Ben sadece hayal kırıklığımı dışa vuruyorum.I'm just venting my frustration.
Ben sadece hayal kırıklığımı dışa vuruyordum.I was just venting my frustration.
Tom, kız arkadaşı onu henüz geri aramadığı için hayal kırıklığına uğradı.Tom is frustrated that his girlfriend hasn't yet called him back.
Onun meslektaşlarının geri dönüşümü olmadığında Mary hayal kırıklığına uğrar.Mary gets frustrated when her colleagues do not recycle.
Hiç de hayal kırıklığına uğramadım.I'm not disappointed whatsoever.
Açıkçası çok hayal kırıklığına uğradım.I'm obviously very disappointed.
O hayal kırıklığına uğramış ve üzgün görünüyordu.She seemed disappointed and sad.
Ben çok kızgın ve hayal kırıklığına uğramışım.I'm very angry and disappointed.
Burnumun kırık olduğunu bilmiyordum.I didn't know my nose was broken.
Tom'un kar arabası kırık.Tom's snowmobile is broken.
Tom'u hayal kırıklığına uğratmaktan nefret ederim.I'd hate to disappoint Tom.
Çocuklar korkunç biçimde hayal kırıklığına uğramış görünüyordu.The boys look horribly disappointed.
Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyoruz.We don't want to disappoint them.
İzleyen hiç kimse hayal kırıklığına uğramadı.No one watching was disappointed.
Çocuklar çok hayal kırıklığına uğramış görünüyorlar.The boys look very disappointed.
Oğlanlar çok hayal kırıklığına uğramış görünüyorlar.The boys look very disappointed.
Tom'un da bazı hayal kırıklıkları vardı.Tom also had some disappointments.
Tom da bazı hayal kırıklıkları yaşadı.Tom also had some disappointments.
Bu kitap bir hayal kırıklığı oldu.This book was a disappointment.
Asla hayal kırıklığına uğramadık.We've never been disappointed.
Annemi hayal kırıklığına uğratamadım.I couldn't let my mother down.
Tom korkunç bir hayal kırıklığına uğramıştı.Tom was horribly disappointed.
Tom doğal olarak hayal kırıklığına uğradı.Tom is naturally disappointed.
Hayal kırıklığını anlıyorum.I understand the frustration.
Tom kırık bir kolla kaçtı.Tom escaped with a broken arm.
Hala hayal kırıklığına uğramış durumdayım.I still remain disappointed.
Hayal kırıklığı seviyeleri yüksektir.Frustration levels are high.
Onları hayal kırıklığına uğratmamalıyız.We must not let them down.
Tom kırık Fransızca konuştu.Tom spoke in broken French.
Derinden hayal kırıklığına uğradım.I'm deeply disappointed.
Böylesine bir hayal kırıklığıydı.It was such a letdown.
Bu gerçekten beni hayal kırıklığına uğratıyor.It really bums me out.
Takımımı hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.I don't want to let my team down.
Herkesi hayal kırıklığına uğrattım gibi hissediyorum.I feel like I let everybody down.
Tom'un ayak bileği kırık.Tom's ankle is broken.
Gerçekten hamile değilsem çok hayal kırıklığına uğrayacağım.If I'm not really pregnant, I'm going to be so disappointed.
Fadıl, Leyla'dan çok hayal kırıklığına uğradı.Fadil was very disappointed in Layla.
Kolayca hayal kırıklığına uğrar mısın?Are you easily frustrated?
Ben herkesi hayal kırıklığına uğrattım.I let everyone down.
Ben kalbi kırıktım.I was heartbroken.
Kalbim kırıktı.I was heartbroken.
Kırık bir kaburgam var.I have a broken rib.
Kırık bir bacağım var.I have a broken leg.
Hayal kırıklığına uğratıldım.I was disillusioned.
Fadıl kafatası kırıkları nedeniyle öldü.Fadil died of skull fractures.
Fadıl kırık vaatlere tahammül edemez.Fadil can't tolerate broken promises.
Kırık bir camla kendimi kestim.I cut myself on some broken glass.
Kırık bir bardakla kendimi kestim.I cut myself on some broken glass.
Biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordun.You seemed a little disappointed.
Biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyorsun.You seem a little disappointed.
Biz Tom'a güvenedik ama o bizi hayal kırıklığına uğrattı.We counted on Tom, but he let us down.
Tom muhtemelen hayal kırıklığına uğramış olabilir.Tom is likely to be disappointed.
Ben akıcı biçimde kırık İngilizce konuşuyorum.I speak broken English fluently.
Şemsiyem kırık.My umbrella broke.
Ben hayal kırıklığına uğramayacağım.I will not be disappointed.
Hayal kırıklığına uğramış hissettim.I felt disappointed.
Onun kalesi kırık camdan yapılmıştı.His castle was made of broken glass.
Oğlum tarafından çok hayal kırıklığına uğratıldım.I am very disappointed in my son.
Tom, Mary ona onunla dansa gitmeyeceğini söylediğinde hayal kırıklığına uğradı.Tom looked disappointed when Mary told him that she wouldn't go to the dance with him.
Umarım seni hayal kırıklığına uğratmam.I hope I don't let you down.