Tom oldukça hayal kırıklığına uğramış.Tom is pretty disappointed.
Tom sadece hayal kırıklığına uğradı.Tom is just disappointed.
Kızgın değilim. Hayal kırıklığına uğradım sadece.I'm not mad. I'm just disappointed.
Tom, Mary'nin göründüğü kadar hayal kırıklığına uğramış gibi görünmüyor.Tom doesn't seem to be as disappointed as Mary seems to be.
Tom, Mary'yi hayal kırıklığına uğrattı.Tom let Mary down.
Ne kadar hayal kırıklığına uğradın?How disappointed were you?
Mary hayal kırıklığına uğradı ama Mary uğramadı.Tom is frustrated, but Mary isn't.
Tom ve Mary'nin hayal kırıklığına uğradıklarından şüpheleniyorum.I suspect Tom and Mary were disappointed.
Ekran kırık.The screen is cracked.
Tom kırık telefon ekranına baktı.Tom stared at the cracked phone screen.
Tom hiçbir şey söylemedi ama sanırım hayal kırıklığına uğramıştı.Tom didn't say anything, but I think he was disappointed.
İnsanlara hayal kırıklığı yaşatmak istemedim.I didn't want to let people down.
Sami çok hayal kırıklığına uğramıştı.Sami was very frustrated.
Sen bizi hayal kırıklığına uğrattın.You've disappointed us.
Kendimi oldukça hayal kırıklığına uğramış hissediyorum.I feel quite frustrated.
Tom çok hayal kırıklığına uğramış görünüyordu.Tom looked very disappointed.
Tom'a kırık bir bacağım olduğunu söyle.Tell Tom I've a broken leg.
Tom'a, kırık bir bacağım olduğunu söyle.Tell Tom that I've a broken leg.
Tom ve Mary hayal kırıklığına uğramış görünüyordu.It seemed Tom and Mary were frustrated.
Tom'un hayal kırıklığına uğradığına eminim.I bet Tom is disappointed.
Tom'un kırık bir kolu var.Tom has a broken arm.
Tom'un kolu kırık.Tom has a broken arm.
Tom'un burada olmaması beni hayal kırıklığına uğrattı.I'm disappointed Tom isn't here.
Tom'un annesi çok hayal kırıklığına uğramış olmalı.Tom's mother must've been very disappointed.
Umarım Tom çok hayal kırıklığına uğramadı.I hope Tom wasn't too disappointed.
Tom hayal kırıklığına uğradı, değil mi?Tom was disappointed, wasn't he?
Tom ailesini hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu.Tom didn't want to let his parents down.
Tom kalbi kırık, değil mi?Tom is heartbroken, isn't he?
Tom'un ebeveynleri onun test puanını gördüklerinde hayal kırıklığına uğradılar.Tom's parents were disappointed when they saw his test score.
Sana kızgın değilim. Hayal kırıklığına uğradım sadece.I'm not mad at you. I'm just disappointed.
Tom henüz bizi hayal kırıklığına uğratmadı.Tom hasn't let us down yet.
Tom hayal kırıklığına uğramış gibi.It seems that Tom is disappointed.
Tom gerçekten hayal kırıklığına uğramıştı.Tom was really disappointed.
Arkadaşlarımı hayal kırıklığına uğratmak istemem.I don't want to disappoint my friends.
Sizin kıçı kırık birer ırkçı olduğunuzu herkes biliyor.Everyone knows you're racist punks.
Bir daha bana bulaşma, yoksa dişlerini yerden kırık parmaklarınla toplarsın.Don't mess with me again, or you'll pick up your teeth with broken fingers.
Kolunda ve elinde kırıklar oldu.He broke some bones in his arm and hand.
Onun vize alamadığını duymak bizim için hayal kırıklığı olmuştu.We were disappointed to hear that he couldn't get a visa.
Sonuçlar yüzünden hayal kırıklığına uğramıştım.I was disappointed with the results.
Biraz hayal kırıklığına uğramıştı.He seemed to be somewhat disappointed.
Bizi bir daha hayal kırıklığına uğratma.Don't disappoint us again.
O beni hayal kırıklığına uğratmaz.He will not disappoint me.
Beni hayal kırıklığına uğrattılar.They let me down.
Gerçeklerden bahset ve hayal kırıklıklarından kaçın.Talk about the truth and try to avoid disappointments.
O, yüzüncü doğum gününe son derece hayal kırıklığına uğramış bir hâlde uyandı.He woke up to his 100th birthday, deeply disappointed.
Tabii ki hayal kırıklığıydı.Of course, it was disappointing.
Bu emirlere uymazsan hayal kırıklığına uğrarım.I'd be disappointed if you were to disobey these orders.
Hayal kırıklığı içinde ofladım.I let out a sigh of disappointment.
Hayal kırıklığı içinde bir ah çektim.I let out a sigh of disappointment.
Takım arkadaşlarımızı hayal kırıklığına uğrattık.We let our teammates down.
Kırık not aldığım sınav olmadı.I haven't failed any exams.
Tom kırık fanı onardı.Tom fixed the broken fan.
Lukas, Rima’nın kırık kolunu inceledi.Lukas examined Rima’s broken arm.
Paul hayal kırıklığına uğradı.Paul got frustrated.
Daha sonra kırık dinozor yumurtaları keşfederler.They later discover broken dinosaur egg shells.
Ama sadece birkaç saniye sonra, onlar sırılsıklam kırık bir su hattı ile vardır.But only seconds later, they are drenched by a broken water line.
"Şu anda hiç kimse benden ve takım üyelerinden daha fazla düş kırıklığına uğramış olamaz."Nobody is more disappointed than myself and the team.
Ancak, Son yıllarda Fransa'nın sonuçları biraz hayal kırıklığına yol açmıştır.However, in recent years, the French results have been somewhat disappointing.
"Kırık Kalplere Şarkılar"."Kırık Kalplere Şarkılar".
Nonunion: Bir kırık oluştuktan sonraki altı ay içinde iyileşmenin ilerlemesi yoktur.Non-union: no progression of healing within six months of a fracture occurring.