küçük ile cümle

küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
O, benden beş yaş küçük.She is five years younger than me.
Gözlerinde yaşlar olan küçük bir kız annesini arıyordu.A little girl, with tears in her eyes, searched for her mother.
" Bu kadar küçük oda için 30 Yuan çok pahalı," diye düşündü."30 Yuan is far too expensive for that little room", he thought.
Annem küçük erkek kardeşime sarı bir şemsiye aldı.My mother bought my little brother a yellow umbrella.
Sol diz üzerinde küçük bir alçı gördü.He saw a small plaster on her left knee.
O küçük kız kardeşine odasının duvarını boyamasına yardım ettirdi.He had his younger sister help him paint the wall of his room.
Bizim kız arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya yolculuk etti.Our girlfriend traveled to a small town last week.
Bizim bir bayan arkadaşımız, geçen hafta küçük bir kasabaya bir seyahat yaptı.A woman friend of ours took a trip to a small town last week.
Ben küçük bir kasabada yaşıyorum.I'm living in a small town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Küçük ahmak büyük bir kabak aldı.The little bumpkin bought a big pumpkin.
Onun oyuncağı onun küçük kızkardeşi tarafından kırıldı.Her toy was broken by her little sister.
Benim bahçem küçüktür.My garden is small.
Çiftliklerde ya da küçük kasabalarda yaşadılar.They lived on farms or in small towns.
Küçük çocuklar neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu belirleyemez.Young children cannot determine what is right and what is wrong.
Teksas'ta küçük şehirlerde büyüdü.He grew up in small towns in Texas.
Kirpi küçük bir hayvandır.The hedgehog is a small animal.
Ronald Reagan, Illinois'in küçük Tampico kasabasında, 1911 yılında doğdu.Ronald Reagan was born in 1911, in the little town of Tampico, Illinois.
Ordu küçük muhalefetle karşı karşıya geldi.The army faced little opposition.
Bu fotoğraf küçük bir gıda mağazası sahibi olan bir adamı gösteriyor.This photo shows a man who owns a small food store.
Yaşadığım kasaba oldukça küçük.The town in which I live is rather small.
O küçük bir kazaydı.It was a small incident.
Küçük aile çiftlikleri yok oluyorlardı.Small family farms were disappearing.
Benjamin Franklin daha sonra küçük komik bir hikaye anlattı.Benjamin Franklin then told a funny little story.
Bongolar, congalardan daha küçüktür.Bongos are smaller than congas.
Küçük neden büyük etki.Small cause, great effect.
Ondan daha küçük herhangi bir şeyin yok mu?Don't you have anything smaller than that?
Babam odadan ayrıldığında küçük kız kardeşim bana el hareketi çekti.When my dad left the room, my little sister gave me the finger!
Ne kadar küçük olursa olsun, kendime ait bir odam olmasını tercih ediyorum.I'd rather have a room of my own, no matter how small it is.
Çinlilerin büyük bir kırmızı bayrağı ve küçük bir kırmızı kitabı vardır.Chinese people have a big red flag and a little red book.
En parlak olanı şu küçük yıldızdır.That small star is the brightest.
Şu masanın altında küçük kahverengi bir köpek var.There is a small brown dog under that table.
Küçük sırlar büyük yalanlar yapar.Small secrets make big lies.
O, küçük erkek kardeşinin ev ödevine yardım etti.She helped her younger brother with his homework.
Bugünün küçük restoranı, yarın büyük bir otel olabilir.The small restaurant of today may be a big hotel tomorrow.
Dünyamız evrenin sadece küçük bir parçasıdır.Our world is only a tiny part of the universe.
Küçükken, bulutları pamuk şekere benzetirdim.When I was a kid, I used to think that fairy floss and clouds were alike.
Senden küçük bir iyilik istemek zorundayım.I need to ask you for a little favor.
Bu sadece küçük bir başarısızlık.It's only a minor setback.
Küçük kız Brezilya'da yaşadı.The little girl lived in Brazil.
O, küçük arkadaş çevresini genişletti.He widened his small circle of friends.
Küçük kız Brezilya'da yaşıyor.This little girl lives in Brazil.
Köpeği ile yürüyen küçük bir çocuk var.There is a little boy walking with his dog.
Küçük kız kardeşim çocuk gibi ağlıyor.My little sister is crying like a child.
O, küçük bir apartmanda onunla birlikte yaşar.She lives with him in a small apartment.
O, küçük bir hediye ile onu şaşırttı.She surprised him with a small gift.
Evrenin küçük bir ateş topu olarak başladığına inanıyor musun?Do you believe that the universe began as a small ball of fire?
Sanırım daha küçük bir eve taşınmayı düşünmemin zamanıdır.I think it's time for me to move into a smaller home.
Sanırım küçük bir parti yapmamın zamanıdır.I think it's time for me to throw a little party.
Amerika'da en sevdiğin küçük kasaba hangisi?What's your favorite small town in America?
Periler Noel Baba'nın küçük yardımcılarıdır.Elves are Santa's little helpers.
Kim onun o kadar zayıf ve küçük olabileceğini düşünürdü?Who would have thought that she could be so thin and small?
Küçük haydut, market çalışanını dövdü.The small thug beat up the convenience store employee.
Biz küçükken babam bize dokunaklı hikayeler okurdu.When we were small, father used to read us moving stories.
Evin küçük yılanlarla istila edilmiş olduğunu öğrendim. Onlar her yerde.We found out that the house is infested with garter snakes. They're everywhere.
Cebinde küçük bir el fenerine sahip olman yararlı olabilir.Having a small flashlight in your pocket may come in handy.
Onun tadının nasıl olacağı hakkında meraklıydı, bu yüzden küçük bir ısırık aldı.He was curious about how it would taste, so he took a small bite.
Küçük erkek kardeşinle her zaman tanışmak istedim.I've always wanted to meet your younger brother.
Ben her zaman dağlarda küçük bir otel işletmeyi düşündüm.I've always wanted to run a small hotel in the mountains.
Yemek yemek için en sevdiğimiz yer köşedeki şu küçük restoran.Our favorite place to eat is that small restaurant on the corner.

İlgili Sayfalar