küçük ile cümle
küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Birçok bilim adamı bu küçük köyde yaşıyor.Many scientists live in this small village.
Birçok küçük şirketler iflas etti.Many small companies went bankrupt.
Güneşle karşılaştırıldığında dünya küçüktür.The earth is small compared with the sun.
Büyük mü yoksa küçük mü?Large or small?
Onun geliri büyük ailesini geçindiremeyecek kadar çok küçüktü.His income is too small to support his large family.
Büyük uluslar, küçük uluslara müdahale etmemelidirler.The big nations should not interfere with the smaller nations.
Bizim büyük, orta ve küçük boyutlarımız var. Ne boyutta istiyorsunuz?We have large, medium, and small. What size do you want?
Küçük çocukları kaçıran insanlar hakkında duymak kanımı kaynatıyor.Hearing about people kidnapping little children just makes my blood boil.
Adam küçük çocukları çok korkuttu.The man terrified the little children.
Dünya küçük ama güzel bir gezegendir.The Earth is a small but beautiful planet.
Küçük bir deprem tehlikesi var.There is little danger of an earthquake.
Küçük işletmeler ayakta kalmak için kemerlerini sıkacaklar.Small businesses will have to tighten their belts to survive.
Avlumda küçük bir meyve bahçem var.I have a small vegetable garden on my patio.
Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.The audience was largely made up of very young children.
Caddeyyi geçerken küçük kız kardeşimle el ele tutuştuk.I took my little sister by the hand when we crossed the street.
Küçük kız kardeşim caddeyi geçerken elimi tuttu.My little sister took my hand when we crossed the street.
Küçük erkek kardeşim biraz para istedi.My little brother asked for some money.
Küçük erkek kardeşim dün gece korkunç bir rüya gördüğünü söylüyor.My little brother says that he had a dreadful dream last night.
Benim küçük erkek kardeşim on iki yaşında.My kid brother is twelve.
Küçük erkek kardeşim hep oyuncak ayısı ile yatıyor.My little brother always sleeps with his teddy bear.
Küçük erkek kardeşim İngilizce okuyabilir.My little brother can read English.
Benim küçük erkek kardeşim ilkokula gidiyor.My little brother goes to an elementary school.
Erkek kardeşim küçük ama güçlüdür.My brother is small but strong.
Kışın evimize yakın küçük bir tepede kızakla kaymayı seviyorum.In the winter, I like to sled down the small hill close to our home.
Yoldaki büyük ve küçük taşlar için dikkatli ol!Watch out for big and small stones on the road!
İki küçük kız papatyaları topluyorlar.Two little girls are picking daisies.
Japonya'daki satışlar Avrupa'dakilerle karşılaştırıldığında küçüktür.The sales in Japan are small in comparison with those in Europe.
Japon evleri küçüktür.Japanese houses are small.
Japonya, dört büyük ada ve daha küçük birçok başka adadan oluşur.Japan consists of four main islands and many other smaller islands.
Japonya Kanada'dan daha küçüktür.Japan is smaller than Canada.
Ben gerçekten sert düştüm ve dizimde küçük bir çürüğüm var.I fell down really hard and got a black bruise on my knee.
Onu sevimli, parlak, küçük bir çocuk olarak hatırlıyorum.I remember him as a cute, bright little boy.
Onun evi küçük ve eski.His house was small and old.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Onun şirketi, bölgedeki en başarılı küçük işletme olarak seçildi.His company was singled out as the most successful small business in the region.
Onun küçük oyununa maddi destekte bulundum.I saw through his little game.
Arabası küçük ve az yer kaplıyor.His car is small and takes up little room.
Geliri ailesine bakamayacak kadar çok küçük.His income is too small to support his family.
Onun yeni evini beğeniyorum ama onun bu kadar küçük olmasını beklememiştim.I like his new house, but I had not expected it to be so small.
O ihtiyaçlarını karşılamak için bir karıya ve iki küçük çocuğa sahiptir.He has a wife and two young children to provide for.
O oda 418'in, çok küçük bir oda, boş olduğunu hatırladı.He remembered that Room 418, a very small room, was empty.
İtalya'da küçük bir kasabada doğdu.He was born in a small town in Italy.
O her zaman küçük şeyler hakkında kendini rahatsız eder.He always troubles himself about minor things.
O küçük erkek kardeşimle samimiydi.He's been friendly with my kid brother.
O, oyunda küçük bir bölümü oynadı.He played a minor part in the play.
O, küçük kızı evlatlık aldı.They adopted the little girl.
Onun kitapla ilgili en küçük bir fikri yoktu.He didn't have the least idea of the book.
New York'ta bir sürü para yaptı ve doğduğu küçük kasabaya geri döndü.He made a lot of money in New York and went back to the small town where he was born.
O, Küçük John adında büyük bir adamdı.He was a big man called Little John.
O küçük gelirini en iyi şekilde değerlendirdi.He made the best of his small income.
Küçük bir maaşla büyük bir aileyi geçindirmesi gerekiyor.He has to maintain a large family on a small salary.
Yaşça kendinden küçük olanlara tepeden bakar.He is haughty to his juniors.
Kyoto'da küçük bir ev satın aldı.He bought a small house in Kyoto.
Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.He lived in a small town nearby.
Kyushu'da küçük bir köyde yaşar.He lives in a small village in Kyushu.
O, trafik sinyalinin üzerindeki küçük kamerayı fark etmedi.He didn't notice the small video camera above the traffic signal.
Küçük bir dağ kasabasından geldi.He came from a tiny mountain town.
O bizi her ziyaret etmesinde bize küçük bir hediye getirdi.He brought us a small gift each time he called on us.
O beni küçük erkek kardeşim sanıyordu.He mistook me for my younger brother.
O, küçük kız kardeşimle nişanlıdır.He is engaged to my younger sister.