O film izlemeye değer.That movie is worth seeing.
-O reklam güçlü bir izlenim bırakıyor-Özellikle müzik.O, kafanın içinde kalıyor.That commercial makes a strong impression - especially the music. It stays in your head.
Apartmanda evcil hayvanlara izin verilmez.No pets are allowed in that apartment house.
Karımı sana tanıtmam için bana izin ver.Allow me to introduce my wife to you.
Sadece onu izlemek zorundasın.You only have to follow him.
Yapmanız gereken bütün şey beni izlemektir.All you have to do is follow me.
Dün televizyon izledin mi?Did you watch TV yesterday?
Doktorların makineyi kullanmayıp kardeşinin ölmesine izin vermelerini mi istiyorsun?Do you want the doctors not to use the machine and let your brother die?
Nerede TV izlersin?Where do you watch television?
Televizyon izler misiniz?Do you watch television?
Televizyon izleyebilirsiniz.You can watch television.
Televizyondaki futbol maçını izledin mi?Did you watch the soccer game on television?
İz kapanana kadar sigara içmekten kaçınmanız isteniyor.You are asked to refrain from smoking until the sign is switched off.
Seni izleyemiyorum.I can't follow you.
Lütfen ölçünüzü almak için bana izin verin.Please allow me to measure you.
İşi yapmanıza yardım etmeme izin verin.Let me help you to do the work.
İznini istemeli miydim?Should I have asked your permission?
Ehliyetine bakmama izin ver.Let me take a look at your driver's license.
Lütfen çantanı taşımama izin ver.Please allow me to carry your bag.
İnşallah ebeveynlerin evlenmemize izin verecekler.I hope that your parents will allow us to marry.
Bir örnek vermeme izin ver.Let me give you an example.
Sizin için yeni olan birçok şeyi göstermeme izin verin.Let me show you many things which will be novel to you.
Seninle koltukları değiştirmeme izin ver.Let me exchange seats with you.
Onun tavsiyesini izlemen mantıklıydı.It was sensible of you to follow her advice.
Problem sadece benim talimatlarımı izlememenizden ortaya çıktı.The problem has arisen simply because you didn't follow my instructions.
Sen bitirdiğinde gazeteyi okumama izin ver.Let me read the paper when you have finished with it.
Beni izlerken sizinle çalışamam.I can't study with you watching me.
Atina'ya giden bir yük gemisi, bir iz bırakmadan Akdeniz'de battı.A cargo vessel, bound for Athens, sank in the Mediterranean without a trace.
İzlanda Danimarka'ya aitti.Iceland used to belong to Denmark.
DNA örneklerinin saklanmasına izin verilmemelidir.It shouldn't be permitted to store samples of DNA.
Bir hafta izin almama izin verildi.I was allowed to take a week off.
1603'te, Kral James iktidara geldiğinde, futbola tekrar izin verildi.In 1603, when King James I came into power, football was allowed again.
"Ne zaman TV izlersin?" "Akşam yemeğinden sonra TV izlerim.""When do you watch TV?" "I watch TV after dinner."
Seninle gitmeme izin ver.Let me go with you.
Yarın bu odayı kullanmana izin verilecek.You will be allowed to use this room tomorrow.
O seni öldürmek ya da yaşamana izin vermek bana kalmış!It's up to me whether I kill you or let you live!
Orduda hiç kimsenin izinsiz olarak gitmesine izin verilmez.In an army no man is permitted to leave without permission.
Sorumlu memur içeri girmeme izin verdi.The official in charge let me in.
Bir sözleşmede belirsizliklere izin verilmez.No ambiguities are allowed in a contract.
Polis onu izledi.The policeman followed him.
Polis ona orada park etmesi için izin verdi.The policeman permitted him to park there.
Bir polis, kollarını kavuşturarak izliyordu.A policeman was watching it, with his arms crossed.
Polisin olağan arama prosedürlerini izleyip izlemediği belli değil.It is not evident whether the police followed the usual search procedures.
Polis katilin herhangi bir izini buldu mu?Did the police find any trace of the murderer?
Polis silahtaki parmak izlerini kapıdakilerle karşılaştırdı.The police compared the fingerprints on the gun with those on the door.
Polisler onu Paris'e kadar izledi.The police have traced her to Paris.
Polis henüz şüphelinin izini bulmadı.The police have found no trace of the suspect yet.
Polislerin görev başında içmelerine izin verilmez.The police aren't allowed to drink on duty.
Polis memurlarının görevdeyken içki içmelerine izin verilmemektedir.Policemen aren't permitted to drink on duty.
Gitmeme izin verme.Never let me go.
Tansiyonunu ölçmeme izin ver.Let me take your blood pressure.
Ayda üç-dört kez film izlemeye giderim.I go to the movies three or four times a month.
Dövüşü izlemek için bir kalabalık toplandı.A crowd collected to watch the fight.
Bir köpek beni evime kadar izledi.A dog followed me to my house.
Bir köpek okuluma kadar beni izledi.A dog followed me to my school.
Köpek beni evime kadar izledi.The dog followed me to my home.
Sadece birkaç TV programı izlemeye değer.Only a few TV programs are worth watching.
Bölgeye yerlilerin girmesine izin verilmiyor.The natives were not allowed to enter the district.
Yerlilerin bölgeye girmesine izin verilmiyor.The natives were not allowed to enter the district.
Yalnızlık ile izole edilmeyi birbirine karıştırmamak gerek. Bunlar iki farklı şey.We shouldn't confuse solitude with isolation. They are two separate things.