İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Et Élie alla, pour se présenter devant Achab. La famine était grande à Samarie.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.엘리야가 아합에게 보이려고 가니 그 때에 사마리아에 기근이 심하였더라
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Maka berangkatlah Elia. Pada waktu itu bencana kelaparan sudah sangat parah di Samaria
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Niin Elia meni näyttäytymään Ahabille. Mutta Samariassa oli kova nälänhätä.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Odšel tedy Eliáš, aby se ukázal Achabovi. Byl pak hlad veliký v Samaří.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Og Elias gikk avsted for å trede frem for Akab. Men hungersnøden var stor i Samaria.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Šel je torej Elija, da se pokaže Ahabu. Bila je pa velika lakota v Samariji.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Şi Ilie s'a dus să se înfăţişeze înaintea lui Ahab. Era mare foamete în Samaria.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Szedł tedy Elijasz, aby się ukazał Achabowi; a był głód gwałtowny w Samaryi.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Und Elia ging hin, daß er sich Ahab zeigte. Es war aber eine große Teuerung zu Samaria.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Vậy , Ê - li đi ra_mắt A-háp . Vả , tại Sa-ma-ri có cơn đói_kém quá_đỗi .
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Vậy, Ê-li đi ra mắt A-háp. Vả, tại Sa-ma-ri có cơn đói kém quá đỗi.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Vtedy išiel Eliáš, aby sa ukázal Achabovi. A hlad bol veľký v Samárii.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Και υπηγεν ο Ηλιας να φανερωθη εις τον Αχααβ. Η δε πεινα επεβαρυνεν εις την Σαμαρειαν.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.Илия, прочее, отиде да се яви на Ахава. А гладът бе тежък в Самария.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.И пошел Илия, чтобы показаться Ахаву. Голод же сильный был в Самарии.
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.וילך אליהו להראות אל אחאב והרעב חזק בשמרון׃
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.فذهب ايليا ليتراءى لاخآب. وكان الجوع شديدا في السامرة
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.以 利 亞 就 去 、 要 使 亞 哈 得 見 他 。 那 時 撒 瑪 利 亞 有 大 饑 荒
İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti. Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti.以利亞 就 去 、 要使 亞哈 得見 他 。 那 時撒瑪利亞 有 大 饑荒
Kanıtı: Savaş, ekonomik durgunluk, kıtlık, yoksulluk, açlık, hastalıklar.Dovada:acem razboi, recesiune, lacomie, saracie, foamete, boli.
Kanıtı: Savaş, ekonomik durgunluk, kıtlık, yoksulluk, açlık, hastalıklar.Доказательство: у нас войны, экономический спад, недоедание, нищета, голод, болезни.
Kanıtı: Savaş, ekonomik durgunluk, kıtlık, yoksulluk, açlık, hastalıklar.הוכחה? יש לנו מלחמה, מיתון, רעב, עוני, חולי.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.A głód wielki był w onej ziemi.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Ale hlad ťažko doliehal na zem.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Az éhség pedig elhatalmazott vala az országon.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Byl pak hlad veliký v krajině té.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.De vreselijke hongersnood bleef op het land drukken.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Die Teuerung aber drückte das Land.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.El hambre era grande en la tierra
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Foametea bîntuia greu în ţară.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.그 땅에 기근이 심하고
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.La carestia continuava a gravare sul paese
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.La famine s`appesantissait sur le pays.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Men hungersnöden var svår i landet.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Mutta nälänhätä oli maassa kova.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Ora, a fome era gravíssima na terra.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Vả , sự đói_kém trong xứ lớn lắm .
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Vả, sự đói kém trong xứ lớn lắm.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.V tem je lakota jako stiskala deželo.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Η δε πεινα επεβαρυνεν επι την γην.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.А гладът ставаше голям по земята.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.Голод усилился на земле.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.והרעב כבד בארץ׃
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.وكان الجوع شديدا في الارض.
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.那 地 的 饑 荒 甚 大
Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti.那 地 的 饑荒 甚大
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ahogy a nélkülözés hetei hónapokká dagadtak, néhányan tulipánhagymák evésére fanyalodtak.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ako sa z týždňov strádania stávali mesiace, niektorí ľudia sa uchýlili k jedeniu tulipánových cibuliek.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.A medida que las semanas de privación se hicieron meses algunos optaron por comer bulbos de tulipán.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Aus Wochen der Entbehrung wurden Monate, und manche begannen, Tulpenzwiebeln zu essen.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.De weken van ontbering werden maanden. Sommigen namen hun toevlucht tot het eten van tulpenbollen.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Gdy tygodnie nędzy przerodziły się w miesiące, niektórzy ratowali się jedzeniem cebulek tulipanów.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Jak se týdny hladovění natáhly na měsíce, někteří z nouze jedli tulipánové cibule.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Kekurangan ini berlangsung hingga berbulan-bulan, beberapa mencoba memakan kuncup bunga tulip.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Khi việc thiếu lương thực kéo dài hàng tháng liền, một vài người đã phải ăn củ của hoa tulip.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.궁핍한 기간이 수주주에서 몇 달로 이어졌고 어떤 사람들은 튤립 구근을 먹기도 했습니다
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Ko so se tedni pomanjkanja razširili na mesece, so nekateri začeli jesti tulipanove cvetove.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Mentre le settimane di privazioni diventavano mesi, alcuni ricorsero a cibarsi di bulbi di tulipani.
Kıtlık dönemi haftalardan aylara uzayınca bazı insanlar lale soğanları yemek zorunda kalıyorlar.Pe mǎsurǎ ce sǎptǎmânile de lipsuri deveneau luni, unii au recurs la a mânca bulbi de lalea.