Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.Palpene (munnfølerne) var tynne og fem-leddete.
Fakat yaşı nedeni ile 3 yıl daha orada kalmak zorundaydı.Han ble værende hos barnepasseren i ytterligere tre år.
Sadece birkaç eyalet Roma'ya sadık kalmak için bu kadar hevesli olmuştur.Få av de romerske provinsene var mer entusiastisk lojale til Roma enn denne.
Öğrenciler üç kişilik odalarda kalmaktadırlar.Elevene blir delt inn i grupper på 3-5 elever.
Tabii ki Lyon'da kalmak ve kariyerimi orada bitirmek istiyordum.Han dro tilbake til Bordeaux etter det og avsluttet karrieren der.
Öğrencilerin bir kısmı okul pansiyonunda yatılı kalmaktadır.Elevene bor på skolens internat.
Ayrıca birçok kişi için de ulaşım bedeli çok yüksek kalmaktaydı.Bemerkelsesverdig er det også at antall ansatte i transport er stabilt høyt.
Finlandiya'nın dörtte birini oluşturmaktadır ve büyük kısmı Kuzey Kutup Dairesi'nin kuzeyinde kalmaktadır.Omtrent en fjerdedel av arealet og den nordligste tredjedelen av landet ligger nord for Polarsirkelen.
Tanais antik yerleşimi, günümüzde Rostov-na-Donu'nun 30 km batısında kalmaktadır.Tanais lå rundt 30 km vest for dagens Rostov-na-Donu.
Amacı, hayatta kalmaktır.Det felles målet var overlevelse.
4 bin dolarlık fazlalık ise çek tahsildarına kalmaktadır.40.000, primært til å sikre videre drift.
Hepsinin ötesinde, finansal kiralama şirketleri yeni bir mevzuata ayak uydurmak zorunda kalmaktadır.I tillegg instruerte den alle skatteinnkrevere for å få en mer ordnet form på innkrevingen.
Armi tek başına kalmaktan korkmaktadır.Han var redd for å bli ensom.
Oğlu ve gelini de onunla birlikte kalmaktadır.Ia sekarang tinggal dengan istri dan putranya.
Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla Üsküp Kadılığına tayin edildi.Ia dihukum dengan pengucilan (tahanan rumah) sampai meninggalnya.
Yoksul halk şiddetli bir şekilde aç kalmaktadır.Demikian pula dengan generasi perajin juga mulai berkurang.
Hamile kalmak isteyen kadınlar da bu su ile yıkanır.Perempuan yang dimandikan tadi juga disiram pakai air yang sudah didoakan.
Yalnız kalmak istemez, küser.Dewiq) Aku Tak Mau Sendiri (cipt.
Bölgesel güç olmak karşılıklı olarak diğer güç kategorilerinin dışında kalmak anlamına gelmez.Menjadi penguasa regional tidak sama eksklusifnya seperti kategori yang lain.
Ayrıca Kudüs'te kalmaktan ziyade Trablusşam'ın ele geçirilmesine devam etmek istiyordu.Hal ini kemungkinan juga bahwa ia ingin melanjutkan Pengepungan Tripoli daripada tetap berada di Yerusalem.
Öğrenciler üç kişilik odalarda kalmaktadırlar.Para siswa terbagi dalam tiga kelompok.
Çamardı ve Ulukışla ilçeleri Akdeniz bölgesinde kalmaktadır.Hancur dan kesal, gadis-gadis lepas landas ke ruang angkasa.
Artık şehzadeler kapalı yerlerde de kalmaktan kurtulmuşlardı.Rakyat pun diungsikan ke luar kota Bandung.
Polislerde de her şey yolundadır, birçok mahkûm buzlandırılarak kalmaktadır.Pers menjadi jauh lebih merdeka, dan ribuan tahanan politik dan banyak pembangkang di bebaskan.
Ned’in dirilttiği kişi yalnızca 1 dakika hayatta kalmak zorundadır.Tiga dari mereka berdurasi waktu satu menit.
O da hayatta kalmak için bu gruba girmiştir.Ia juga mengajak keluarganya untuk tetap bertahan.
Firavun sözünden döndü ve İsrailoğulları Mısır'da kalmak zorunda kaldı.Ia ditugaskan berdakwah kepada para Firaun Mesir dan Bani Israil di Sina, Mesir.
Dalgıçlık veya dalıcılık, su altında kalmak üzere suya dalma sporu.Selam atau menyelam artinya bertahan di bawah air.
Üsküdar ve Bağlarbaşı semtleri arasında kalmaktadır.Di sana menampung para yatim piatu dan dhuafa.
Gücünü hayatta kalmak için kullanır.Dia hanya hidup mengejar kekuatan.
