küçük ile cümle

küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Küçük bir kazanç, büyük bir kayıptan daha iyidir.A small gain is better than a great loss.
Bir bebek deve genç bir deveden daha küçüktür.A baby camel is smaller than a young camel.
ÇHS'ye göre, 18 yaşından küçük tüm insanlar çocuk olarak kabul edilir.According to the CRC, all people under 18 are considered to be children.
Sosyal ağ siteleri, 13 yaşından küçük insanlar için tehlikelidir.Social networking sites are dangerous for people under 13.
Babam annemden iki yaş daha küçük.My father is two years younger than my mother.
Küçük oğlum araba sürebiliyor.My little son can drive a car.
Senden küçük bir yardıma ihtiyacım var.I need a little help from you.
Benim ailem, babam, annem ve küçük kız kardeşimden oluşmaktadır.My family has my father, my mother, and my little sister.
Bir birey toplumun en küçük birimidir.An individual is the smallest unit of the society.
O küçük bir çocukken yaramazdı.He was naughty when he was a boy.
Küçük erkek kardeşim TV izliyor.My younger brother is watching TV.
O biraz küçük değil mi?Isn't it a bit small?
Hatta daha küçük hissettim.I felt even smaller.
Mary'nin postu kar gibi beyaz olan küçük bir kuzusu vardı.Mary had a little lamb whose fleece was white as snow.
Asteroit, dünya'nın atmosferine girerken küçük parçalara bölündü.The asteroid broke up into small pieces as it entered Earth's atmosphere.
Hiç kimse benim küçük kazama gülmedi ve herkes biraz üzgün görünüyordu.No one laughed at my little accident and everyone seemed a little sad.
Ben küçük bir çocuğum.I'm a little child.
O kitap küçüktür.That book is small.
O, rahat küçük bir evde yaşar.He lives in a cozy little house.
İyi şeyler küçük paketlerde gelir.Good things come in small packages.
Mevcut evimiz çok küçük, bu nedenle taşınmaya karar verdik.Our present house is too small, so we decided to move.
Kitap küçüktür.The book is small.
Aşı kolumda komik küçük bir iz bıraktı.The vaccination left a funny little mark on my arm.
O, küçük ve güçsüz.He is small and weak.
Küçük çocuk kazara bardağı kırdı.The little boy accidentally broke the glass.
Küçük çocuklar taşınmaktan hoşlanırlar.Small children like to be carried.
Tom evi küçük olarak tanımlardı.Tom would describe the house as small.
Onlar büyük bir öğle yemeği ve küçük bir akşam yemeği yer.They have a big lunch and a small dinner.
Küçük çocuğun bir hayali var.The little boy has a dream.
Küçük bir şirket 50 kişi çalıştırmaktadır.A small company employs 50 people.
Küçük gruplar halinde ödev üzerinde çalışın.Work on the assignment in small groups.
Her küçük çocuğun bir kahramana ihtiyacı vardır.Every little boy needs a hero.
Onlar Yunanistan kıyılarında küçük bir adada yaşıyorlar.They live on a small island off the coast of Greece.
Küçük çocuklar çok gürültülü olabilir.Young children can be very loud.
Bu bizim büyük ulusal sorunlarımıza kıyasla küçük bir sorundur.This is a minor issue compared to our big national problems.
Bazı çiftler küçük sorunlarla ilgili olarak tartışırlar.Some couples argue over minor issues.
Küçük bir şeyden büyük bir sorun yaratma.Do not make a major problem out of a minor one.
Amerika'da 18 yaşın altındaysanız küçüksünüzdür.In America, you are a minor if you are under 18 years old.
Küçük bir çocuğa sigara satmak yasal değil.It is illegal to sell cigarettes to a minor.
Tom gömleği iade etti çünkü çok küçüktü.Tom returned the shirt because it was too small.
Tom gömleği iade etti; çünkü o küçüktü.Tom returned the shirt because it was too small.
Küçük kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Küçük bir kasabada hayat sıkıcıdır.Life in a small town is boring.
Ben küçükken babam beni havaya atardı.When I was small, my father used to throw me up in the air.
Küçük kız ayakkabı giymeyi sevmez.The little girl doesn't like to wear shoes.
Uzaydan, dünya çok küçük görünür.From space, the world looks very small.
Küçük oğlan hayvanat bahçesinde.The little boy is at the zoo.
Londra, Tokyo'ya kıyasla küçüktür.Compared to Tokyo, London is small.
Londra Tokyo'dan küçüktür.London is smaller than Tokyo.
Hangi ayakkabılar çok küçük?What shoes are too small?
Oynayalım, küçük kardeşlerim!Let's play, little bro!
Evimize hoş geldin, küçük erkek kardeşim!Welcome home, little brother!
Küçük erkek kardeşim oturma odasında çırılçıplak koştu.My little brother ran through the living room stark naked.
Benim ayaklarım seninkiyle karşılaştırılınca küçük.My feet are small compared to yours.
Küçük çocuklar çok meraklıydılar.The little kids were very curious.
İdrar örneğimi küçük plastik bir bardakta topladım ve onu hemşireye verdim.I collected my urine sample in a small, plastic cup and gave it to the nurse.
Büyük şeyler küçük paketlerde gelir.Big things come in small packages.
Onun sekizleri küçük harf "g" lere benziyordu.His eights looked like lowercase Gs.
Bill, küçük erkek kardeşini hayvanat bahçesine götürdü.Bill took his little brother to the zoo.
Dünya güneşten daha küçüktür.The earth is smaller than the sun.

İlgili Sayfalar