Dumanlı Shanks ve sarı chapless kafatasları, ölü erkek sarsmayı kemikleri ile oldukça O'er-cover'd;O'er-cover'd quite with dead men's rattling bones, With reeky shanks and yellow chapless skulls;
Tonoz, eski bir priz, bu kadar çok yüz yıl için, kemiklerinAs in a vault, an ancient receptacle, Where, for this many hundred years, the bones
Ve bu öfke, bazı büyük kinsman kemik, benim umutsuz beynini bir kulüp, çizgi gibi?And, in this rage, with some great kinsman's bone, As with a club, dash out my desperate brains?--
Ve onun muhtaç dükkanda bir kaplumbağa asılı; Keskin sefalet onu kemikleri takmıştıSharp misery had worn him to the bones; And in his needy shop a tortoise hung,
Yeni büyümekte olan bir kemik ticareti var.There's a burgeoning bone trade.
Etinin altındaki kemiklerin varlığı, sanki bir "memento mori".The sense of the bones underneath his flesh and almost a kind of 'memento mori'.
Biz et ve kemik yığını değiliz.We're not just lumps of bone and flesh.
Bizim, vücudumuzdaki en önemli organımızı: beynimizi koruyan güçlü kafatası kemiklerimiz vardır.We have strong skull bones that protect the most important organ in our body: the brain.
İçinde kemik olmayan bir çene modeli yaptık.We made a model of the jaw without bone in it.
Sonra sırttan aldığımız kemik ve dokuyu yerleştirdik.We then put bone and tissue from the back.
Kemik iliğinde üretiliyorlar.It's produced in bone marrow.
B aynı zamanda üretildiği kemik iliğini de gösteriyor.The B could also stand for bone marrow because that's where it's produced.
Oscar Pisorius'un fiziksel durumu şöyle, bacaklarının alt kısmındaki kemikleri olmadan doğmuşThe only issue with Oscar Pistorius is he was born without bones in the lower part of his legs.
Bu gerçekten insan kemik dokusundan yapılmış.So, this is indeed made of human bone tissue.
Ayağımda bazı kemikler kırılmıştı.I broke some bones in my feet.
Omuriiliğimin içinde bulunan kırık kemikleri toplayabildikleri kadarıyla bir araya getirdiler.They picked as much broken bone as they could that had lodged in my spinal cord.
Kollarınızın kemiklerinizi kırmadan onun bedenini yakalayacak kadar güçlü olması fark etmez.It doesn't matter if your arms are strong enough to catch her body without breaking your bones.
Hemen herşey çürümüş, geminin içinde gömülmüş olan kişinin kemikleri bile yok olup gitmiş.Almost everything has rotted; even the bones of the man that would have been buried have dissolved.
Elmacık kemikleriyle devam ediyoruz.Elmacık kemikleriyle devam ediyoruz.
Görünümünüzü daha da netleştirmek için ronzlaştırıcınızı elmacık kemiklerinize sürün.Görünümünüzü daha da netleştirmek için ronzlaştırıcınızı elmacık kemiklerinize sürün.
Bir deri bir kemik kalmıştık.The food passes through our bodies.
Arch, bir balinanın çene kemikleri kurarak "- Hawthorne 'S MASALLAR iki kez söyledim.Arch, by setting up a whale's jaw bones." --HAWTHORNE'S TWlCE TOLD TALES.
Ama şimdi o kemik beyni giymişti.But now he was wearing his brain to the bone.
Son derece "etten kemikten", gözle görünen ölçülebilir fiziksel farklardan bahsediyorum.I'm talking about ground-base, nitty-gritty, measurable physical differences.
Kemiklerimi ve derimi kestirdim.I cut off my bone and skin.
Çörek satarken de , kemiklerini yanımda taşırım böylece kimse bana yamuk yapamaz!And no one will bully me ever!
Bunlar kimin kemikleri ?These are the bones of a cow or a dog?
Ama ruhsuz bir kemik torbası olacağımBut I'll be a bag of bones
Kırılmış kemiklere bire bir diye duydum!I hear this is the best for healing broken bones!
Çok güzel ev - Elmacýk kemiklerin çok hoţmuţThis is a nice house, Kip. I really like your cheekbones. Right here.
Bazı uzmanlar yakın dönemde... ...kemikler ve taşlar üzerine yazdılar.Some of the earliest authors wrote on... ...bones and stones.
