Ben insan kalmak istiyorum, tüm dostlarım gibi.وأنا مثل أي شخص، أود أن أعيش حياة طويلة.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.كانت دولته رحمه الله ثلاثة أعوام.
1 ay kalmak mümkündür.إن الأزمة يمكن أن تصل إلى شهر واحد.
Köy yaklaşık 3 ay boyunca kar altında kalmaktadır.غطت الثلوج الأرض لأكثر من ثلاثة أشهر.
Bandırma yolu üzerinde ve ana yol kenarında kalmaktadır.في ذلك الوقت مرت الطريق الرئيسي الحق بجانبه.
Amacı, hayatta kalmaktır.والذي يعني البقاء.
Facebook'ta kalmaktansa dışarı gitmeyi tercih ederim.أفضل الخروج على تصفح الفيسبوك.
Gitme zamanı olduğunu biliyorum ama biraz daha kalmak istiyorum.أعلم أن وقت الرحيل قد حان و لكنّي أريد البقاء فترة أطول.
2012 yılı itibarıyla, ölüm koşullarına ilişkin Rus devlet arşivi kayıtları gizli kalmaktadır.Os arquivos do estado russo referentes às circunstâncias da sua morte permanecem secretos.
Afganistan son yirmi yıldır yaygın bir biçimde insan hakları ihlalleriyle yüz yüze kalmaktadır.O Afeganistão tem sido palco de extensas violações dos direitos humanos ao longo dos últimos vinte anos.
Olga bir Rus'la evlenmek ve vatanında kalmak istedi.A própria Olga desejava se casar com um russo e dessa forma permanecer em seu país.
Oğlu ve gelini de onunla birlikte kalmaktadır.A sua esposa e filha acompanham-no.
Artık tek amacı hayatta kalmaktır.O objetivo é ser o único a sobreviver.
Baptist mezhebi içinde kalmakla birlikte Afroamerikanlar kendi ayrı topluluklarını oluşturdular.Dentro da denominação Batista, Afro-Americanos estabeleceram associações separadas.
Bölgesel güç olmak karşılıklı olarak diğer güç kategorilerinin dışında kalmak anlamına gelmez.Ser uma potência regional não é mutuamente exclusiva com qualquer das outras categorias de poder.
Aminta çoban olarak kalmak istemektedir.Aminta quer permanecer como um pastor.
Ancak bir süre sonra hayatta kalmak için zombilerden kaçmaya başlayacaklardır.Novamente, eles terão de sair vivos, se quiserem se salvar.
Hayatta kalmak daha zordur.Porém, é mais difícil sobreviver dessa maneira.
Bulunan tarihi cesmeler o dönemden kalmaktadır.Porém, há alguma disputa acerca das datas.
Ayrıca, uzun süre kortizola maruz kalmak hipokampus hücrelerinin körelmesine (atrofi) yol açar.Além disto, a exposição de longo prazo ao cortisol resulta na danificação das células do hipocampo.
Shane, kalmak için ne gerekiyorsa yapacağını söyler.Agora Shane terá de tormar providências se quiser sobreviver.
Burada, bir zamanların güçlü Sartanları hayatta kalmak için mücadele etmeyi sürdürmektedir.Enquanto isso as sociedades tradicionais lutam por sobreviver.
Hayatta kalmak istiyorlarsa karşı atağa geçmelidirler.Isto é essencial se vocês quiserem sobreviver.
O yüzden gerçek anlamda tarafsız kalmak mümkün değildir.Na prática, a neutralidade era impossível.
Doğum döneminde yatakta kalmak zorunda kalan annenin leylek tarafından "ısırıldığı" söylenir.Uma mãe acamada por volta da altura do parto dizia-se que tinha sido “mordida” por uma cegonha.
Armi tek başına kalmaktan korkmaktadır.Seu maior medo é ficar sozinha.
80 dB üserindeki seslere uzun süre maruz kalmak işitme kaybına neden olabilir.Partindo-se de 16 horas com 80 dB, você pode calcular o quanto poderá ser prejudicial.
Geceleri uyuyamadığı için çalışmak zorunda kalmaktadır.Como consequência, da noite para o dia se encontra sem lugar para dormir.
Gábor son bir istek dile getirir: Leyla ile güneşin batışına kadar bahçede kalmak.Exemplo 1: Júlio deve fazê-lo até que o sol se ponha.
