Jon, Sör Alliser Thorne'un (Owen Teale) kışkırtmalarına ve Eddard Stark'ın ihanetini anlatmasına göz yumamaz.Джон выходит из себя, когда сир Аллисер Торн (Оуэн Тил) высмеивает предательство Эддарда Старка.
İbrahim, annesinin kışkırtmaları sonucu sadrazamını azledip idam ettirerek kendi gücünü ispat etmeye çalışır.Ибрагим, совершая прогулку со своим адъютантом, заблудился в лесу и вышел на Ненекоса и его людей.
Fakat Bizans ajanlarının kışkırttığı bir isyanın Güney İtalya’da patlak vermesi üzerine geri döndü.После подавления восстания Бобан бежал через Задар в Италию.
Sex Pistols'un kışkırtıcı stili onun ilk zamanlarında fazla sevilmemesine neden oldu.The Clash, который его поначалу разочаровал, зато Sex Pistols он очень полюбил.
Giovanni'nin pelerinin giydiği onu Giovanni sanıp kıskıvrak yakalarlar.Портниха, к которой Джонатан обращается, чтобы она починила ему брюки.
İrlanda'da ayaklanmayı kışkırttı.Его гибель вызвала новое восстание в Ирландии.
'Kışkışşş' da bu listeye yeni bir katkı olabilir."Может, этим обеспечу хоть какое-то участие в войне“.
Bunda Bizans'ın kışkırtmaları da vardı.Перед ними стоял Бизани.
Konya Ayaklanması Din duygusu kullanılarak kışkırtmalarla çıkmıştır.Логика доводов вытесняется эмоциональностью.
Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı.منحه مجلس الشيوخ السلطة بإستخدام القوة ضد أنطونيوس .
Herakleios, mesaja 400 isim ekledi ve haberciyi yönlendirdi ve listede olanların isyan çıkarmasını kışkırttı.Heráclio acrescentou 400 nomes a mensagem e desviou o mensageiro, provocando uma rebelião daqueles da lista.
Bu iç savaşta UNITA ve FNLA, MLPA'ya karşı birbirlerini kışkırtmışlardı.A UNITA e a FNLA juntaram-se então contra o MPLA.
1 ve 14 yılları arasında bir tarihte, kocası Paullus isyan kışkırtıcısı olmak suçundan idam edildi.Em algum momento entre 1 e 14, Paulo foi executado como conspirador numa revolta.
Kışkırtıcı ve kaba olabileceği basınla zor bir ilişkisi vardı.Ela teve um relacionamento difícil com a imprensa, com a qual era rude e provocativa.
Haçlı Seferleri döneminde Hristiyanları Müslümanlara karşı kışkırttılar.Apesar disso, os maiores massacres foram de cristãos contra muçulmanos.
Kısmen Tacikistan İç Savaşı'nı kışkırttı.Os acontecimentos conduziram à Guerra civil no Tajiquistão.
Bu durum daha da kötüleşirse, birey toplumdaki tüm olumsuzlukları kışkırtmaya daha da eğilimli olur.Se torna-se mais ambicioso, este seria preocupado com o bem-estar da sociedade.
1 ve 14 yılları arasında bir tarihte, kocası Paullus isyan kışkırtıcısı olmak suçundan idam edildi.Tussen 1 en 14 n.Chr. werd Paullus geëxecuteerd als een samenzweerder in een opstand.
Kemancı Ayı Masalı Kuşumu Kim Kışkışladı?Wat zong het vrolijk vogelkijn dat in de boomgaard zat?
Diğer mahkûmları da kışkırtarak bir isyan çıkarıyoruz.Dan breekt er een opstand uit onder de gevangenen.
Şiirler söyleyerek Kureyşlileri Müslümanlara karşı kışkırttı.In het artikel verweet hij hen dat ze moslimkinderen angst aanjagen.
Mezopotamya bölgesindeki Arap kabileleri Türklere karşı kışkırtan faaliyetlerde bulunmuştur.De Syrisch-orthodoxe gemeenschap in diaspora reageerde met demonstraties tegen de Turkse staat.
İlerleyen haftalarda Charlotte ve Brooke, Banks'i kışkırtmaya devam etti.Przez następne tygodnie, Charlotte i Brooke próbowały sprowokować Banks.
Raw 1000'de Stephanie McMahon, kocasının Lesnar'a meydan okumasını kabul etmesi için Heyman'ı kışkırttı.Na Raw 1000, Stephanie McMahon udało się sprowokować Heymana by przyjął wyzwanie.
Togay’ın kışkırtmaları sonucu kendini öldürür.Hojność Todda prowadzi do kłótni.
Tüm bunlar gereğinden fazla kışkırtıcı, ancak bunu insanların ilgisini çekmek için yapmak gerek.Wiem, że brzmi to dziwnie, ale wzywam Was do próby.
İlerleyen haftalarda Orton'ın Cena'yı kışkırtmasıyla ikisi birbirlerinin maçlarına karışmıştır.Szukając zemsty, przez kolejne tygodnie Orton atakował poszczególnych zawodników grupy.
Daha sonra bir ara sokağa giderler ve yağmur altında kışkırtıcı bir şekilde dans ederler.Następnie są one pokazane na wielu tłach, aż w końcu wspólnie tańczą w deszczu.
Feminist hareketin içerisine katıldı ve kısa zamanda medya onu feminist kışkırtıcı olarak tanıtmaya başladı.Brakowało jej jednak siły fizycznej, która wkrótce stała się decydującym argumentem w tenisie kobiecym.
