Buralarda park etmene izin verilmez.You're not allowed to park around here.
Onu izlemeye cüret edemem.I don't have the nerve to watch it.
Çoğu hükümet çalışanı izinde.Most government workers are on furlough.
Dün Pulp Fiction'ı izledim.I saw Pulp Fiction yesterday.
Hangi filmi izlemek istersin?Which movie would you like to see?
Şimdi TV izliyorum.I'm watching TV now.
Film izliyor musun?Do you watch movies?
Bunu bu defa hoş göreceğim ama bunun tekrar olmasına izin verme.I'll overlook it this time, but don't let it happen again.
Tom babasının izinden gitti.Tom followed in his father's footsteps.
Televizyon izlerdik.We used to watch TV.
Bu, bütün ebeveynlerin izlemesi gereken bir film.This is a film all parents should watch.
Ben filmleri orijinal olarak izlemeyi tercih ederim.I prefer to watch films in the original.
Tom kalktı ve ofisin dışında Mary'yi izledi.Tom stood up and followed Mary out of the office.
Senin programın izin almana müsaade ediyor mu?Does your schedule allow you to have time off?
Zürafalar hakkındaki yeni filmi izledim; Ben onu beğenmedim.I watched that new film about giraffes; I didn't like it.
Bu otelde köpeklere izin verilmez.Dogs aren't allowed in this hotel.
Tom uygun prosedürü izlemedi.Tom didn't follow the proper procedure.
Yasaklanmamış şeye izin verilir.What isn't forbidden is allowed.
O fabrikayı ziyaret etmek için izin almanız gerekecek.You'll have to get a permit to visit that factory.
Hiç kimsenin bu binaya girmesine izin verilmiyor.No one is permitted to enter this building.
Ben böyle yakınlığa izin vermezdim.I wouldn't permit such familiarity.
Tom Mary'yi izlemesi için özel bir dedektif kiraladı.Tom hired a private detective to follow Mary.
Tom yol boyunca ebeveynlerini izledi.Tom followed his parents down the street.
Özel mülkiyete izinsiz giriyorsunuz.You are trespassing on private property.
Bir film izlemek için çok geç.It is too late to watch a film.
Genç Kübalılar, Amerikan TV'sini çok izlerler.Young Cubans watch a lot of American TV.
Kız kardeşimi seninle tanıştırmama izin ver.Let me introduce my sister to you.
Lütfen parmak izinizi buraya bastırın.Please put your thumbprint here.
İzinsiz engelli bir bölgeye park etmek için ağır para cezası vardır.There are heavy fines for parking in a disabled zone without a permit.
Odayı terk etmene izin verilmez.You are not allowed to leave the room.
Bunu izinsiz yapmamalısın.You're not supposed to do that without permission.
Bunu izinsiz yapmaman gerekiyor.You're not supposed to do that without permission.
Tom her zaman izliyordu.Tom was watching the whole time.
Yarın iskambil oynamak ya da oyun izlemek ister misin?Do you want to play cards and watch the game tomorrow?
Tom derin dağlarda izole bir köyde büyüdü.Tom grew up in an isolated village deep in the mountains.
Bu arada, onun gelmesi durumunda, beni beklemesine izin verin.By the way, in case he comes, let him wait for me.
Onun antisosyal davranışları, onu izole etti.His antisocial behavior isolated him.
Sığırlarının serbestçe başıboş gezinmelerine izin vermemeleri teşvik edildi.They were encouraged not to let their cattle roam freely.
Maşa kullanmadan tavuk kızartabilen bir adamın videosunu izledim.I saw a video of a man who can fry chicken without using tongs.
Polis tetikte Tom'un parmak izini buldu.The police found Tom's fingerprint on the trigger.
Burada sigaraya izin verilmiyor. Kanserinizi dışarıda besleyin!Smoking is not allowed here. Please feed your cancer outside!
İçeri gitmek için izin alabilir miyim.May I have permission to go inside?
Merkezi haber alma teşkilatı seni izliyor.The CIA is watching you.
Emily kendisiyle yaşamama izin verdi.Emily permitted me to live with her.
Emily bilgisayarını kullanmama izin verdi.Emily permitted me to use her computer.
Emily en sevdiği televizyon programını izliyor.Emily is watching her favourite TV programme.
Melanie'nin anne babası Emily'nin kendi evlerinde kalmasına izin verdi.Melanie's parents permitted Emily to stay in their house.
Şimdi televizyon izleyebilir miyim?Can I watch television now?
Televizyon izleme.Don't watch television.
Ben PBS kanalını izliyorum.I watch PBS.
PBS izliyorsun, değil mi?You watch PBS, don't you?
O, PBS izler.He watches PBS.
Tom PBS izliyor.Tom watches PBS.
O, PBS izliyor.She watches PBS.
Mary PBS izliyor.Mary watches PBS.
Onlar PBS izliyor.They watch PBS.
O, olumsuz bir izlenim bırakıyor.He makes an unfavorable impression.
Tom TV'sinin kendini izlediğini düşünüyor.Tom thinks that his TV is watching him.
Ben Tom'u izlemek zorunda değilim.I don't have to follow Tom.
O sürekli olarak televizyon izliyor.She watches TV constantly.