Ana içeriğe geç
Sözlük

kem ile cümle

kem kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Dr. Sagan miyelodisplazi adlı ender bir kemik iliği hastalığından muzdaripti.Dr. Sagan suffered from a rare bone marrow disease called myelodysplasia.
Köpek ona verdiğim kemiği yedi.The dog ate the bone, which I gave him.
Dan Linda'ya bir keman gönderdi.Dan sent Linda a violin.
Dan, Linda'ya keman getirdi.Dan brought the violin to Linda.
Dan kemanını okulda bıraktı.Dan left his violin at school.
Dan kanserli çocuklar için keman çaldı.Dan played violin for children with cancer.
Ne kadar iyi keman çalarsın?How well do you play the violin?
Tom'un keman çaldığından emin misin?Are you sure that Tom plays the violin?
Cehalet bir kement gibi boğuyor.Ignorance smothers like a noose.
İki köpek kemik için kavga ettiler.The two dogs fought over the bone.
Keman, piyano ve arp müzikal enstrümanlardır.The violin, the piano, and the harp are musical instruments.
Tom kemanını çaldı.Tom played his violin.
Tom emniyet kemeri takmıyordu.Tom wasn't wearing a seat belt.
Sizin emniyet kemerlerinizi takın.Buckle your seat belts.
Onlar emniyet kemeri takıyorlar mıydı?Were they wearing seatbelts?
Yolda büyük bir kemer var.There is a huge arch over the road.
Tom kemoterapi ve radyasyon tedavisindeydi.Tom has been through chemotherapy and radiation treatment.
Senin bir kemiğinin kırıldığını sanmıyorum.I don't think you've broken any bones.
Tom Mary'nin keman çalmasını istedi.Tom wanted Mary to play the violin.
Ekonomi yakında toparlanmazsa kemerlerimizi sıkmak zorunda kalacağız.We'll have to tighten our belts if the economy doesn't pick up soon.
Emniyet kemerini takıyor olsaydı Tom hala hayatta olacaktı.Tom would still be alive if he had been wearing his seat belt.
Bir kemalpaşa tatlısı yedim.I ate a gulab jamun.
Tom futbol oynarken köprücük kemiğini çıkardı.Tom dislocated his collarbone while playing football.
Kaza geçirme ihtimaline karşın biz her zaman bir emniyet kemeri takmak zorundaydık.We always had to put on a safety belt in case we had an accident.
Allahtan iki şoför de emniyet kemeri takıyordu.Luckily, both of the drivers were wearing seat belts.
Bereket versin ki iki şoför de emniyet kemeri takıyordu.Luckily, both of the drivers were wearing seat belts.
Romalılar su kemerleriyle ünlüdür.The Romans are famous for their aqueducts.
Romalılar şehirlere temiz su getirmek için su kemerleri inşa etti.The Romans built aqueducts to bring clean water into the cities.
Köpek, balık, kemik, kuyruk ve hepsini yer.The dog eats the fish, the bone, the tail, and all.
Üzengi örs ve iç kulak arasında, orta kulakta bir kemiktir.The stirrup is a bone in the middle ear, between the anvil and the inner ear.
Hiç kimse emniyet kemeri takmıyordu.No one was wearing a seatbelt.
Tom bir emniyet kemeri takmıyordu.Tom wasn't wearing a seatbelt.
Kan hücreleri kemik iliğinde üretilirler.Blood cells are produced in the bone marrow.
Neyse ki, tüm yolcular emniyet kemerlerini takıyordu.Luckily, all the passengers were wearing their seatbelts.
Fındık fareleri Gliridae ailesinin kemirgenleridir.Dormice are rodents of the family Gliridae.
Ben kemikli balıkları sevmem.I don't like bony fish.
Tom bir emniyet kemeri takıyordu.Tom was wearing a seat belt.
Keşke emniyet kemerimi taksaydım.I wish I had had my seat belt on.
Emniyet kemerimi takmadım.I didn't have my seat belt on.
Bu emniyet kemerleri ayarlanabilir.These seatbelts are adjustable.
O, düştü ve kuyruk sokumu kemiğini incitti.He fell and hurt his tailbone.
Neyse ki, Tom emniyet kemerini takıyordu.Luckily, Tom was wearing his seat belt.
Kemikler bir iskelet meydana getirir.The bones build up a skeleton.
Kemikler bir iskelet oluşturur.The bones form a skeleton.
Omurgasızların hiçbir omurgası veya bel kemiği yoktur.Invertebrates have no backbone or spinal column.
Einstein, keman çalmayı severdi.Einstein enjoyed playing the violin.
Keman, yaylı bir enstrümandır.A violin is a stringed instrument.
Keman, yaylı bir çalgıdır.A violin is a stringed instrument.
Ben bir kemana sahip değilim.I don't own a violin.
Benim bir kemanım yok.I don't own a violin.
Sana kementleri göstereceğim.I'll show you the ropes.
Tessa iyi bir kemancıdır.Tessa is a good violinist.
Tom iyi keman çalıyor.Tom plays the violin well.
Kemer olmayınca pantolonum aşağı düştü.My pants fall down without a belt.
Köpek kemiği yutamadığı için kemirir.The dog gnaws the bone because he cannot swallow it.
Ben araba kullanırken her zaman bir emniyet kemeri takarım.I always wear a seatbelt when I'm driving.
İlisi de emniyet kemeri takmıyordu.Neither was wearing a seatbelt.
Tom, Mary'ye kemeriyle vurdu.Tom whipped Mary with his belt.
Tom, Mary'yi kemeriyle kırbaçladı.Tom whipped Mary with his belt.
Tom kemik kanserinden acı çekti.Tom suffered from bone cancer.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod