Soğuyan kavanozla birlikte içindeki hava da soğuyacak ve kavanoz içinde bir vakum oluşacaktır.Bahkan pada waktu cuaca basah sekali, adakalanya buah berkecambah tatkala masih menempel di rantingnya.
Dördüncü Hanedanlık'tan itibaren bazı iç organlar, özel toprak kavanozlarda korundu.Bắt đầu từ triều đại thứ tư, một số bộ phận đã được bảo quản một cách riêng biệt trong các lọ đựng nội tạng.
Eşiniz 60 saniyede kaç tane pinpon topunu kavanoza sokabilir?Vậy khả năng Khoai nhặt chiếc bánh đó từ trong hộp thứ nhất là bao nhiêu?
1745: Pieter Van Musschenbroek Leyden şişesini (kavanozunu) icat etmiştir.1746年 - ピーテル・ファン・ミュッセンブルーク (Pieter van Musschenbroek)が、電気を蓄えるライデン瓶を発明。
Sadrazam olan Kavanoz Ahmed Paşa da bu görevden uzaklaştırıldı.疲れていた宮内大輔はこれを飲み干すのだった。
5. veya 6nci yüzyıla tarihlenen atlı kavanoz.5世紀 - 6世紀の古墳という。
Çok şişman ve kısa boylu olduğu için "Kavanoz" lakabı ile anılagelmiştir.背丈が低く、太っていたので「ブーちゃん」というあだ名で親しまれていた。
Kavanozda tek sayıda top var.装填弾数は1発のみ。
Clark'ın orijinal hücresi, yerçekimi Daniell piline benzer şekilde bir cam kavanozda kuruldu.クラークが最初に作成した電池は、ダニエル電池と同様ガラス瓶の中に作られた。
Jaeger, Münih'in dışında 12 cam kavanoz içinde fotoğrafları gömdü.之後耶格將他拍攝的照片放在12個玻璃瓶內後埋藏在慕尼黑郊外。
Not: Mantarları kavanozdan çıkarmak için aynı yolu tersine katetmek gerekecektir.道諦:為了脫離輪迴,必須進行修行。
Çikolata yayılımı normalde cam kavanozlarda veya plastik küvetlerde satılır.שוקולד למריחה נמכר לרוב בצנצנות זכוכית או מכלי פלסטיק.
Bu sırada Percy ve arkadaşları da Nico di Angelo'yu tutsak olduğu kavanozdan kurtarırlar.הייזל מדרבנת את חבריה למצוא את ניקו די אנג'לו החטוף.
Kavanozda çift sayıda top var.Има 1 титла на двойки.
Dördüncü Hanedanlık'tan itibaren bazı iç organlar, özel toprak kavanozlarda korundu.Od začiatku 4. dynastie niektoré časti tela ukladali osobitne do kanop.
Dördüncü Hanedanlık'tan itibaren bazı iç organlar, özel toprak kavanozlarda korundu.Od Četrte dinastije so nekatere organe hranili ločeno v kanopskih vrčih.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.6개의 잼이 있었을 때 멈추어 선 사람들 중에서는 30%의 사람들이 실제로 잼을 사 가는 것을 보았습니다.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Azok közül, akik a 6 féle dzsemre álltak le, azt láttuk, hogy 30%-uk vett ténylegesen egy üveg dzsemet.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Das pessoas que pararam quando havia seis compotas, vimos que 30% delas compraram um boião de compota.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.De los que pararon cuando había seis, vimos que el 30% compró mermelada.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Di quelli che assaggiavano i 6 campioni, beh la percentuale saliva al 30%.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Spośród tych, którzy degustowali sześć smaków, dżem kupiło 30%
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Van de mensen die stopten toen er 6 waren, zagen we dat 30% daadwerkelijk een pot jam kochten.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Απ' όσους σταματήσαν στα 6 είδη, είδαμε ότι το 30% αυτών τελικά αγόρασε ένα βάζο μαρμελάδας.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.А коли на столику стояли шість смаків, 30 відсотків людей таки купили слоїк варення.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.Из тех же, кто подошёл к 6-ти видам, целых 30% приобрели банку варенья.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.מתוך אלה שעצרו ל 6 טעמים, 30% מהם קנו צנצנת ריבה.
