim var.I have a red house.
Japonca okumaya başlayalı kırk yıl oldu.It's been forty years since I began to study Japanese.
Bir kiraz ağacını kestim.I cut down a cherry tree.
Sen bir kiraz ağacı kestin.You cut down a cherry tree.
Tom kiraz ağacını kesti.Tom cut down a cherry tree.
O bir kiraz ağacını kesti.She cut down a cherry tree.
Mary bir kiraz ağacını devirdi.Mary cut down a cherry tree.
Bir kiraz ağacını kestik.We cut down a cherry tree.
Bir kiraz ağacını kestiler.They cut down a cherry tree.
Onlar bir kiraz ağacını kestiler.They cut down a cherry tree.
Sen odun kırmayı seversin.You like to chop wood.
O, odun kırmayı seviyor.He likes to chop wood.
Tom odun kırmayı sever.Tom likes to chop wood.
O, odun kırmayı sever.She likes to chop wood.
Mary odun kırmayı seviyor.Mary likes to chop wood.
Odun kırmayı severim.We like to chop wood.
Onlar odun kırmayı sever.They like to chop wood.
Her gün odun kırarım.I chop wood every day.
Her gün odun kırarsın, değil mi?You chop wood every day, don't you?
Mary her gün odun kırar.Mary chops wood every day.
Biz her gün odun kırarız.We chop wood every day.
İkiniz de her gün odun kırıyorsunuz, değil mi?You both chop wood every day, don't you?
Koyunları kırkıyorum.I am shearing the sheep.
Sen koyun kırpıyorsun, değil mi?You are shearing the sheep, aren't you?
O, koyun kırpıyor.He is shearing the sheep.
O, koyunu kırpıyor.She is shearing the sheep.
Mary, koyunu kırpıyor.Mary is shearing the sheep.
Biz koyunu kırpıyoruz.We are shearing the sheep.
Onlar koyunları kırpıyorlar.They are shearing the sheep.
Tom bileğini kırdı.Tom fractured his wrist.
Tom bileğini kırmış.Tom fractured his wrist.
O, cinsel olarak hayal kırıklığına uğramış.She's sexually frustrated.
Yüzü korkudan kireç gibi oldu sonra utançtan kızardı.He went pale with fear and then turned red with embarrassment.
O bir daire kiraladı.He rented an apartment.
Kırık bir burunla eve gideceksin!You'll go home with a broken nose!
Bir cenaze için kırmızı mini etek giymek uygun değildir.It's not appropriate to wear a red miniskirt to a funeral.
Masa kırmızıdır.The table is red.
Tabak kirli.The plate is dirty.
Bıçak kirli.The knife is dirty.
Çatal kirliThe fork is dirty.