kem ile cümle
kem kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Lütfen kalkış ve iniş sırasında emniyet kemerinizi bağlayın.Please fasten your seat belt during takeoff and landing.
Bundan sonra, Mike Hiroshi'ye emniyet kemerini bağlamasını söyler.After that, Mike tells Hiroshi to fasten his seat belt.
Yayım yoksa keman çalamam.If I don't have a bow, I can't play the violin.
Bizim köpek bahçede kemikleri gömer.Our dog buries bones in the garden.
Köpeğimiz bahçede kemikleri gömer.Our dog buries bones in the yard.
O, keman çaldı.She played the violin.
Tom her zaman emniyet kemerini takar.Tom always wears his seatbelt.
İspanyol hükümeti ciddi kemer sıkma bütçesini duyurdu.The Spanish government has announced a severe austerity budget.
Emniyet kemerlerinizi bağlayın.Buckle your seatbelts.
Tom keman çalıyor.Tom is playing the violin.
Mustafa Kemal, birçok kişi tarafından Türk milletinin atası olarak bilinir.Mustafa Kemal is known by many as the father of the Turkish nation.
Büyük jerboa kemirgenlerin bir türüdür.The Great Jerboa is a species of rodent.
Kemikleri kimin için getirdiniz?For whom have you brought the bone?
Almanlar kemer sıkmaktan yana.The Germans are in favor of austerity.
Piyano veya kemandan birini seçmek zorunda olsaydın hangisini tercih ederdin?If you had to choose between piano and violin, which would you prefer ?
Mustafa Kemal Atatürk, 1922'de Türkiye Cumhuriyetini ilan etti.Mustafa Kemal Ataturk proclaimed the Turkish Republic in 1922.
Angela Merkel kemer sıkma taraftarıdır.Angela Merkel is in favor of austerity.
Kemer pantolonunun düşmesini önler.A belt keeps your pants from falling down.
Tom bir kemer takmıyor.Tom isn't wearing a belt.
Tom emniyet kemerini bağladı.Tom fastened his seat belt.
Tom bana kemerimi nereden aldığımı sordu.Tom asked me where I bought my belt.
Keman taşıyan adam üzgün görünüyordu.The man carrying a violin seemed upset.
Haklıydın gibi görünüyor. Mary'nin kemanını çalan adam Tom'du.It looks like you were right. Tom was the guy who stole Mary's violin.
O, dinozor kemiklerini çalmakla suçlandı.He was accused of stealing dinosaur bones.
Bir kemer tokası çalan idam edilecek; bir devlet çalan bir prens olur.He who steals a belt buckle will be executed; he who steals a state becomes a prince.
Bir gökkuşağı gökyüzünde yedi renkli kemerdir.A rainbow is a seven-colour arch in the sky.
O, kemerini çözdü.He unbuckled his belt.
Kemerini çözdü.She unbuckled her belt.
Ne kadar zamandır keman çalıyorsun?How long have you been playing the violin?
Onun bekaret kemeri havaalanındaki metal detektörünü harekete geçirdi.Her chastity belt set off the metal detector at the airport.
Ben bir deri kemer satın alacağım.I'm going to buy a leather belt.
Bu kemer bana çok sıkı biçimde geliyor.This belt fits me too tightly.
Kız kardeşler piyano ve kemanla düet yaptılar.The sisters played a duet on the violin and piano.
Tom'un sana büyük babasının kemanını verdiğini duydum.I heard Tom gave you his grandfather's violin.
Japonya'da çocuklar üç yaşında keman çalmaya başlar.In Japan, children begin to play the violin at the age of three.
Köpeğim kemikleri kemirmeyi seviyor.My dog likes to gnaw on bones.
Hasta adam sadece bir deri bir kemik kalmıştı.The sick person was only skin and bones.
Bu bir keman değil. O bir viyola.This isn't a violin. It's a viola.
Köpek kemiği çiğnedi.The dog chewed on the bone.
Köpek topu kemirdi.The dog chewed on the ball.
Tom kemerini çözdü.Tom unbuckled his belt.
Tom otuz yıldan daha fazla bir süredir keman çalıyor.Tom has been playing the violin for more than thirty years.
Tom bugün kemer takmıyor.Tom isn't wearing a belt today.
Emniyet kemerini tak, Tom.Put on your seatbelt, Tom.
Bir kemer takmayı unuttum.I forgot to wear a belt.
Kemanı çalıyordum.I was playing the violin.
O, çirkin olduğu kadar pahalı olan pembe bir kemer takıyordu.She wore a pink belt that was as ugly as it was expensive.
Keman çalın lütfen.Please play the violin.
Köpek bir kemik çiğniyor.The dog is chewing a bone.
İki tane köpek, kemik için dövüştüler.The two dogs quarreled over the bone.
Mary bir anatomi uzmanıdır ve insan vücudundaki her kemiği bilir.Mary is an expert in anatomy and knows every bone in the human body.
Tom kırık bir kemikle hastanede olan Mary'yi ziyaret etti.Tom visited Mary, who was in the hospital with a broken bone.
Gençken ben keman çaldım.I played violin when I was young.
Çocukken keman çalardım.I played violin when I was a kid.
Tom Mary'ye çalınmış bir kemanı satmayı önerdi.Tom offered to sell Mary a stolen violin.
Onun güçlü kemik ve dişleri var.He has strong bones and teeth.
Tom keman çalmada iyiydi.Tom was good at playing the violin.
Tom kemanda iyiydi.Tom was good at violin.
Köpeğe kemik verdi.She gave a bone to the dog.
Tom çok iyi keman çalar.Tom plays the violin very well.