kalabalık ile cümle

kalabalık kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Aile, belli bir gen sırasına sahip bir hayvan grubudur, bir kalabalıktır.The family represents a horde, the gathering of some animals after a genetic sequence.
Şimdi, bir diğer problem de gelecekteki nüfusun fazla kalabalık olması.Now comes the next problem: overcrowding due to culture.
Bina çok mu kalabalık hale gelecek?Would the building become crowded?
Bina fazla kalabalık hale mi gelecek?Would the building become crowded?
Böylece bu boş köy merkezini ve kalabalık hastaneleri elde edersiniz.So you get these empty village subcenters and crowded hospitals.
Abartılı sonuçlar çıkmaya başladı ve kalabalık kontrolden çıktı.Inflated results started coming in and the mob was starting to get out of control.
Spor çılgınlığı. Sağır edici kalabalık. Herşey bir amaç için:Sports mania: deafening crowds, all for one idea -- get the ball in the net.
O öfkeli kalabalıkları atlattım.I went through those mobs.
Yakından böylece bazı erkekler millet şimdi, odaya girmişler kalabalık.Several other of the men folks had now entered the room, so that it was closely crowded.
"Tepeden aşağı bir kalabalık gibi görünüyor" diye ", Cricketers '" dedi ve kaldı izlerken."Looks like a crowd down the hill," he said, "by 'The Cricketers,'" and remained watching.
Portreler asıyoruz, iki portre de sokakta kalabalık bir pazar yerinde.We're pasting portraits -- so both portraits in the streets in a crowded market.
Kalabalığa karşı gelmek istemediler ve kalabalık davranışına uydular.They didn't want to stand out for the crowd. And went along with crowd behavior.
Bizim deneyimizde sadece bir kişi kalabalık davranışına uymadı.Narrator: Only one person in our experiment didn't go along with the crowd behavior.
General, kalabalık artıyor. Oldukları yerden durumu bizden çok daha iyi görebilirler.Come to us!
"Gıda düşünmek için çok meşgul olmuştur ve ben kalabalıklaştı hala bu olması muhtemel akşam."I have been too busy to think of food, and I am likely to be busier still this evening.
Elini salladı onun topuğuna açık ve kalabalık arasında bir anda kayboldu.He waved his hand, turned on his heel, and disappeared in an instant among the crowd.
Biz bulduğumuz olduğu aynı kalabalık caddesi ulaştı sabah kendimizi.We had reached the same crowded thoroughfare in which we had found ourselves in the morning.
Durum şudur ki, Son adım bir sorun,... ... dünyanın yarısı kalabalık şehirlerde yaşıyor.The fact is, the last mile is the problem, and half the world now lives in dense cities.
Kalabalık alanı diğer yayalarla paylaşabilmek için ... ...yeterli kabiliyete sahibim.I have the same unique capability to deal with other pedestrians in a crowded space.
Kademeli bir şekilde,Şirket kalabalıklastı ve elemanları iş üzerinde tutmak zorlastıGradually, it got so crowded that it was hard for the employees to keep up their work.
Şimdi, o da bir araştırmacı için kötü bir yer değildir (kalabalık güler)Now, it is not a bad place to be a researcher either ( crowd laughs)
İşte büyük bir kalabalık.Here's a big crowd.
Bu da Mekke'deki bir kalabalık.Here's another crowd in Mecca.
Hayır olmaz ! Çok kalabalıksınız !We got too many people here.
Kalabalık iyidir , Çarşıya sür !The more crowded the better, Temple Street.
Kalabalık bir salon.There's so many of you.
Pekala şimdi .. -ah olamaz- boşver gitsin (kalabalık gülüyor)Oh okay we're going -oh no- nevermind (crowd laughing)
Çok sayıda kalabalık olmak, sizleri köle yapmıyor.Being numerous does not make you a slave.
Neredeyse kalabalık tümüyle dağılana kadar beklerler.And they wait until pretty much everybody's gone.
