Kişisel verilerin yanı sıra pasaport sahibinin fotoğraf ve parmak izi ile bulunur.Κατά τη νεκροψία γίνεται φωτογράφηση και λήψη των δακτυλικών αποτυπωμάτων.
Fakat bu güçleri tamamıyla kişisel çıkarları için kullanmaktadır.Τη διαφορά την καρπώνονταν για προσωπικό τους όφελος.
Çünkü şarkı kişisel olarak size uymayabilir, fakat bu sahip olduğunuz bir fikir olabilir."Αν και δεν ταιριάζει με το γούστο σου, κάτι μπορεί να σε τραβήξει.»
Kişisel web sitesi (Almanca)Προσωπικός ιστότοπος (στα Γερμανικά).
Ayrıca ortak mülkiyetten kişisel mülkiyete doğru bir değişme olduğu ileri sürülmektedir.Παράλληλα αλλάζει ιδιοκτησιακό καθεστώς.
Bana kişisel olarak çok önem arz eder."Η προσωπικότητα μετράει για μένα».
Kişisel sitesi ^Προσωπικός ιστοτόπος.
67 kişisel sergi açtı.26οι Πανελλήνιοι κλειστού.
Bu kişisel şeylerden kurtuluyorum ve bu iyi hissettiriyor. "Jeg er kommet igennem disse personlige ting og det føles godt".
Bazı kişisel şeylerle uğraşıyordum.Jeg gik igennem nogle personlige ting.
Tüm tartışmalara rağmen Ronaldo çok sayıda kişisel ödül kazandı.På trods af disse kontroverser opnåede Ronaldo alligevel nogle personlige priser denne sæson.
Immortal, grup üyelerinin kişisel nedenlerinden ötürü 2003 yazında ayrılmak için karar aldı.Immortal besluttede sig for at skilles i løbet af sommeren i år 2003 af personlige grunde.
Üçüncüsü kişisel sahip olmak.Det fjerde er i privateje.
Arno Breker, Albert Speer ve Hitler ile kişisel ilişkilerini korumaya devam etti.Han vedligeholdt et personligt forhold til Albert Speer og Hitler.
Apple I, (ya da Apple-1) ilk kişisel bilgisayarlar arasında bilinir.Apple I eller Apple 1 var en af de første personlige computere på det offentlige marked.
Calvin'in hassas sağlığı ve devlete olan faydalılığı Servet'e kişisel olarak karşı olduğunu belli etmiyordu.Calvins skrøbelige helbred og brugbarhed for staten betød, at han ikke personligt deltog i sagen mod Serveto.
Kendi kişisel görüşlerini dile getirir.Han holder sin egen mening udenfor.
Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur.Nogle giver desuden et indblik i deres aktuelle privatliv.
Bir dizi muharebe sonucunda Edo düştü ve Yoshinobu kişisel olarak teslim oldu.Efter en række slag, overgav Edo sig og dermed også Yoshinobu personligt.
Bana kişisel olarak çok önem arz eder."Det er meget personligt."
1981: IBM (Personal Computer) kişisel bilgisayarlar piyasada.1981 - IBM introducerer den personlige computer - PC'en - på markedet.
Nisan 1932'te Berlin'in Gauleiter'i olan Josef Goebbels'in kişisel yardımcısı oldu.Den 1. april 1932 blev Hanke personlig assistent for Joseph Goebbels, NSDAP's Gauleiter i Berlin.
Nişanın verilmesi hükümdarın kişisel bir hediyesidir ve başka onay gerektirmez.Principelt er det en betegnelse på en suveræn hersker og ingen egentlig titel per se.
Evans'ın Laughlin ile kişisel sorunları grupla zaten sorunlu ilişkisini daha da kötü hale getirdi.Evans havde interne problemer med Laughlin, som også bidrog til bandets ilde syn på Evans.
Haus of Gaga şarkıcı Lady Gaga'nın kostümleri ve tarzından sorumlu kişisel yaratıcı ekibi.Haus of Gaga er det personlige, kreative team bag scenekunstneren Lady Gaga.
Kısa süre sonunda kişisel problemler nedeniyle buradan da ayrılmak zorunda kaldı.I 1991 blev han tvunget til at forlade Entombed på grund af personlige problemer.
GlaxoSmithKline plc (GSK) Brentford, Londra merkezli bir İngiliz ilaç ve kişisel bakım şirketidir.GlaxoSmithKline plc (GSK) (LSE: GSK , NYSE: GSK) er en medicinalkoncern med hovedsæde i London.
Kişisel özellikleri bilinir.Agapornis personatus.
En iyi kişisel zamanı 23.20'dir.Stillingen efter ordinær spilletid var 23-23.
Sosyal roller bizim kişisel kimliklerimizi etkilemektedir.Den sociale responsivitet udøver en stærk indflydelse på vores liv.
