O, Tom için kişisel bir zaferdi.That was a personal victory for Tom.
Kişisel tercih meselesi.It's a matter of personal preference.
Kişisel yayıncılık şimdi web çağında çok daha kolaydır.Self-publishing is much easier now in the age of the Web.
Kişisel yayıncılık, halkla konuşmanın bir yoludur.Self-publishing is a way to talk to the public.
Tom benim yakın kişisel arkadaşım.Tom is a close personal friend of mine.
Ben kişisel olarak ilgilenmiyorum artık.I personally don't care anymore.
Ağrı tamamen kişisel bir duygudur.Pain is an entirely personal sensation.
Tom'u kişisel olarak tanımıyorum.I don't personally know Tom.
O sadece kişisel bir görüş.That's just a personal opinion.
Onun kişisel hizmetçileri ondan nefret ediyordu.His personal servants hated him.
Bu çok kişisel bir seçimdir.It's a very personal choice.
Soruma böyle bir kişisel cevap için çok teşekkürler.Many thanks for such a personal response to my question.
Sana kişisel hayatında mutluluk ve işinde başarı diliyorum.I wish you happiness in your personal life and success in your work.
Kişisel olarak savaşta olmaktan hoşlanmıyorum.Personally, I like not being at war.
Kişisel eşyalarını gözetimsiz bırakma.Don't leave your belongings unattended.
Kişiselleşen anlaşmazlıkları durdurmanı istiyorum.I would like you to stop personalizing disputes.
Kişisel yayıncılık çekici bir seçenek olabilir.Self-publishing may be an attractive option.
Farklı kültürlerden insanların az çok kişisel alana ihtiyacı vardır.People in different cultures need more or less personal space.
Çok kişisel.It's very personal.
Şeyleri çok kişisel olarak almayı bırak.Stop taking things so personally.
Profesör kişisel nedenlerden beni reddetti!The professor rejected me for personal reasons!
Kişisel gelişim kitapları Amerika'da çok popüler.Self-help books are very popular in America.
Neden her şey kişisel olmalı?Why must everything be personal?
Onu çok çok kişisel olarak algılıyorum.I took it very, very personally.
Onu çok çok kişisel olarak alıyorum.I took it very, very personally.
Tom sana kişisel olarak saldırmadı.Tom didn't attack you personally.
Konuşma kişiselleşti.The conversation got personal.
Kişisel tercihe inanıyorum.I believe in personal choice.
Kişisel olarak Twitter'ı tercih ediyorum.I personally prefer Twitter.
Kişisel olarak ben her ikisini de beğeniyorum.Personally I like both.
Ben kişisel bir menajerim.I'm a personal manager.
Kaç tane siyasetçiyi kişisel olarak tanıyorsun?How many politicians do you personally know?
Aşk kişisel türde bir skandaldır.Love is a scandal of the personal sort.
Sami kişisel eşyalarını Kahire'deki bir eve bıraktı.Sami abandoned his personal possessions in a Cairo apartment.
Tom, Mary'ye kişisel meselelerine karışmamasını söyledi.Tom told Mary not to interfere in his personal affairs.
Tom'un kişisel bir helikopteri var.Tom has a personal helicopter.
Leyla, Sami ile kişisel olarak görüşmek için Mısır'a geldi.Layla came to Egypt to meet Sami in person.
Leyla kişisel bir görüşme yapıyordu.Layla was making a personal call.
Leyla kişisel bir telefon görüşmesi yapmak istedi.Layla wanted to make a personal call.
Her öğrenci kişiselleştirilmiş dersleri hak ediyor.Every student deserves personalized lessons.
Bu gizli, sadece ona kişisel olarak söyleyebilirim.This is confidential, I can only tell him personally.
Sanırım Tom'un kişisel olarak Mary ile konuşması gerekiyor.I think Tom needs to talk to Mary personally.
Kişisel olarak, bence bunu yapmamalısın.Personally, I think you shouldn't do that.
Kişisel olarak Tom'la konuşmanız gerekiyor.You need to talk to Tom personally.
Tom bir kişisel antrenördür.Tom is a personal trainer.
Seninle kişisel olarak konuşmak zorundayım.I have to speak to you personally.
Sizinle kişisel olarak konuşmak zorundayım.I have to speak to you personally.
Sami onu kişisel olarak almaya başladı.Sami started to take that personally.
Sami onu kişisel olarak almaması gerekir.Sami shouldn't take it personally.
Sami, Leyla ile kişisel olarak görüşmek istedi.Sami wanted to meet Layla in person.
Tom benim yakın bir kişisel dostumdu.Tom was a close personal friend of mine.
O biraz kişisel.That's a bit personal.
Tom'un kişisel hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyorum.I don't know anything about Tom's personal life.
Tom'un bu kişisel gelişim lakırdılarına karnı tok.Tom doesn't buy into any of this self-help stuff.
Tom onu kişisel algıladı.Tom took it personally.
Lider onu kişisel düşmanı olarak gördü.The leader considered him his personal enemy.
Kişisel gizlilik bir saçmalıktır.Personal privacy is a joke.
Kişisel hayatımda yaptığım şey seni ilgilendirmez.What I do in my personal life is none of your business.
Kişisel amaçla havai fişek atımı birçok ülkede yasaklanmıştır.Private fireworks are banned in many countries.
Bu benim için kişisel bir konu.This is personal to me.