Koca Murad Paşa ocaklıları bol para vaadleri ile isyana kışkırtmıştı.Paresh z Mohanem knują intrygi przejmując cudze majątki.
Ayrıca giydiği kıyafette cezbedici ve kışkırtıcı bir görünüm sergilemelidir.Ubiera się oryginalnie i prowokacyjnie.
Konya Ayaklanması Din duygusu kullanılarak kışkırtmalarla çıkmıştır.Można powiązać pozyskiwanie uwagi z rozbudzeniem emocji.
Kışkırtıcıların kim olduğunu bilmek istiyorum.Man krigar om vad ateister bör kalla sig.
İrlanda'da ayaklanmayı kışkırttı.Upprorets Irland.
Uçuşu hızlı ve çeviktir, beslenirken böcekleri havada kıskıvrak yakalar.Den är en snabb flygare och dyker efter insekter när den är i luften.
Daha sonra bir ara sokağa giderler ve yağmur altında kışkırtıcı bir şekilde dans ederler.В кінці хлопець приїжджає і вони цілуються під дощем на вулиці.
İrlanda'da ayaklanmayı kışkırttı.Ірландію охопило повстання.
Konya Ayaklanması Din duygusu kullanılarak kışkırtmalarla çıkmıştır.Зникнення нападу супроводжується бурхливими емоційними проявами.
Dijital indirme "Kışkışşş" - 02:37 İki Deli (derleme CD) 2.Цифрове завантаження "Gossip" – 3:02 CD (Cat.No.
Yerli çocukların köleleştirilmesi de savaşı kışkırtan diğer bir sebeptir.Розпаду сільської громади сприяло рабство, основним джерелом якого були війни.
Kışkırtıldığı zamanlar keskinliği kokarcanınkine rakip olabilen bir koku salabilir.Při rozrušení dokáže vylučovat silný zápach srovnatelný se skunkem.
İzleyiciyi düşünsel olarak kışkırtmak yerine, duygusal olarak etkilemeye çalışıyordu.Snažil se působit spíše na mysl diváka než na jeho smysly.
1 ve 14 yılları arasında bir tarihte, kocası Paullus isyan kışkırtıcısı olmak suçundan idam edildi.Někdy mezi rokem 1 a 14 byl její manžel popraven za účast v povstání.
Siyasi kışkırtmalar neticesinde bu olaylar yaşandı.Protesty se začaly dotýkat politického dění.
Daha sonra bir ara sokağa giderler ve yağmur altında kışkırtıcı bir şekilde dans ederler.Pomalu k sobě dojdou a v dešti a za bouřky se spolu začnou líbat.
Konya Ayaklanması Din duygusu kullanılarak kışkırtmalarla çıkmıştır.Logică Apelul la frică Apelul la emoție
Servet'in davasının kışkırtıcısı olmak, Calvin için bir çeşit itibar sorunu haline gelmiştir.Neputința de a influența mântuirea proprie era o problemă foarte dificilă pentru adepții lui Calvin.
Beni kışkırtma.Nu mă provoca.
'Kışkışşş' da bu listeye yeni bir katkı olabilir."Egyszer talán közölni fogok néhány részt ebből a könyvből.”
Siyasi kışkırtmalar neticesinde bu olaylar yaşandı.A politikai nyomásgyakorlás vádjaira csak cáfolatok érkeztek.
Bu savaşı, Bolivia'yı destekleyen Standard Oil ve Paraguay'ı tutan Shell adlı petrol şirketleri kışkırtmıştı.Standard Oil etsi öljyä Bolivian tukemana ja Shell Oil Paraguayasta käsin.
Sözleri çoğunlukla dinleyiciyi eğlendiren ya da kışkırtan kelime oyunları ile doludur.Usein lähetykset lähinnä suututtivat tai huvittivat kuuntelijoitaan.
Kışkırtıcı yazıları ile tanındı.Tätä kautta hän tutustui tunnettuihin kirjailijoihin.
Madde Dört. -Arılık vaazı, kamusal açıdan doğaya aykırılığa kışkırtmadır.Kaukinen, Miika: Rahamies kumartaa keskeneräisyydelle luonnostaan.
1 ve 14 yılları arasında bir tarihte, kocası Paullus isyan kışkırtıcısı olmak suçundan idam edildi.Μεταξύ του 1 μΧ και του 14 ο σύζυγός της Παύλος εκτελέστηκε, ως συνωμότης σε εξέγερση.
Kullandığı üslüp genellikle kışkırtıcıdır ve ağzı bozuk bir dil kullanır.Μια από τις συνήθειές της είναι να μιλάει με στόμα γεμάτο.
Jon, Sör Alliser Thorne'un (Owen Teale) kışkırtmalarına ve Eddard Stark'ın ihanetini anlatmasına göz yumamaz.Jon mister besindelsen efter Ser Alliser Thorne (Owen Teale) håner Eddard Starks forræderi.
Bu kışkırtıcı ben.(Jeg er ked af det Mr. Bond.
Böylece Türk boyları, Göktürk Kağanlığı'na karşı ayaklanmaları için kışkırtılıyorlardı.De forklædte sig som irakere, for at mistanken skulle kastes på oprørerne.
Senatus'u da Antonius'a karşı kışkırtmıştı.Men hurtigt meldte Marcus Antonius sig.