Bu tablo büyük bir, ama üç her bir köşesinde birlikte kalabalık :The table was a large one, but the three were all crowded together at one corner of it:
Ondan sonra da büyük kalabalık ile bağlanacağız.And then we've got to connect with the big crowd.
Hindistan'da çok var çünkü çok kalabalıklar.India has many because they are many.
Trafik gerçekten kötüydü; mesafe olsun, kalabalık olsun vb.The traffic is so bad. The distance, and everything.
Oldukça kalabalık bir yer olacak, en az sekiz milyar insan.It's going to be a pretty crowded place, at least eight billion people.
Geciktim çünkü metro çok kalabalıktı.I came here late because there was traffic in the subway.
Hayal edebilirsiniz, eğer bir yazarsanız, etrafınızdaki şeyler sona doğru kalabalıklaşmaya başlıyor.And you can imagine, if you're a writer, that things would get really crowded around deadlines.
Kalabalık bir otobüste her zaman oturulacak bir kucak vardır.On a crowded bus there was always a lap to sit on.
Çok kalabalık olmamamız gereğinden fazla dikkat çeker ! O nedenle onu ansızın kıstıracağız !To be crowded attract too much attention ! we must blast him suddenly !
Dışarıdaki kalabalık insan topluluğu, beni görmeksizin geçip gidiyor.Outside, hordes of people run by without seeing me.
Zaten köprüler atlamak için fazla kalabalık yerlerdir.Also, bridges are busy places to jump off.
Sabahın köründe orada olmak çok bunaltıcıydı ve çok kalabalıktı.And it's a very depressing place to be in the morning, it's very crowded.
Ama sahne kalabalıklaştı.But the stage is crowded.
Neden kalabalıkta kendimi yetersiz hissediyorum?Why do I feel insufficient in a crowd?
Kalabalıkla direkt ilgili.It's population-based.
Yıkanma, kıyafetler, atık su, beslenme, kalabalık, hayvanlar, toz, sıcaklık, sakatlık ]Washing, clothes, wastewater, nutrition, crowding, animals, dust, temperature, injury]
Bu kalabalık topluluğun hareketini izledim, dağılmalarını ve onun yüzünü görebilmeyi istedim.And I watched those constellations shift, hoping that they would part and I would see her face.
[kalabalık gülüyor]This will be the day. [crowd clapping]
Burada her yerde arabaların bulunduğu kalabalık bir park alanı var.So, here we have a crowded parking lot with cars all over the place.
[Kalabalik sesleri][chanting]
Orada su-gazers kalabalıklar bakın.Look at the crowds of water-gazers there.
Ben kalabalık ve güneş ışını dedi.I said, bustling up and being the ray of sunshine.
Rayların üzerindeki kalabalık onları izlemeye devam etti.The people on the tracks just continued to watch them.
Bu yumuşak bir kalabalık Julian, yumuşaklar.It's a soft crowd, Julian, a soft crowd.
Ben hiç yalnız olmadım evde. Hep kalabalıktık.I've never been alone at home.
900 milyonluk nüfusuyla en kalabalık ikinci kıtadır aynı zamanda.It also is the second most populated continent, with 900 million people.
Bilirsiniz kalabalık bir asansör ne kadar rahatsız edicidir.You know how uncomfortable it is to be in a crowded elevator?
Ve eğer cebinizin rehberindeki herkesi çıkaracak olsaydınız, odanız oldukça kalabalıklaşırdı.And if you were able to print out everybody in your cell phone, the room would be very crowded.
Eğer kaydedeceğiniz görüntü bir protesto ise, kalabalık hangi yönde marş edecek?If you will film a protest, what direction will the march go?
Büyük (kalabalık) deneylerin sonucu gerçeğe daha yakındır.The big trials are closer to the true answer.
İnsan toplulukları daha biyik, daha kalabalık ve daha bağlantılı hale geldi.Human societies got larger, denser, more interconnected.
İlgili Sayfalar