Ben bir film izleyeceğim.I'm going to watch a movie.
Fedai onun içeri girmesine izin vermedi.The bouncer wouldn't let him in.
Lütfen pasaportunuzu ve biniş kartınızı görmeme izin verin.Please let me see your passport and boarding pass.
Hiç kimse çalışmıyor; onların hepsi Dünya Kupası'nı izliyor.Nobody's working; they're all watching the World Cup.
İzinsiz girdiğim için üzgünüm.Sorry for the intrusion.
Tom'a diğer çocuklarla birlikte kampa gitmesine izin verilecek mi?Will Tom be allowed to go camping with the other children?
Tom TV izlerken ne yer?What does Tom eat when he's watching TV?
Tom dikkatlice ne olduğunu izliyordu.Tom was watching what was happening very carefully.
Tom genellikle sabahları evden ayrılmadan önce hava raporunu izler.Tom usually watches the weather report in the morning before leaving home.
Tom özel bir dedektif tarafından gölge gibi izlendiğini düşünüyor.Tom thinks he's being shadowed by a private detective.
Tom yaklaşık 300 yıldır atalarının izini sürdüğünü söylüyor.Tom says he can trace his ancestors back about 300 years.
Tom bize bu müzede fotoğraf çekmek için izin verilmediğini söyledi.Tom said that we weren't allowed to take photographs in this museum.
Tom adımlarını yeniden izledi.Tom retraced his steps.
Tom akşam yemeği yerken çoğunlukla TV izler.Tom often watches TV while eating dinner.
Tom televizyon izlerken genellikle hapır hupur abur cubur yer.Tom often munches on snacks while watching TV.
Tom zombi filmlerini sever ve o ne zaman yapabilirse izler.Tom loves zombie movies and watches them whenever he can.
Tom zombi filmlerini sever ve fırsat buldukça izler.Tom loves zombie movies and watches them whenever he can.
Tom akşam TV izlemeyi sever.Tom likes watching TV in the evening.
Tom kedisinin dışarı çıkmasına izin verdi.Tom let the cat out.
Tom şimdi TV izlemiyor. O uyuyor.Tom isn't watching TV now. He's sleeping.
Tom önümüzdeki hafta birkaç gün izin alacak.Tom is taking a couple of days off next week.
Tom TV izleyerek kanepede uzanıyor.Tom is lying on the sofa watching TV.
Tom bizim kurallarımızı izlemek zorundadır.Tom has to follow our rules.
Cumartesiler hariç Tom TV izlemez.Tom doesn't watch TV except on Saturdays.
Tom'un TV izlemek için hiç zamanı yok.Tom doesn't have any time to watch TV.
Tom insanların evine girmesine izin vermez.Tom doesn't allow people to enter his house.
Tom bütün gün TV izlemekten başka hiçbir şey yapmaz.Tom does nothing but watch TV all day.
Tom bir iz bırakmadan ortadan kayboldu.Tom disappeared without leaving a trace.
Tom'un dün TV izlemek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to watch TV yesterday.
Tom'un izlemek istediği TV programını izlemek için zamanı yoktu.Tom didn't have time to watch the TV program he wanted to watch.
Tom bütün gün televizyon izlemekten başka bir şey yapmadı.Tom did nothing but watch TV all day.
Tom izin alamadığı için gidemedi.Tom couldn't go because he was unable to get permission.
Tom fotokopi makinesini kullanmak için izin istedi.Tom asked for permission to use the copy machine.
Tom izin için başvurdu.Tom applied for a leave of absence.
Tom ve arkadaşları sahilde oturdu ve erkek çocuklarının yüzmesini izledi.Tom and his friends sat on the beach and watched the boys swimming.
Tom neredeyse her zaman TV izlerken uykuya dalar.Tom almost always falls asleep while watching TV.
Tom köpeğine serbest koşması için izin verdi.Tom allowed his dog to run free.
Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili herhangi bir iz bulamadı.The police looked everywhere and couldn't find any trace of Tom.
Polis her yere baktı ve Tom'la ilgili hiçbir iz bulamadı.The police looked everywhere and could find no trace of Tom.
Eğer Tom ödevini bitirdikten sonra TV izlerse benim için sakıncası yok.It's OK with me if Tom watches television after he finishes his homework.
Tom'un kapı tokmağından parmak izlerini sildiğini gördüm.I saw Tom wiping his fingerprints off the doorknob.
Tom korku filmleri izlemekten hoşlanır mı?Does Tom enjoy watching horror movies?
Tom ve Mary'nin el topu oynamasını izledik.We watched Tom and Mary playing handball.
Tom Mary'ye yardım etmeme izin vermedi.Tom wouldn't let me help Mary.
Tom Mary'nin içeri girmesine izin vermezdi.Tom wouldn't let Mary in.
Tom Mary'nin dans etmesini izledi.Tom watched Mary dance.
Tom'a bildiği her şeyi Mary'ye söylemesine izin verilmedi.Tom wasn't allowed to tell Mary everything he knew.
Tom'un bildiği her şeyi Mary'ye söylemesine izin verilmedi.Tom was not permitted to tell Mary everything he knew.
Tom Mary'ye onu yapması için izin veremediğini söyledi.Tom told Mary that he couldn't allow her to do that.
Tom Mary'nin geçmesine izin vermek için kenara çekildi.Tom stepped aside to allow Mary to pass.
Tom Mary'nin girmesine izin vermedi.Tom refused to let Mary in.
Tom Mary'nin dışarı çıkmasına ve yağmurda oynamasına izin vermeyi reddetti.Tom refused to let Mary go out and play in the rain.
Tom Mary'ye sadece haftada üç saat TV izlemesine izin verdi.Tom only allowed Mary to watch three hours of television a week.
Tom Mary'nin kendisini izlediğini fark etti.Tom noticed that Mary was following him.
Tom Mary'nin partiyi organize etmesi için kredi almasına izin verdi.Tom let Mary take the credit for organizing the party.
Tom Mary'nin gerçeği bilmesine izin verdi.Tom let Mary know the truth.
Tom Mary'nin gitmesine izin verdi.Tom let Mary go.
Tom konuşmaya devam etti ve Mary'nin ağzını açmasına izin vermedi.Tom kept talking and didn't let Mary get a word in edgewise.
Tom Mary'ye sıkıca sarıldı ve onun gitmesine asla izin vermek istemedi.Tom hugged Mary tightly and never wanted to let her go.
Tom bütün sabah bir şahin gibi Mary'yi izliyor.Tom has been watching Mary like a hawk all morning.