Amacı, hayatta kalmaktır.Posisinya adalah gelandang bertahan.
Eugene, Abraham'ı hayatta kalmak için kullanıyordu.Eugene đã lợi dụng Abraham để sống sót.
Olga bir Rus'la evlenmek ve vatanında kalmak istedi.Chính Olga lại muốn cưới một người Nga và muốn ở lại đất nước của mình.
Ülkede maksimum 60 veya 90 gün kalmak için bir ücret ödenmesi gereklidir.Ở lại lên đến 30 ngày thì miễn phí trong khi phải trả phí để ở lại tối đa 60 hoặc 90 ngày.
1 ay kalmak mümkündür.Có thể có một lứa một năm.
Hepsinin eşleri İngiliz’di ve sonuç olarak liberal İngiliz görüşlerinin etkisi altında kalmakla suçlandılar.Những vị này đều có vợ là người Anh, nên họ bị coi là chịu sự chi phối của tư tưởng tự do Anh.
Ben insan kalmak istiyorum, tüm dostlarım gibi.Họ muốn được bình đẳng như tất cả những người khác.
Polislerde de her şey yolundadır, birçok mahkûm buzlandırılarak kalmaktadır.Thời tiết cũng khiến nhiều tù nhân chết cóng.
Artık Duru, onun evinde kalmaktadır.Sắc phong thần hiện còn lưu giữ tại đình.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.Bộ Lễ thỉnh xin cho Tái Hậu được phục tang 3 năm.
Genellikle bu süre sonunda yuvada tek bir yavru sağ kalmaktadır.Ở thời gian này một thai nhi sinh sớm có thể sống sót.
Finlandiya'nın dörtte birini oluşturmaktadır ve büyük kısmı Kuzey Kutup Dairesi'nin kuzeyinde kalmaktadır.Gần 1/3 lãnh thổ của Phần Lan nằm ở phía bắc vành đai Bắc cực.
Arkadaşları tarafından hep "İnek" şakalarına maruz kalmaktadır.Cô thường xuất hiện chung với bạn thân là Vicca.
Hayatta kalmak daha zordur.Quả nhân khó mà có thể ở lại.
Fakat Robinho, Santos bütün teklifleri reddettiği için takımında kalmak zorunda kalmıştı.Nhưng Santos từ chối tất cả lời đề nghị, và Robinho không đi đâu cả.
Bölgenin büyük bir kısmı ve merkezi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kontrolü altında kalmaktadır.Ngày nay, cả phần thành cổ và phố mới đều nằm dưới sự quản lý của Cộng hòa Bắc Síp Thổ Nhĩ Kỳ.
Onu en çok üzen şey çocuklarından ayrı kalmak olmuştur.Nó luôn cảm thấy lo lắng khi bị tách rời khỏi các con khác.
Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.元来は地獄の住人。
Afrika'nın tarım topraklarının %65'i erozyona maruz kalmaktadır.アフリカの農地は、その65%が土壌浸食の被害を受けている。
Ay yüzeyinin önemli bir bölümü keşfedilmemiş olup bir dizi jeolojik soru cevapsız kalmaktadır.月面のかなりの場所は未探査であり、多くの地質学的問題が未解決のまま残っている。
Hayatta kalmak daha zordur.勝ち続けることはもっと難しい。
Çünkü savaşta güçsüz kalmak istememiştir.非力なため戦闘には向いていない。
Oğlu ve gelini de onunla birlikte kalmaktadır.息子夫婦と同居している。
Çok uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınmak.長時間にわたって同じ姿勢を取らない。
Merkezi devlet toplam gelirin ancak % 37'sine el koyabilmekte, artan kısmı eyaletlerde kalmaktadır.中央政府は総収入の37%を手中に収めることが出来たが、残った分は各地域の権力者の手に渡った。
Sonra da Alemdar'ın kalmakta olduğu Bâbıâli'yi bastılar, sekbanların karşı koyması üzerine de ateşe verdiler.厥越失,拔悉弥(バシュミル),駁馬,結骨(キルギズ),火尋,触木昆(処木昆)の諸国は皆これに臣従した。
Öğrenciler 4 kişilik odalarda kalmaktadırlar.生徒の居室は4人部屋。
Bence, canlı kalmak için organik olarak değişmektedir."だが肉体がまだ使えるから生き返りなさい」と言うのだ。
Sadece bunların ayıklanması, düzenlenmesi yazara kalmaktadır.後に残されたのは、ただそれを書き留めることだけだった。
Bu mücadelede hayatta kalmak için patojenleri tanıyan ve onları etkisizleştiren bazı mekanizmalar gelişmiştir.この困難な課題を克服して生き延びるために、病原体を認識して中和する機構が一つならず進化した。