"Evet, kurutulup işlenerek yem hâline getirilmiş tüyler, deri, kemik tozu, artıklar," dedi.He said, "Yeah, feathers, skin, bone meal, scraps, dried and processed into feed."
Kemik iliği zengin bir yetişkin kök hücre kaynağıdır.Bone marrow is a very rich source of adult stem cells.
O bulduklarını gezegendeki hiçbir kemikle eşleştirememişti. ve sonunda dedi ki:He couldn't match it up to any bones on the planet, and he said, Aha!
Şu anda biz bunu kemiklerde veya bitkilerde bir işaret bırakıp bırakmadığına bakıyoruz.So, what we're looking at now: does it leave a signal? Does it leave a signal in bone or in plant?
İnsan bedeni et ve kemikten ibarettir, ki nispeten yoğunluğu bellidir.The human body is made out of bones and flesh, which has a relatively set density.
Ağırlık, hareket ettiği sırada bacak kemiklerine farklı açılardan gelecek.The weight would be exerted on the leg bones at different angles as he moves.
Kemikler serttir, esnek değildir, yani bükülmezler, bu yüzden de kolayca kırılırlar.Bones, while hard, are not malleable, meaning they do not bend, so they break easily.
Bunlar, en iyi et alındıktan sonra arda kalan kemikler.These are the bones left after the best meat has been taken.
Ağaçlar ve kemikler kendilerini basınç hatları boyunca sürekli değiştirirler.Trees and bones are constantly reforming themselves along lines of stress.
Kemikleriniz her 10 yılda yenileniyor.Your bones regenerate every 10 years.
Bunlar katmanlanıyorlar, her seferinde 1 kat, ilk önce kemik, boşlukları da kıkırdakla dolduruyoruz.These are being layered, one layer at a time, first the bone, we fill in the gaps with cartilage.
Biz iri kemikli deriz.We'll say big-boned.
Senin tenin Ah, tenin ve kemiklerinYour skin, oh yeah, your skin and bones
Senin tenin Ah tenin ve kemiklerinYour skin, oh yeah, your skin and bones
200.000 yıl önce Afrika'da yaşamış olan insanların kemikleri yakın zamanlarda bulundu.We find the bones of people in Africa, who looked something
Sonra kemiklerini toplayıp Yaveş'teki ılgın ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular.They took their bones, and buried them under the tamarisk tree in Jabesh, and fasted seven days.
Kâhinlerin kemiklerini kendi sunaklarının üstünde yaktı. Böylece Yahuda ve Yeruşalimi arındırdı.He burnt the bones of the priests on their altars, and purged Judah and Jerusalem.
Beni dehşet ve titreme aldı, Bütün kemiklerimi sarstı.fear came on me, and trembling, which made all my bones shake.
Bana et ve deri giydirdin, Beni kemiklerle, sinirlerle ördün.You have clothed me with skin and flesh, and knit me together with bones and sinews.
Kemiklerini dolduran gençlik ateşi Kendisiyle birlikte toprakta yatacak.His bones are full of his youth, but youth shall lie down with him in the dust.
Geceleri kemiklerim sızlıyor, Beni kemiren acılar hiç durmuyor.In the night season my bones are pierced in me, and the pains that gnaw me take no rest.
Derim karardı, soyuluyor, Kemiklerim ateşten yanıyor.My skin grows black and peels from me. My bones are burned with heat.
İnsan yatağında acılarla, Kemiklerinde dinmez sızılarla yola getirilir.He is chastened also with pain on his bed, with continual strife in his bones;
Eti erir, görünmez olur, Gözükmeyen kemikleri ortaya çıkar.His flesh is so consumed away, that it can't be seen. His bones that were not seen stick out.
Kemikleri tunç borular, Kaburgaları demir çubuklar gibidir.His bones are like tubes of brass. His limbs are like bars of iron.
Lütfet bana, ya RAB, bitkinim; Şifa ver bana, ya RAB, kemiklerim sızlıyor,Have mercy on me, Yahweh, for I am faint. Yahweh, heal me, for my bones are troubled.
Bütün kemiklerimi sayar oldum, Gözlerini dikmiş, bana bakıyorlar.I can count all of my bones. They look and stare at me.
Sustuğum sürece Kemiklerim eridi, Gün boyu inlemekten.When I kept silence, my bones wasted away through my groaning all day long.
Bütün kemiklerini korur, Hiçbiri kırılmaz.He protects all of his bones. Not one of them is broken.