küçük ile cümle
küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Bu park küçük çocukların cennetidir.This park is a little kid's paradise.
Benim evim daha küçük.My house is smaller.
Karım benden üç yaş daha küçük.My wife is three years younger than I am.
Küçük kız kardeşim ünlüdür.My younger sister is famous.
Küçük bir ayna satın almak istiyorum.I'd like to buy a small mirror.
Bana küçük bir iyilik yapar mısın?Could you do me a small favor?
Küçük kız kardeşim dün Kobe'ye gitti.My younger sister went to Kobe yesterday.
O, o zaman küçük bir kızdı.She was a little girl then.
Ben küçükken saatlerce tek başına odamda okurdum.When I was little, I read for hours alone in my room.
Muzip küçük çocuk, babasını çok sevdi.The mischievous little boy loved his dad very much.
Atlar köpeklerden büyüktür ama kediler köpeklerden küçüktür.Horses are bigger than dogs, but cats are smaller than dogs.
Mandalina portakaldan daha küçüktür.Tangerines are smaller than oranges.
Küçük kız bir trompete üflüyor.The little girl is blowing into a trumpet.
Küçük bir ada üzerindeki bir göletin ortasında şirin bir ördek evidir.In the middle of a pond on a tiny island is a charming little duck house.
Küçük ellerim var.I have small hands.
Dünya çok küçük.The Earth is too small.
Söylendiğine göre küçükken ben şeftaliden başka bir şey yememişim.When I was little, I supposedly ate nothing but peaches.
Senin küçük kitabını görüyorum.I see your little book.
Ben senin küçük kitabını görebilirim.I can see your little book.
İçinde yaşadığımız daire o kadar küçüktür ki, bizim yer eksikliğimiz var.The apartment we live in is so small that we lack space.
Küçük erkek kardeşim romanlar okuyarak bütün gece ayakta kalırdı.My younger brother used to often stay up all night reading novels.
Küçük kitabı al ve onu yiyip bitir.Take the little book, and eat it up.
Tom'un pijamalarına basılmış sevimli küçük kırmızı bir sincap resmi var.Tom's pajamas have a picture of a cute little red squirrel printed on them.
Küçük bir çocuk sokakta yalnız bırakıldığı için kaza oldu.The accident happened because a small child had been left alone in the street.
Tom memlekette küçük bir araziye sahiptir.Tom owns a small piece of land in the country.
Tom şehrin diğer tarafında küçük bir evde yaşıyor.Tom lives in a small house on the other side of town.
Tom buradan uzakta olmayan küçük bir kasabada büyüdü.Tom grew up in a small town not far from here.
Küçük bir kıvılcım sık sık büyük bir alevi ateşler.A small spark often ignites a big flame.
Odam biraz küçük ama rahat.My room is a little small, but comfortable.
Hayal ettiğimden daha küçüktü.It was smaller than I had imagined.
Düşündüğümden daha küçüktü.It was smaller than I thought.
Benim küçük erkek kardeşim o gece bir kâbus gördüğünü söyledi.My younger brother said that he'd had a nightmare that night.
Küçük Tom kendini banyoya kilitledi ve kapıyı açamadı.Little Tom locked himself in the bathroom and couldn't open the door.
Küçük kız kardeşim "merhaba" demedi.My younger sister didn't say "hello."
Küçük kız kardeşimi özlüyorum.I miss my little sister.
Tom'u küçük görüyoruz.We despise Tom.
Sen çok küçüksün.You're so tiny.
"schwül" ve "schwull" arasında sadece küçük bir fark var.There's only a small difference between "schwül" (humid) and "schwul" (gay).
Her insanın içinde küçük bir çocuk yaşar.In every man there lives a little boy.
Almanya'da 18 yaşından küçükseniz reşit olmayan bir kimsesinizdir.In Germany you're a minor if you're younger than 18 years old.
Çok küçük bir çadırda uyuduk.We slept in a very small tent.
İsyan küçük bir sorun ile bastırıldı.The revolt was put down with little trouble.
O, o kadar küçük değil.It's not so little.
Tom cebinden küçük bir defter çıkardı.Tom pulled a small notebook from his pocket.
Küçük birini kullan.Use the small one.
İsrail çok küçük bir ülkedir.Israel is a very small country.
Sevgili küçük düşmanımla buluşmak için Kuzey Kore'ye gidiyorum.I'm going to North Korea to meet my dear little enemy.
Küçük hatalar hemen düzeltilmezse ciddi sorunlara yol açabilirler.If small mistakes are not corrected at once, they may lead to serious problems.
Küçük kargalar benim büyük kuvars sfenksimi seviyorlar.Jackdaws love my big sphinx of quartz.
Aile onun küçük maaşıyla yaşamak zorunda kalır.The family is forced to live on his little salary.
Küçük balık, akvaryumda yüzüyor.Little fish are swimming in the aquarium.
Etkili antibiyotikler olmadan, herhangi bir ameliyat, küçük olanı bile, ölümcül olabilir.Without effective antibiotics, any surgery, even a minor one, could become fatal.
Yapacak küçük bir duyurum var.I have a little announcement to make.
Mary çantasından küçük bir ayna çıkardı ve saçını ve makyajını kontrol etti.Mary took a little mirror out of her purse and checked her hair and make-up.
Mary'nin bebeği bir aydan daha küçük.Mary's baby is less than a month old.
Bunun küçük bir tören olması konusunda anlaştık.We agreed it would be a small ceremony.
Tam küçük bir köpek yavrusu gibisin.You're just like a little puppy.
Tom odasının çok küçük olduğundan yakındı.Tom complained that his room was too small.
Tom küçük tünelden sürünerek geçti.Tom crawled through the small tunnel.
Tom küçük ve sakin bir kasabada büyüdü.Tom grew up in a small town.