Çünkü benim eski merdivenim kırık.Because my old ladder is broken.
Hayal kırıklığına uğramayın.Don't be disappointed.
Benim merdivenim kırık değil.My ladder is not broken.
Oyuncağım kırık.My toy is broken.
Beni hayal kırıklığına uğrattın.You disappointed me.
Dünyanın eğitim standartları beni hayal kırıklığına uğratıyor.The world's educational standards disappoint me.
Seninle hayal kırıklığı duyuyorum.I am disillusioned with you.
O hayal kırıklığına uğradı.He was disappointed.
Tom'un kırık kolunun iyileşmesi birkaç hafta sürdü.Tom's broken arm took several weeks to heal.
Röntgen filminde iki kırık parmak görünüyordu.The x-ray showed two broken fingers.
Babam kırık sandalyeleri onarıyor.My father fixes broken chairs.
Sonuçla ilgili hayal kırıklığına uğradım.I was disappointed with the result.
İnsanoğlunun hayatında niçin hayal kırıklıkları vardır?Why are there disappointments in human life?
Onlar hayal kırıklığına uğradılar.They grew frustrated.
İşin hakkında hayal kırıklığına uğradın.You're frustrated about your job.
Ben seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.I won't disappoint you.
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.I won't let you down.
Onunla gidemediğim için hayal kırıklığına uğradım.I'm disappointed that I wasn't able to go with her.
Onun davranışı arkadaşlarının çoğunu hayal kırıklığına uğrattı.His behavior disappointed many of his friends.
Kırık bir ayna kötü şans getirir.A broken mirror brings bad luck.
Dün o kırık radyoyu tamir etmeye çalışarak iki saat harcadım.I spent two hours yesterday trying to fix that broken radio.
O hayal kırıklığına uğradı ve öyle olduğu için kendine kızdı.She was disappointed, and angry with herself for being so.
Sadece sizi hayal kırıklığına uğratmayacağımı size bildirmek istedim.I just want to let you know that I won't let you down.
Kırık bir İngilizceyle konuştu, onu anlamak zordu.He spoke in a broken English that was hard to understand.
Bir bilge bir defasında yaşamın hayal kırıklıkları dizisi olduğunu söyledi.A wise man once said, life is a series of disappointments.
Neden bir kırık kemiğin var?Why do you have a fractured bone?
Tom'un vize alamadığını duymak bizi hayal kırıklığına uğrattı.We were disappointed to hear that Tom couldn't get a visa.
Tom biraz hayal kırıklığı uğramış gibi görünüyordu.Tom seemed to be somewhat disappointed.
Tom beni hayal kırıklığına uğrattı.Tom disappointed me.
Tom kırık bir kalpten öldü.Tom died of a broken heart.
Tom Mary'nin zaten evli olduğunu duyduğu için hayal kırıklığına uğradı.Tom was disappointed to hear that Mary was already married.
Tom Mary'nin performansında hayal kırıklığına uğradı.Tom was disappointed in Mary's performance.
Tom Mary'yi hayal kırıklığına uğrattı.Tom disappointed Mary.
Tom Mary'yi hayal kırıklığına uğratmak istemedi.Tom didn't want to disappoint Mary.
Konser büyük bir hayal kırıklığıydı.The concert was a big disappointment.
Parti büyük bir hayal kırıklığıydı.The party was a big disappointment.
Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun.You disappoint me.
Senin hayal kırıklığına uğrattım.I'm disappointed in you.
Tom Mary'ye kırık sandelyeyi tamir etmesini ne zaman söyledi?When did Tom tell Mary to fix the broken chair?
Tom hayal kırıklığına uğramış hissetti.Tom felt frustrated.
Tom hayal kırıklığına uğramak istemiyor.Tom doesn't want to be disappointed.
Tom kesinlikle izleyiciyi hayal kırıklığına uğratmadı.Tom certainly didn't disappoint the audience.
Onun yeni filmi hayal kırıklığına uğratıcıdır.His new movie is disappointing.
Seni hayal kırıklığına uğratmamak için elimden geleni yapacağım.I'll do my very best not to disappoint you.
Tom seni hayal kırıklığına uğratmayacaktır.Tom won't let you down.
Tom hayal kırıklığına uğradı.Tom was disillusioned.
Tom biraz hayal kırıklığına uğramıştı.Tom was a little disappointed.
Tom bacağının kırık olduğunu düşünüyor.Tom thinks his leg is broken.
Hepimiz oyunla hayal kırıklığına uğradık..We were all disappointed with the game.
Oyun yüzünden hepimiz hayal kırıklığına uğradık.We were all disappointed by the game.
Onun kalbi kırıktı.He was heartbroken.
Tom'un kırık saç telleri var.Tom has split ends.
Beni geçen gün yaptığınız şekilde hayal kırıklığına uğratmayın.Don't disappoint me the way you did the other day.
Artık beni hayal kırıklığına uğratma.Don't disappoint me anymore.
Öfke ve hayal kırıklığı için minnettarım.I am thankful for anger and disappointment.
Bu sandalye kırık.This chair is broken.
O sonuçlar yüzünden hayal kırıklığına uğradım.I was disappointed with those results.
O, kırık bacağını tedavi etti.She treated his broken leg.
Ben şiddetli bir hayal kırıklığına uğradım.I was bitterly disappointed.
O, sonuçlarla ilgili hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor.He seemed disappointed with the results.