kalıt ile cümle
kalıt kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Yayın kalitesi 1080i video kalitesi ise MPEG4/H.264'tür.Η μετάδοση γίνεται με εικόνα 1080i και με κωδικοποίηση MPEG4 / H.264.
Alüminyum kullanımı sönümleme kalitesini arttırırken, magnezyum kullanımı kubbe sertliğini artırır.Η χρήση του αλουμινίου βελτιστοποιεί την απόσβεση, ενώ το μαγνήσιο αυξάνει την ακαμψία του θόλου.
Çünkü bu durumda görüntü kalitesi düşer.Έτσι, μειώνεται η ποιότητα της εικόνας.
Birçok kaliteli otel bu bölgede bulunmaktadır.Εκεί βρίσκονται πολλά ξενοδοχεία διαφόρων κατηγοριών.
Bu sayede kullanıcılar arama motorlarında hedef kelimeleri ile alakalı en kaliteli içeriğe ulaşmış olurlar.Οι καταναλωτές ψάχνουν με 'λέξεις κλειδιά' για προϊόντα μέσω των μηχανών αναζήτησης.
Kromozomal veya yapısal Kromozom anomalileri Tek bir kromozomun yapısında oluşan kalıtımsal değişimlerdir.Οι δομικές χρωμοσωμικές ανωμαλίες είναι αλλαγές στη δομή ενός ή περισσότερων χρωμοσωμάτων.
Bu direnç kalıtımla devam etmektedir.Περίμενε την αντίδρασή μου.
Kalıtsal olarak otozomal resesif aktarılır.Αναστολέας επαναπρόσληψης αδενοσίνης.
Döngü sonunda zaman zaman kalitesiz ürünler çıkmasıyla sonuçlandığı durumlar da görülmüştür.Στο τέλος της περιόδου παρατηρείται το γεγονός της εξαφάνισης ειδών.
Dikkat süresi kısa ve dikkat kalitesi yetersizdir.Ο ύπνος τους είναι ανεπαρκής και χαμηλής ποιότητας.
Ürün/hizmet kalitesi gelişir.Παροχή προϊόντων και οι υπηρεσιών υψηλής ποιότητας.
Bazı kalıtsal sorunlar ve bağışıklık sorunları da sinüzitin diğer sebepleridir.Μερικά τοπωνύμια και η ετυμολογία τους είναι τα παρακάτω.
Bu payların bütününe kalite maliyeti denilir.Τα κόστη αυτά καλούνται κόστη αντιπροσώπευσης.
Bipolar spektrumunda kalıtsallık orani 0.71 olarak tahmin edilmektedir.Η συνολική κληρονομικότητα της διπολικής διαταραχής έχει τεθεί σε 0,71.
Bunlardan ilki kalite çemberlerinden beklentilerdir.Υπήρξε από τους πρώτους οικιστές της Εκάλης.
Düşük kalitedeki AEG’ler.Αρχή του ελαχίστου χρόνου.
Bu bulgular, proteinin değil DNA'nın kalıtsal madde olduğunu kanıtlamıştır.Το πείραμα αυτό παρείχε επιπλέον ενδείξεις ότι το γενετικό υλικό ήταν το DNA, και όχι πρωτεΐνη.
Yaşamının misyonunu kocasının şiirsel kalıtını korumak ve yayımlamak olarak belirledi.Som et formål med sit liv satte hun sig for at bevare og udgive sin mands poetiske arv.
Bu görkemli kalıtımı sıkıca savunalım.Juster om nødevendigt dit greb.
Ücretsiz ve kaliteli sağlık sistemi kurmak.Et gratis sundhedssystem.
Kalıtım (İng. inheritance), bir sınıfın üst sınıftan miras almasına denir.Man siger at en subklasse arver fra en superklasse.
Bu şarap kalitesini gösterir.Dette egner vinen sig fortrinligt til.
Saldırıların eşiğinde, sayı ve kalite avantajı Sovyetlerdeydi.Der hvor angrebet blev sat ind var de sovjetiske fordele i antal og kvalitet overvældende.
Bu sayede öğrenciler çok kaliteli bir eğitim almaktadır.Her får eleverne en grundlæggende erhvervsuddannelse.
Kalite bir yönetim şeklidir.Det er nærmere en ledelsesform.
Çevre mi, kalıtım mı?Historie oder bleibendes Erbe?
Bununla birlikte hepsi yazılım kalitesini geliştirmeye yardımcı olur.Enhver kan få sit manuskript videreudviklet.
Üst katında kaliteli bir lokanta bulunmaktadır.Der er også en restaurant på toppen.
Kaliteli kameralar pahalıdırlar ve kolayca hasar görürler.Kameraerne er af meget høj kvalitet og dermed også dyre.
“Davranışlarımızın ne kadarı kalıtımsal ne kadarı çevre etkisinin sonucudur?”"How Accurate Is The Theory of Everything?".
