küçük ile cümle

küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Her zaman odasının küçük olmasından yakınır.He is always complaining of his room being small.
Odasının küçük olmasından yakındı.He complained of his room being small.
Küçük rahat bir evde yaşıyor.He lives in a little cozy house.
O küçük, ama güçlüydü.He was small, but strong.
Küçük odasında büyük bir masası var.He has a large desk in his small room.
Küçük bir tekne ile nehri geçti.He crossed the river in a small boat.
Küçük bir teknede Atlantik'i geçti.He came across the Atlantic in a small sailboat.
Küçük bir ev inşa edebildi.He was able to build a small house.
O küçük bir köpek kulübesi yaptı.He made a small dog house.
O suda küçük bir bot ile denize açılıyor.He is sailing a little boat on the water.
O, küçük bir köyde büyüdü.He grew up in a little village.
Küçük bir çocuğu boğulmaktan kurtardı.He saved a little boy from drowning.
Onun küçük bir çerçevesi vardır.He has a small frame.
Küçük bir çocukken çok yaramazdı.He was very naughty when he was a little boy.
Osaka yakınındaki küçük bir kentte yaşıyor.He lives in a small town near Osaka.
O, Nagano'da küçük bir kasabadandır.He is from some small town in Nagano.
Küçük erkek kardeşiyle karıştırıldı.He was mistaken for his younger brother.
Küçük bir sanatçıdan başka bir şey değildir.He is nothing but a minor artist.
Sadece küçük bir bestecidir.He is nothing but a minor composer.
Hayatı pahasına küçük kızı kurtardı.He rescued the little girl at the cost of his life.
O, yoksuldu ve küçük bir kabinde yaşardı.He was poor and lived in a small cabin.
Odanın çok küçük olmasından yakınıyor.He complains of the room being so small.
Onların kendi çocukları olmadığı için küçük bir kızı evlat edinmeye karar verdiler.Since they had no children of their own, they decided to adopt a little girl.
Onların küçük protestosu kitlesel bir gösteriyi tetikledi.Their small protest triggered a mass demonstration.
İngiltere'de küçük bir köyde yaşıyorlar.They live in a little village in England.
Onlar kurulduğundan beri bu küçük oteli çalıştırdılar.They have run this small hotel since it was established.
Onun küçük geliriyle yaşamak zorundalar.They have to live on his small income.
Onlar çok küçük giysi giyiyorlar.They wear very little clothing.
Bana küçük bir oda tahsis ettiler.They have assigned me a small room.
Onlar küçük çocuklar değiller.They are not little children.
Onlar uzun gri bir sokağın sonunda çok küçük bir evde yaşıyordu.They lived in a very small house at the end of a long, gray street.
Onun çok yakında geleceğine dair küçük bir umut yok.There is little hope of her getting well soon.
Onun zamanında geleceğine dair küçük bir umut var.There is little hope that she will come on time.
En küçük çocuğu beş yaşında.Her youngest child is five years old.
Onun elleri küçük ama piyanoyu çalamayacak kadar çok küçük değil.Her hands are small, but not so small that she can't play the piano.
Zavallı küçük kuşla ilgilendi.She took care of the poor little bird.
O, küçük bir köyde doğdu.She was born in a small village.
O, çocuğu küçük gördü.She scorned the boy.
Küçük altın bir kaşıkla çayını karıştırdı.She stirred her tea with a little gold spoon.
Gülümsedi ve küçük hediyemi kabul etti.She smiled and accepted my little present.
O Mary'den onun küçük çocuğunu bulmasını rica etti.She asked Mary to find her little boy.
O, küçük bir emekli aylığıyla yaşıyor.She lives on a small pension.
O küçük bir maaş için ofiste sıkı çalışıyor.She works hard in the office for a small salary.
O, bana küçük bir oyuncak aldı.She got me a tiny toy.
O bana küçük maaşımdan şikayetçi oldu.She complained to me of my small salary.
O benden beş yıl daha küçük.She is five years junior to me.
O küçük bir korku çığlığı attı ve banyoya kaçtı.She gave a small cry of alarm and fled to the bathroom.
Onun küçük siyah bir köpeği var.She has a small black dog.
Onun sadece küçük bir miktar parası vardı.She had only a small sum of money.
O, küçük bir gelirle yaşamaya alışkındı.She was used to living on a small income.
Kalenin yanındaki küçük bir otelde kalıyor.She is staying at a little hotel by the castle.
Küçük ayakları var.She has small feet.
Onun küçük erkek kardeşleri için büyük bir sevgisi var.She has a great affection for her little brothers.
Küçük tepeler uçaktan düz görünüyorlar.Small hills look flat from an airplane.
Babam Fukuoka'da küçük bir işletmeye sahip.My father owns a small business in Fukuoka.
Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you.
Kanun, yaşı küçük olanların sigara içmesini yasaklıyor.The law prohibits minors from smoking.
Bir ağabeyim ve iki küçük kız kardeşim var.I have one big brother and two little sisters.
Benim köpeğim seninkinden daha küçüktür.My dog is smaller than yours is.
Küçük bir gelirle idare etmeliyim.I must manage on a small income.

İlgili Sayfalar