Onu hayal kırıklığına uğratma.Don't disappoint him.
Kırsalda güzel bir yere sahiptir.He has a nice place in the country.
Onun konuşmasıyla hayal kırıklığına uğradım.I was disappointed with his speech.
Onun pantolonlarının hepsi kırışık.His slacks are all wrinkled.
Ailesi kırk yıl önce anavatanından Brezilya'ya göç etti.His family emigrated from their mother country to Brazil forty years ago.
Onun rekoru asla kırılamayacak.His record will never be broken.
Bu kirli giysiler onun suçsuzluğunu kanıtlayacak yeni bir kanıt parçası olabilirdi.These dirty clothes could be a new piece of evidence to prove his innocence.
Ben onun evlilik yaşamına hayal kırıklığına uğradım.I was disillusioned at his married life.
Onun konferansı bizi hayal kırıklığına uğrattı.His lecture disappointed us.
Onun mektubu gelmedi, hayal kırıklığına uğradı.To her disappointment, his letter didn't come.
Onun gelirinin çoğunluğu onun kirasını ödemeye gider.The majority of his income goes to pay his rent.
Tek bir hatayla cesareti kırılacak bir adam değildi.He was not a man to be disheartened by a single failure.
O, rekor kırdı.He has broken the record.
O benim evin kırık penceresini tamir etti.He repaired the broken window of my house.
O yaklaşık kırk olmalı.He must be about forty.
O, kırk yaşındayken enerjisini kaybetmiş olduğunu söyledi.He said he had lost his vigor at forty.
O kırk yaşına geldi.He arrived at the age of 40.
O kırkı geçmiş.He is past forty.
O, kırk yaşını biraz geçti.He is a little over forty.
Altı pencereyi birbiri ardına kırdı.He broke six windows one after another.
Onlar bir daire kiraladı.They rented an apartment.
Randevularına nadiren, kırk yılda bir, geç kalır.He is rarely, if ever, late for appointments.
O, her zaman birinin evinde kira vermeden yaşıyor gibi görünüyor.He always seems to be living rent-free in somebody's house.
Yemeğinin her kırıntısını yedi.He ate every bit of his dinner.
O, kupayı düşürdü ve kırdı.He dropped the cup and broke it.
O, futbol oynarken kolunu kırdı.He got his arm broken while he was playing soccer.
Kayak yaparken bacağını kırdı.He broke his leg skiing.
Kayak yaparken düşüp kolunu kırdı.He fell and broke his arm while he was skiing.
Kayak yaparken düştü ve kolunu kırdı.He fell and broke his arm while he was skiing.
Vazoyu kırdığını itiraf etti.He confessed that he had broken the vase.
Kazada boynunu kırdı.He got his neck broken in the accident.
O, kırmızı arabada karar verdi.He decided on the red car.
Kırmızı arabaya karar verdi.He decided on the red car.
Kararı kırmızı arabadan yana oldu.He decided on the red car.
O, kırmızı ceketi giydi.He put on the red jacket.
Haberi duyduğunda biraz hayal kırıklığına uğradı.He was somewhat disappointed to hear the news.
O, kırık parçaları birlikte yapıştırdı.He stuck the broken pieces together.
O kapıyı kırarak girdi.He broke the door open.
Hawaii'de bir araba kiralamak ona elli dolara mal oldu.It cost him 50 dollars to rent a car in Hawaii.
O, çekiçle beton bloğu kırdı.He broke up the concrete block with a hammer.
O yediği kirpi balığından zehirlendi.He was poisoned by the globefish he ate.
O, nadiren, kırk yılda bir sinemaya gider.He seldom, if ever, goes to the cinema.
O nadiren, kırk yılda bir, film seyretmeye gider.He seldom, if ever, goes to see the movies.
O nadiren, kırk yılda bir, gelir.He seldom, if ever, comes.
Çok nadir, kırk yılda bir, kiliseye gider.He seldom, if ever, goes to church.
Nadiren, kırk yılda bir, berbere gider.He seldom, if ever, goes to the barber's.
Nadiren, kırk yılda bir, güler.He seldom, if ever, laughs.
Çağrılmaması onu hayal kırıklığına uğrattı.He was disappointed at not being invited.
Davet edilmediği için hayal kırıklığına uğradı.He was disappointed at not being invited.
O iyi bir manzaranın tadını çıkarmak için üst katta bir oda kiraladı.He rented a room on the top floor in order to enjoy a good view.
O pencereyi kasıtlı olarak kırdı.He broke the window intentionally.
Yakacak odun için sandalyeyi kırdı.He broke up the chair for firewood.
O, gözünü kırpmadı.He did not sleep a wink.
Kasıtlı olarak vazoyu kırdı.He broke the flower vase on purpose.
O kırık masayı onardı.He fixed the broken table.
O, kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirmeye çalıştı.He tried to put the fragments of a broken vase together.
O, pakete bir "Kırılgan" etiketi ekledi.He attached a "Fragile" label to the package.
Kırtasiye dükkanından bazı kırtasiye malzemeleri aldı.He bought some stationery at the school store.
O, bir öğrenciye bir oda kiralıyor.She rents a room to a student.
Kırık bir çenesi var ve birkaç dişini kaybetti.He got a broken jaw and lost some teeth.