Bu özellik kalıtılır bireylerin yavrularında da aynı görülür.То же самое верно и для самцов других животных.
Yeni kazanılan bu özellik ise gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılabiliyordu.Эта была такая сила, что отзанимавшись, хотелось это все передать следующим поколениям.
Çevre mi, kalıtım mı?Выборг и окрестности.
Bu direnç kalıtımla devam etmektedir.«Мы продолжаем сопротивление.
Mendel, bezelyelerle yaptığı çaprazlama deneylerinde bu bitkinin kalıtımını incelemiştir.Лила пробует добытый ими космический мёд.
Onun sonraki hedefi imparatorluğun kalıtsal yolla geçmesini sağlamaktı.Тогда он позволил своему посланнику наконец открыть истинную цель миссии.
Kalıtım (İng. inheritance), bir sınıfın üst sınıftan miras almasına denir.Он случайно унаследовал базовый класс от класса наследника.
Edinilmiş özelliklerin kalıtımı kavramının yanlış olduğu nihayet 20. yüzyılın başlarında geniş kabul gördü.Чудом сохранившийся, так как ошибочно едва не был снесён в самом начале XXI века.
Kalıtsal olarak otozomal resesif aktarılır.Формально завещание Сторна может быть опротестовано.
Ancak yine de kalıtım konusu tamamıyla bir gizemdi.Их судьба осталась для всех загадкой.
von Willebrand hastalığı (vWH) en yaygın kalıtsal kanama bozukluğudur.داء فون ويلبراند (VWD), هو اضطراب النزيف الأكثر شيوعا.
Hücre çoğalması ile ilgili çalışmaların çoğu August Weismann'ın kalıtım teorisinde toplandı.والكثير من الأبحاث عن استنساخ الخلايا أجتمعت في نظرية أوغست وايزمان عن الوراثة.
Türlerin birbirinden farklı oluşunu onların kalıtsal yapısı saptar.يُضم زرع الرجل الواحد بعضه إلى بعض ولو اختلفت الأرض التي زرع.
Bu bulgular, proteinin değil DNA'nın kalıtsal madde olduğunu kanıtlamıştır.الاستنتاج: DNA هو المادة الوراثية وليس البروتين.
Bu yazı tipine ait ilk kalıtlar GMII dönemine kadar tarihlenmektedir.و يعود اكتشاف أول ثدي من هذا النوع إلى العصر الطباشيري.
Kalıtsal açıdan diğer pars alttürlerinden oldukça farklıdır.بل أحيانا يصبح من الصعب تمييزها عن غيرها من أسماك القرش الكبيرة.
Bu görkemli kalıtımı sıkıca savunalım.Sejamos nós dignos de tão grandioso benefício.
Bağışıklık yetmezlikleri ayrıca kalıtılabilir ya da edinilebilir.As imunodeficiências também podem ser herdadas ou adquiridas.
1511 yılında, Mackenzie'lerin koruyucuları olan Macrae Klanı'nı kalenin kalıtsal kollukçusu oldu.Em 1511, o clã Macrae, como protetores dos Mackenzies, herdou o castelo.
Yeni kazanılan bu özellik ise gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılabiliyordu.E toda essa construção poderia ser passada adiante para gerações futuras.
Otozomal dominant olarak kalıtılır.Ele precisa ser gravitacionalmente dominante.
Kendisine vereceği güçler eninde sonunda onun imparatorluk kalıtçıları tarafından kullanılacaktı.Os poderes que deu a si mesmo foram mais tarde assumidos por seus sucessores imperadores.
Fokomeli kalıtımsal olarak meydana gelebilir ve belirli bir bölgede yoğunlaşabilir.A captura ocorrerá da mesma maneira que ocorreria se estivesse numa conexão cabeada.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir.A genética é a ciência dos genes, da hereditariedade e da variação entre organismos.
Akatalazemi, kalıtsal bir bozukluktur.Família formada, confusão armada.
Ailesi kalıtsal ve babadan oğullarına geçen bir onur unvanı olan "Germanicus" unvanıyla ödüllendirildi.Sua família recebeu o agnome "Germânico" como título honorífico hereditário, passado para o filho mais velho.
Kalıtsal Şam Atabeyleri olan Böriler hanedanı kurucusu.Abade comandatário de Notre-Dame-de-Chambons.
Renk körlüğü kalıtsal nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır.A mesma cor aparece sobre materiais funerários.
Ancak yine de kalıtım konusu tamamıyla bir gizemdi.Para todos os demais, tais procedimentos ainda são um completo mistério.