Zira sözleşme, A kişisinin kişisel özellikleri üzerine bina edilmiştir.ZigBee specifikationens øverste protokollag er baseret på specifikationen lavet af denne gruppe.
Amrak kişisel adıdır.OK’s officielle navn.
Ölüler kişisel eşyaları, içine yiyecek ve içecek konan kaplarla birlikte gömülmektedir.De døde fik som regel personlige ejendele med og lerkar med mad og drikke.
Bu kartlar hem kişisel hem de kültürel düzeyde farklı anlamlar sunar.Disse stammer adskiller sig fra hinanden både kulturelt, men også med hensyn til udseende.
Kişiselcilik, Descartes'ın "Düşünüyorum öyleyse varım" (Cogito ergo sum) geleneği içinde yer alır.Filosofen, Descartes, fandt på aksiomet: "Cogito ergo sum" (jeg tænker derfor er jeg).
Bu kişisel bir şey değil.Det er ikke officielle.
Hem kişisel hem de toplumsal bir erdemdir.Således det bliver et personligt og unikt stykke kunst.
Kendisine sadece kişisel muhafızı ve tabii ki Macrinus eşlik ediyordu.Han var fulgt av sine personlige livvakter, inkludert Macrinus.
48.27 saniyelik kişisel en iyi derecesi, tüm zamanların en iyi dördüncü performansıdır.Hennes personlige rekord på 48.27 sekunder er det fjerde beste resultatet gjennom alle tider.
Kişisel hak: Her kişinin yaşama hakkı vardır.Ethvert menneske har rett til liv.
Apple I, (ya da Apple-1) ilk kişisel bilgisayarlar arasında bilinir.Apple I, også kjent som Apple-1, var en tidlig personlig datamaskin.
Kendisi kişisel doktoru iken ilişkisi vardı. ^ (yardım)Jammen flaks at kjæresten hans er detektiv – eller?
Daha sonra kişisel asistanı olarak geri alır.Han trakk seg senere tilbake som assisterende direktør.
1900'de Berlin'e taşındı ve Paul Cassirer'in sahip olduğu galeride ilk kişisel sergisini açtı.Han flyttet til Berlin år 1900, og hadde separatutstilling hos galleristen Paul Cassirer.
Müzede 160.000 kadar orijinal belge ve 5.700 kadar kişisel eşya sergilenir.Museet lagrer rundt 160.000 originaldokumenter og ca 5.700 andre gjenstander.
Daha kişisel bir amaç da kâr etmekti.Et mer personlig mål i krig var profitt.
Shakespeare'in kişisel yaşamına dair bazı kayıtlar günümüze ulaşmıştır.Lite dokumentasjon vedrørende Shakespeares privatliv finnes.
Bu birleşme dünya'nın en büyük kişisel bakım ve koruyucu ürünleri şirketini yarattı.Sammenslåingen skapte verdens største selskap for personlig hygiene og husholdningsprodukter.
Bazı kişisel şeylerle uğraşıyordum.Det dreide seg om et personspørsmål.
Çünkü bilinç ağırlıklı olarak kişisel bir deneyimdir.Smerte er i aller høyeste grad en personlig opplevelse.
Mahkûmlar ölüm kamplarına girdiklerinde kişisel eşyalarını görevlilere verdi.Når fanger gikk inn i dødsleirene måtte de gi fra seg all personlig eiendom.
Birçok maddeler bölgesel ve mevsimsel tarifleri ve kişisel tercihe bağlı olarak ilave edilir.Hvilke grønnsaker og urter som tilsettes avhenger av region, årstid og personlig preferanse.
Çalan Şarkı: O an dinlediğiniz şarkıyı karşı taraftaki insanların kişisel iletinizde görebilmesini sağlar.Sangen er fra musikalen On a Clear Day You Can See Forever.
Ayrıca fitness eğitmeni ve kişisel antrenörlük yapabilmektedir.Her er han coach og personlig trener.
Ayrıca Hitler'in kişisel kararname subayıydı.Hitler overtok selv personlig kommandoen.
Kişisel veya pasif olarak tütün dumanı da riski arttırır.Denne risikoen forsterkes ved aktiv og passiv røyking.
Kişisel sofuluğa ait kanıtlara Yeni Krallık Döneminden önce pek rastlanmaz.Bevis på denne formen for personlig fromhet er knappe før det nye rike.
Commodore 64, tüm zamanların en çok satan kişisel bilgisayar (Home Computer) modeli.Commodore produserte det som på den tiden var verdens bestselgende personlige datamaskin, Commodore 64.
1980 yılında kişisel nedenlerden ötürü, gruptan ayrıldı.I begynnelsen av 2012 trakk han seg av personlige grunner.
Her ikisi de bu kişisel rekabeti savaş meydanına getirdi.De to sønnene slo også inn på den militære løpebane.