Yaşlı hanımefendi bana istasyona giden yolu gösterecek kadar kibardı.Die alte Dame war so freundlich, mir den Weg zum Bahnhof zu zeigen.
Tom'a karşı çok kibardılar.Sie waren Tom gegenüber sehr höflich.
Tom bildiğim en kibar insanlardan biri.Tom ist einer der höflichsten Menschen, die ich kenne.
O bana karşı kibardı.Er war nett zu mir.
Dördüncü şarkının sonunda Barrett beklenmedik bir şekilde kibarca gitarını yere bırakıp sahneden indi.Während des vierten Stücks legte Barrett die Gitarre ab und verließ völlig unerwartet die Bühne.
Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler.Bevor sie zu sprechen beginnen, warten sie höflich darauf, dass der andere Gast zu reden aufgehört hat.
Çok kibar bir miniperidir.Eine reizende Miniatur.
Küçük kızı Bianca görgülü ve kibar biridir, pek çok erkek onunla evlenmek istemektedir.Barbara eine sehr schöne und kluge junge Frau, so dass viele Männer um ihre Hand anhielten.
Çok kibar ve naziktir.Geistreich und liebenswürdig.
Ancak hiç de sevmediği kişilere işi gereği kibar davranmak durumundadır.Gegenüber den Leuten die er nicht mag, verhält er sich bewusst unfreundlich.
Her zaman esprili ve kibardır.Er habe stets nur zuvorkommend und höflich sein wollen.
Bu türün vücut yapısı biraz daha kibardır.Die Körperunterseite ist dabei etwas gelblicher.
"Kibar Efendi", "Genç Efendi".Tworogin, „der junge Herr“.
Genelde sakin, uslu ve kibardır.Er ist sehr zurückhaltend, nett und höflich.
Darcy bu saldırılara oldukça kibar bir şekilde cevap verir.Wieland reagierte auf diesen Angriff mit heiterer Milde.
Plağın arka yüzünde yine bir Kibar-Talu eseri "Sevda Olmasa" bulunuyordu.In sein Steinkreuz wurde die Inschrift „Die Liebe höret nimmer auf“ gemeißelt.
Bana gerçeği söylemek için kibar görünüyordu.Il a été assez gentil pour me dire la vérité.
Onu kibar olduğu için değil ama onurlu olduğu için seviyorum.Je l'aime bien non pas parce qu'il est gentil mais parce qu'il est honnête.
Şapkasını indirdi ve kibarca eğildi.Il baissa son chapeau et s'inclina poliment.
Japonya'da biriyle karşılaşıldığı zaman eğilmek kibarlıktır.Au Japon, il est poli de s'incliner quand on rencontre quelqu'un.
Bunu söylemen çok kibar.C'est gentil à toi de le dire.
Bunu demeniz çok kibar.C'est gentil à vous de le dire.
Ona karşı kibardır.Il est gentil avec elle.
Bana karşı neden çok kibarsın?Pourquoi es-tu si gentil avec moi?
15 yaşında, arkadaş canlısı, kibar fakat Megumi'ye karşı olan herkesi sevmeyen biridir.Elle a 15 ans et est une fille amicale et gentille, qui ignore que sa meilleure amie Megumi ne l'aime pas.
Albümde Göksel'in de Arka Bahçem albümünde seslendiği Kibariye'nin hit şarkısı "Kim Bilir" de yer alıyor.Les chansons Tail of Hope et Baby you... se trouvent sur l'album Who's Back?.
Davranışları son derece kibar, yaşamı da aynı ölçüde sadeydi.S'il était courtisan, il l'était à sa manière.
Nazik ve kibar bir insandır." demiştir.Et il est un homme d'une parfaite courtoisie."
Kendisi uysal bir kalbi ve aklı olan, zeki ve kibar biriydi.C’était surtout un homme plein de cœur et d’intelligence, bon et généreux.
Çok kibar ve naziktir.Il est très poli et généreux.
O çok duygulu..çok kibar..ve çok iyi...ve çok da dostca.Il est si raisonnable, si gentil et si bon et si aimable aussi.
Kibar Grubu şirketleri ISO 9002 Kalite Belgesi'ne sahiptir.Usines certifiées ISO 9002.
Bruce, hiç de kibar olmayan bir tavırla konuklarını malikaneden kovar.Bugs part, de mauvaise grâce.
Kibar Ananın Damatlarıyla arası pek iyi olmasa bile başka şansı yoktur.Avec l'autre exemplaire Vroubel n'a pas eu de chance.
Sesi kibar ve sıcaktır.Su voz es gentil y cálida.
Lütfen bana kibarca sözümü hatırlatabilir misiniz?¿Me puedes recordar de mi promesa de manera amable, por favor?
Tom sadece kibar oluyor, değil mi?Tom sólo está siendo educado, ¿no?
Bana istasyona nasıl gidileceğini gösterecek kadar kibardı.Él fue lo suficientemente amable para mostrarme cómo llegar a la estación.
Keşke o zaman Tom'a daha kibar davransaydım.Ojalá hubiera sido más amable con Tom en ese momento.
Kibar bir annem var.Tengo una madre amable.
Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler.Antes de hablar, cada invitado educadamente espera que termine el orador actual.
Edi Gathegi, Laurent: James'in klanının en kibar üyesi.Edi Gathegi como Laurent, el vampiro más civilizado del clan de James.
Lucretia (Lucy Lawless) — Batiatus'un kurnaz ve kibar eşi.Lucrecia (Lucy Lawless) Lucrecia es la esposa de Batiatus, calculadora y muy licenciosa.
KSKY: DYS'nin kibar biçimdir.Deb, Sopan.
Boone kibarca teklifi reddetti çünkü eşiyle yeni bir hayata başlamak istiyordu.Ella respetuosamente rechazó la oferta porque quería pasar más tiempo con su familia.
Çok kibar ve naziktir.Es muy amable y gentil.
Her zaman esprili ve kibardır.Siempre se mantuvo amable y alegre.
Müzikle olan profesyonel serüvenine Melih Kibar ile başladı.Daniel recuerda sus inicios musicales con cierta nostalgia.
O, kibar biri olmaktan çok uzak.È ben lungi dall'essere un gentiluomo.
Şimdiye kadar bana kibar davranan tek kişi sizdiniz.Fino ad ora le sole persone che mi abbiano trattato in maniera educata siete voi.
Gözünü seveyim, lütfen ona karşı kibar ol.Per l'amor del cielo, sii gentile con lui.
Landa, amansız ve acımasız, son derece zeki, ancak gerektiğinde büyüleyici ve kibardır.Landa è crudele, molto intelligente, deciso e spietato ma quando serve, educato e affascinante.
Döbling kibar bir semtidir.Una Guida è cortese.
Dördüncü şarkının sonunda Barrett beklenmedik bir şekilde kibarca gitarını yere bırakıp sahneden indi.Ma al quarto brano Barrett stupì tutti slacciandosi la chitarra ed allontanandosi dal palco.
Henry'nin en kibar arkadaşıdır.È il migliore amico di Henry.
Çok kibar ve naziktir.È molto altruista e gentile.
Yuri çok terbiyelidir ve kibardır.Giselle è gentile e premurosa.
Edi Gathegi, Laurent: James'in klanının en kibar üyesi.Edi Gathegi è Laurent, il membro più civilizzato del trio.
Lütfen kibar ol.Пожалуйста, будь вежливым.
O, ona karşı kibar değildir. Aslında, o kimseye karşı kibar değildir.Она к нему плохо относится. По правде сказать, она ко всем плохо относится.