Böylece, insanlarda bronz cilt, çocuklara kalıtım yoluyla aktarılmaz.Em termos de insatisfação sexual, os brasileiros não ficam longe.
Ailevi akdeniz ateşi kalıtsal bir hastalıktır.Febre familiar do Mediterrâneo é uma doença inflamatória hereditária.
İnsanlarda büyü gücü ve büyü gücünden yoksunluk, doğuştan gelen bir özelliktir ve kalıtım yoluyla aktarılır.Nos seres humanos, a magia ou a falta dela é um atributo inato.
Genom, bir kalıtım birimi.Rood: dit is de restgroep.
Bu bulgular, proteinin değil DNA'nın kalıtsal madde olduğunu kanıtlamıştır.Dit experiment toonde aan dat DNA, en niet proteïne, drager van het genetische materiaal was.
Yeni kazanılan bu özellik ise gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılabiliyordu.Dit om het waardevolle erfgoed levend te houden voor volgende generaties.
Çevre mi, kalıtım mı?Rotonde of rondpunt?
Modern Tıp Vitiligo için kalıtsal olmayan ve iyileşebilen bir hastalık olarak görüyor.De ziekte is en blijft tot nu toe erfelijk en ongeneeslijk.
Böylece, insanlarda bronz cilt, çocuklara kalıtım yoluyla aktarılmaz.Vandaar dat het niet verstandig is om spaarlampen binnen bereik van kinderen op te hangen.
Otozomal resesif kalıtılır.Verbittering volgt.
Meşhur olmak kalıtsal değildir.Bekend zijn is niet erfelijk.
von Willebrand hastalığı (vWH) en yaygın kalıtsal kanama bozukluğudur.Choroba von Willebranda jest najczęstszą wrodzoną skazą krwotoczną.
Mendel genetiğinin keşfinden önce, karışmalı kalıtım isimli hipotez, yaygın bir görüştü.Przed odkryciem genetyki mendlowskiej popularną hipotezą było mieszanie się cech.
Çevre mi, kalıtım mı?Centrum czy peryferie?
Yeni kazanılan bu özellik ise gelecek nesillere kalıtım yoluyla aktarılabiliyordu.Otrzymasz bezcenny klejnot, Obdarz nim przyszłe pokolenia.
Kalıtsallık, daha büyük ölçeklerde de oluşabilir.Gnieździć może się też w bardziej południowych rejonach.
Yetenekleri, sanatsal bir aileden gelen kalıtıma atfedildi.Jej talenty można przypisać dziedziczności gdyż pochodziła z artystycznej rodziny.
Bazı araştırmacılar bu kanser türünü geliştirmeye yatkınlığın kalıtsal olabileceğine inanmaktadırlar.Wyniki badań wskazują, że tego rodzaju zmiany mogą być dziedziczone.
Renk körlüğü kalıtsal nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır.Kolor żeliwa wynika z jego właściwości.
Hem tip 1 hem de tip 2 diyabet en azından kısmen kalıtsal hastalıklardır.Både typ 1- och typ 2-diabetes är åtminstone delvis ärftliga.
Ancak yine de kalıtım konusu tamamıyla bir gizemdi.Den exakta dödsorsaken är fortfarande ett mysterium.
İnsan da dahil olmak üzere birçok organizmada bu kalıtım modeli geçerlidir.Många arter, däribland människan, har detta nedärvningsmönster.
Genetikçiler kalıtımı betimlemede şema ve semboller kullanırlar.Genetiker använder diagram och symboler för att beskriva nedärvning.
Travma, beyin enfeksiyonu kaynaklı ya da kalıtımsal da olabilir.En hjärnskada kan vara medfödd eller förvärvad.
Kalıtsal olarak otozomal resesif aktarılır.Belgien begärde förgäves Verbelens utlämning.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir.Генетика — це наука про гени, спадковість та варіативність організмів.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir.Genetika je věda zabývající se geny, dědičností a proměnlivostí organismů.
Ancak yine de kalıtım konusu tamamıyla bir gizemdi.Jeho zrada zůstává v každém případě tajemstvím.
Çevre mi, kalıtım mı?Návrat, nebo konec?
Adını 1872 yılında hastalığın kalıtsal olduğunu ilk olarak gözlemleyen Dr. George Huntington'dan alır.Tato nemoc je pojmenována po americkém lékaři Georgi Huntingtonovi, který tuto nemoc popsal v roce 1872.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir.Genetica este știința genelor, eredității și varietății ale organismelor.