küçük ile cümle

küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Tom sol elinde küçük bir el feneri tuttu.Tom held a small flashlight in his left hand.
Tom Mary'ye sarıldı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu.Tom hugged Mary and gave her a little kiss on the cheek.
Tom masa çekmecesini açtı ve küçük bir şişe çıkardı.Tom opened a desk drawer and pulled out a flask.
Tom küçük bir kutu açtı ve içindekileri masaya boşalttı.Tom opened the small box and emptied the contents on the table.
Tom'un küçük bir reklam şirketi var.Tom owns a small advertising company.
Tom cebinden küçük bir el feneri çıkardı ve onu açtı.Tom pulled a small flashlight out of his pocket and turned it on.
Tom küçük bir ateşe su dolu bir demlik koydu.Tom put a kettle full of water on the small fire.
Tom vidaları küçük bir plastik torbaya koydu.Tom put the screws in a small plastic bag.
Tom ceketine uzandı ve küçük bir defter çıkardı.Tom reached into his jacket and pulled out a small notebook.
Tom gömleğinin cebinden küçük bir zarf aldı ve onu Mary'ye verdi.Tom took a small envelope from his shirt pocket and gave it to Mary.
Tom Mary'nin gözlemesinden küçük bir lokma aldı.Tom took a tiny bite of Mary's donut.
Saatimin sadece küçük bir onarıma ihtiyacı var.My watch needs only minor repairs.
Küçük zihinlerin küçük endişeleri vardır, büyük zihinlerin endişeler için vakti yoktur.Little minds have little worries, big minds have no time for worries.
Tom o zaman sadece küçük bir çocuktu.Tom was just a little boy at that time.
Sen hiç Tom'un restoranına gittin mi? O hoş küçük bir yer.Have you ever been to Tom's restaurant? It's a nice little spot.
Küçük düşürücü bir deneyimdi.It was a humbling experience.
Tom hala küçük bir çocuktur.Tom is still a small boy.
Oda oldukça küçük.The room is rather small.
Küçük bir daire için her yeri araştırdım.I've searched everywhere for a small apartment.
Boston'da Tom'un çalıştığı o küçük dükkânın adı neydi?What was the name of that little shop in Boston where Tom worked?
Park Caddesindeki küçük, yüz yıllık bir kiliseyi ziyaret ettik.We visited a small, hundred year-old church on Park Street.
Tom Boston'dan çok uzak olmayan küçük bir kasabada yaşıyor.Tom lives in a small town not too far from Boston.
Tom Boston yakınlarında küçük bir kasabada yaşıyor.Tom lives in a small town near Boston.
Tom Boston'da küçük bir ev satın aldı.Tom bought a small house in Boston.
Boston'da küçük bir şirket için çalışırdım.I used to work for a small company in Boston.
Bir gölet, küçük bir göldür.A pond is a little lake.
Tom Mary'ye küçük bir manila zarf uzattı.Tom handed Mary a small manila envelope.
Küçük çocuk büyükannesi tarafından şımartılıyor.The little boy is being spoiled by his grandmother.
O, benim en küçük erkek kardeşimdir.He is my youngest brother.
Küçük sağanaklar uzun sürer ama ani fırtınalar kısadır.Small showers last long, but sudden storms are short.
Tom küçük bir köyde büyüdü.Tom was raised in a small village.
Küçük kızın bebeği kırık.The little girl's doll is broken.
Küçük bir kız yavru bir kediyle yanıma oturdu.A little girl with a kitten sat near me.
Onun küçük kızı önceki durumlarda çok daha iyi davranmıştı.His little daughter was much better behaved on previous occasions.
Sözlük küçük.The dictionary is small.
Tom küçük bir kasabadan geliyor.Tom comes from a small town.
Küçük bir sebze bahçemiz var.We have a small vegetable garden.
Tom ve ailesi buradan çok uzakta olmayan küçük bir çiftlik evinde yaşamaktadır.Tom and his family live in a small farm house not too far from here.
Yüz yıl önce burası sadece küçük bir tarım kasabasıydı.A century ago, this was just a small farm town.
Küçük şeyler hakkında endişelenmeyi durdurman gerekir.You should stop worrying about the minor stuff.
Sana küçük bir ücretsiz danışmanlık vereyim.Let me give you a little free advice.
Köşede 24 saat açık olan küçük bir dükkan var.There's a small shop on the corner that is open 24 hours a day.
Babamın arabası anneminkinden küçük.My father's car is smaller than that of my mother.
Kuzenimin evi küçüktür.My cousin's house is small.
Bu noktada derinlik küçüktür.At this point the depth is small.
Daha küçük bir şey ister misiniz?Would you like something smaller?
Küçük kız uyur.The little girl sleeps.
Küçük çocuk oynuyor.The little boy plays.
Tom adında küçük bir çocuk, bana Mary'nin nerede olduğunu sordu.A little boy named Tom asked me where Mary was.
Bu, Tom adındaki küçük bir çocuk hakkında bir hikaye.This is a story about a little boy named Tom.
Fakat insanların küçük bir umudu var.But people have a little hope.
O ödemek için küçük bir ücret.That's a small price to pay.
Ben küçük bir çocukken, babam ve ben Boston'a babamın dedesini ziyarete gittik.When I was a little boy, my father and I went to Boston to visit my great-grandfather.
Bu, senin için satın aldığım küçük bir şey.This is a little something I bought for you.
Tom bize küçük bir kutu içinde bir şey verdi.Tom gave us something in a small box.
Ben küçükken Tom bana bunu verdi.Tom gave this to me when I was little.
Ben burada küçük bir yardım kullanabilirdim.I could use a little help in here.
Tom bana Mary hakkında küçük bir sır söyledi.Tom told me a little secret about Mary.
Bu sadece bizim küçük sırrımız olacak, tamam mı?It'll just be our little secret, OK?
Bizim küçük sırrımız olacak.It'll be our little secret.

İlgili Sayfalar