Anormal ilaç etkileşimleri kalıtsal etkenlerden kaynaklanablir.Godartede tumorer inddeles efter deres oprindelse.
Ege bölgesi linyitleri oldukça kalitelidir.Etnografien i området er ret kompliceret.
Üretilen malzemenin kalitesini etkileyen çok önemli bir unsurdur.Situationen er helt skæv, hvad angår kvaliteten af den mad, vi spiser.
Birçok kaliteli otel bu bölgede bulunmaktadır.Der er mange hoteller i byen.
Bu nedenle fotosentezin önemi yalnız kalitatif değil ayrıca kantitafitir.Selve egenskabernes enhed er altså ikke sansbart, men transcendent.
Eserlerinde, kırılgan, çocuksu bir kalite vardı ve bu yüzden de küçük boyutluydular.De havde en tredje, underudviklet arm, som blev fjernet, da de var små.
Kopyalar fiyat ve kalite bakımından çok büyük farklılıklar ve çeşitli kusurlar görülebilir.Der kan være stor forskel på både kompleksitet og pris.
Ayrıca özsaygı, yaşam kalitesini arttırma isteği, kendine güvende motivasyonu sağlar.En høj moral, inklusiv villighed til at risikere sin egen sikkerhed i det godes tjeneste.
Kalite şartlarına uygunluktur.Fortielser om rammevilkår.
Bazı durumlarda, SQC güçlü ve gerkli bir kalite teminatı olabilir ; ancak yüksek performansı garanti etmez.GEPJ hjælper et stykke ad vejen, men er ikke tilstrækkeligt.
Bazı kalıtım çalışmaları bu oranı %80 ila %86 olarak tahmin etmektedir.Nogle forskere anslår faldet til at være så høj som 80%.
Bir karakter kalıtımı ancak birbirlerine zıt iki durum olduğu zaman incelenebilir.Et eksempel på drosteeffekten kan opnås ved at placere to spejle over for hinanden.
İsveç'teki sağlık hizmetleri kalitesi, diğer gelişmiş ülkelerle benzerlik gösterir.Helsetilbudet til innbyggerne i Sverige har tilsvarende kvalitet som andre utviklede nasjoner.
Ayrıca Çehov'a yavaşlaması, az yazması ve edebi kaliteye odaklanması konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.Videre anbefalte han Tsjekhov å sette ned farten, skrive mindre og konsentrere seg om litterær kvalitet.
Bunlar yarı göçebe, gizli kalıtsal bilgi iletimi olan (babadan oğula geçen) akraba insanlardır.Medianen er «midt på tabellen» hvis resultatene settes opp i synkende (eller stigende) rekkefølge.
Kalite ve ücret havayolu şirketlerinin ekonomisine göre de değişebilir.Hvordan påvirker skatter og avgifter privat økonomi?
Bu bulgular, proteinin değil DNA'nın kalıtsal madde olduğunu kanıtlamıştır.Dette eksperimentet ga altså bevis for at DNA, ikke protein, var det genetiske materialet.
Bu şarap kalitesini gösterir.Dette gir vinen bedre holdbarhet.
Büyük değerler yüksek öğrenim kalite standartlarini koruyarak korunur.Her benyttes datatypen real til å lagre fakultetverdier.
von Willebrand hastalığı (vWH) en yaygın kalıtsal kanama bozukluğudur.Von Willebrands sykdom er den mest vanlige arvelige koaguleringssykdommen som er beskrevet hos mennesker.
Onun sonraki hedefi imparatorluğun kalıtsal yolla geçmesini sağlamaktı.Hans neste mål var å gjøre den keiserlige krone arvelig.
Çevre mi, kalıtım mı?«Utvikling eller stagnasjon?».
Çömlekçilik kalitesi ise her zaman yüksektir.Nærhet til vann er imidlertid alltid viktig.
Böylece daha kaliteli bir yayın izlenebilecektir.Vel å merke i en litt tryggere utgave.
Sıçrama geri tersinirdir ve koloni tipi kalıtsaldır.Gattet sitter langt bak, og fargemønsteret er karakteristisk.
Farklı kalite ve ağırlıklarda mevcuttur.Den finnes i flere typer av størrelser og tyngde.
Yüksek kalitede yapı taşları Mısır'da bolca vardı.Byggesteiner av høy kvalitet var det rikholdig av i Egypt.
Bu Üniversite de çalışmaların yüksek kaliteli olduğunu doğrulayan en önemli belirtilerinden biridir.Dette er en av de viktigste attestene for å vise til en høy kvalitet på studiene ved universitetet.
Yüksek kalitede (High-Fidelity) ses depolama ortamıdır.Hi-fi eller high fidelity er mest brukt om lydgjengivelse av høy kvalitet.
Çünkü zeytin bekletilirse fermante olur, bu ise zeytinyağının kalitesinin düşmesine yol açar.Oliven som har ligget lenge å bakken kan føre til at olivenoljen blir av dårligere kvalitet.