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.ومن الناس الذين توقفوا في حالة الستة لاحظنا ان 30 في المائة منهم قامو بالفعل بشراء المربى
6 aroma varken duranlardan yüzde 30'u bir kavanoz reçel aldı.なんと30%が実際に ジャムを購入していました ここで少し計算してみると
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Aber das Fehlen eines metaphorischen Goldfischglases ist ein Rezept für Elend, und, ich vermute, Katastrophe.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Absencia metaforického akvária je receptom na biedu. a obávam sa, že aj na nešťastie.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Ale brak jakiegoś metaforycznego akwarium jest receptą na niedolę, i, jak podejrzewam, katastrofę.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Ale nepřítomnost nějakého metaforického akvária je recept na problémy, a možná i neštěstí.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Dar absența unui acvariu metaforic este o rețetă pentru nefericire și presupun eu, dezastru.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.De a metaforikus akvárium hiánya a receptje a nyomorúságnak, és, ahogy feltételezem, a katasztrófának.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.하지만 은유적인 표현으로의 수조가 없다면 괴로움의 지름길 입니다. 재앙이라고 할 수 있겠죠.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Maar de afwezigheid van een figuurlijke vissenkom is vragen om ellende, en, vermoedelijk, onheil.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Mais l'absence d'un bocal métaphorique conduit à la misère, et, je le suspecte, au désastre.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Ma l'assenza di qualche simbolica sfera è una ricetta per l'infelicità e, temo, per la rovina.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Men fraværet af en metaforisk kumme er en opskrift på elendighed, og, formoder jeg, katastrofe.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Men utan någon form av metaforisk guldfiskskål, går vi mot misär, och förmodligen mot katastrof.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Mutta kuvitteellisen lasimaljan puuttuminen on resepti kurjuuteen, ja, epäilen, katastrofiin.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Nhưng thiếu vắng hình ảnh ẩn dụ hồ cá là một công thức cho đau khổ, và, tôi nghi là, thảm họa.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Pero la ausencia de alguna pecera metafórica es una receta para la miseria, y, yo sospecho, para el desastre.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Tapi hilangnya sebagian metafora akuarium adalah penyebab kesengsaraan, juga, saya kira, bencana.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Toda, odsotnost metaforične ribje posode je recept za bedo in, predvidevam, katastrofo.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Αλλά η απουσία κάποιας γυάλας, μεταφορικά, οδηγεί με βεβαιότητα σε δυστυχία και, υποψιάζομαι, στην καταστροφή.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Але відсутність певного символічного акваріуму — це шлях до нещастя і, я вважаю, до катастрофи.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Но липсата на какъв да е метафоричен аквариум е рецепта за мизерия, и предполагам, за бедствие.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.Но отсутствие некого символического аквариума это путь к несчастью и, я так мыслю, к катастрофе.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.אבל היעדר של קערה מטפורית כלשהי הוא מתכון בטוח לאומללות, ואולי גם לאסון.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.لكن غياب نوع مجازي من حوض السمك هو طريق للتعاسة، وأظن، الكارثة.
Ancak metaforik bir kavanozun yokluğu mutsuzluğun tarifidir, ve, sanıyorum, felaketin.また 大災害のもとにもなることでしょう ありがとうございました
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Eu pus os meus amigos em frascos, e esta personagem, esta espécie em vias de extinção, numa liquidificadora.
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Îi închid în borcane pe prietenii mei, pun acest personaj un fel de specie pe cale de dispariţie, în malaxor.
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Ik stop mijn vrienden in potten, en dit personage, deze bedreigde soort, in een mixer.
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Je mets mes amis dans des bocaux, je mets ce personnage d'une espèce en voie de disparition dans un mixer.
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.전 제 친구들을 병 속에 집어넣고 구세대 주부를 믹서기에 집어넣었으면서 정작
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Metí a mis amigos en tarros, metí a este personaje de una especie en peligro de extinción en una licuadora.
Arkadaşlarımı kavanozlara tıktım, bu bir bakıma soyu tükenmekte olan kişiyi miksere tıktım.Naložím kamarátov do nádob, do mixéra naložím túto postavičku, túto postavičku akoby je ohrozený druh.