Arkadaşları tarafından hep "İnek" şakalarına maruz kalmaktadır.Também está sempre junta de seus amigos nas brincadeiras.
Amacı, hayatta kalmaktır.O Problema da Sobrevivência.
İmparator bu dönemde eski başkent Kyoto'da kalmaktaydı.Durante e após o Incidente o imperador permaneceu em Quioto.
Yaklaşık 100 veya 120 gün kar yerde kalmaktadır.Os nomes são liberados cerca de 90 a 120 dias após a visita.
Köle olarak kalmak daha kolaydır.Agora, pra mim é muito fácil ser ateu.
Artık şehzadeler kapalı yerlerde de kalmaktan kurtulmuşlardı.Os soldados se mantinham em fileiras cerradas.
Clary de Jace ile birlikte kalmak istemişti ama Kardeşler, Clary'nin dikkat dağıtacağını söylediler.Clary quer ficar com Jace, mas os Irmãos do Silêncio dizem que ela será apenas uma distração.
Aries, uzaklaştırılmışken serbest kalmak istedi ve TNA onu serbest bıraktı.Durante a suspensão, Aries solicitou, e obteve a sua liberação da TNA.
Kardeşi Hugh (Anthony Andrews) kendisiyle aynı evde kalmaktadır ve ona bakmaktadır.Parece que o Tony (Hawk) olha para si mesmo e as pessoas ao seu redor.
Oyunun amacı savaşta hayatta kalmaktır.É uma questão de sobrevivência no jogo.
Güneşte fazla kalmak ile güneşlenilen bölgede güneş yanığı da oluşabilir.Mesmo algumas plantas, se expostas demais ao sol, podem queimar.
Öğrenciler üç kişilik odalarda kalmaktadırlar.Na universidade, os estudantes têm que enfrentar três níveis.
Dodi'nin babasının otelinde kalmak istediler.Foram alojados na casa do pai e irmão de Dudu.
Lucifer'in serbest kalmak için uğraştığı öğrenilir.O objetivo dela era que Lúcifer fosse libertado.
Bölge şu anda Roma'nın kent bölgesinin içinde kalmaktadır.O edifício ainda hoje é a residência da família em Roma.
Uyuyakalmak geç kalmak için bir mazeret değildir.Excesso de sono não é desculpa pelo atraso.
Öğrenciler üç kişilik odalarda kalmaktadırlar.De studenten verdelen zich op drie gebouwen.
Ayrıca birçok kişi için de ulaşım bedeli çok yüksek kalmaktaydı.Bovendien kostte het vervoer de mensen veel geld.
Ben insan kalmak istiyorum, tüm dostlarım gibi.Hij wil graag net zo zijn als anderen en ook vrienden hebben.
Kilise olup bitenlere karşı tamamen kayıtsız kalmaktaydı.Zo miste hij bijvoorbeeld de kerken die er zouden moeten zijn.
Hayatta kalmak daha zordur.Leven is moeilijk.
Arkadaşları tarafından hep "İnek" şakalarına maruz kalmaktadır.Hij is vaak het slachtoffer van Brams grappen.
Film hala birçok kişi tarafından 1980li yılların en iyi komedi filmi olarak kalmaktadır.De serie wordt door velen nog altijd gezien als een van de beste animatieseries uit de jaren veertig.
Son yılları hastalıklar ve kaplıcalarda kalmakla geçti.Langs laatste jaren waren gevuld met trauma en ziekte.
Marguerite bu hapishanede çocuğunu öldürmesi suçuna sanıklık ile tutuklu olarak kalmaktadır.Marguérite vermoordt haar kind en wordt hiervoor terechtgesteld.
Fakat toprak altında kalmaktan kurtulamamıştır.Ze kon niet op het land neerstrijken.
Kurşunlu Şelalesi 2 kilometrelik bir kanyonun içinde kalmaktadır.De kloof heeft iets weg van een canyon.
Bundan dolayı eğitim imkânları yetersiz kalmaktadır.Daardoor hebben de trainingen geen effect.
Kuruyan gölden geriye tuzlu bir yüzey kalmaktadır.Er is een duidelijke dwarskam zichtbaar op de achterkant van het wandbeen.
Amacı, hayatta kalmaktır.De reden hiervoor is overleving.
Annesinin yeni eşinden iki çocuğu vardır (Emma'nın üvey kardeşleri) ve düzenli olarak onlarla kalmaktadır.Haar moeders partner heeft twee zonen, die regelmatig met haar optrekken.