Bildiğimiz seye inanmak istemiyoruz.We don't want to believe what we know.
Bildigimiz seye inanmak istemiyoruz.We don't want to believe what we know.
Bildigimiz seye inanmak zorundayiz.We have to believe what we know.
'Evet, biz buna inanmak mayn't rağmen, deniz okula gitti''Yes, we went to school in the sea, though you mayn't believe it--'
O cevapladı : "Kendine inanmak."And he said, "A belief in themselves."
Bu saçmalıklara yıllardır inanmakla ne kazandığımızı anlayabilmiş değilim.I don't know what we're doing, believing in all this nonsense over all these years.
Biliyorsunuz, özünde, hepimiz görmediğimiz şeylere inanmak zorundayız.You know ultimately, we all have to believe things we haven't seen.
Eğer bana inanmak istiyorsanız, haydi yapalım.If you want to believe me, let's do it.
Artık bu role inanmak ve bu rolde olmak istemiyorsun.I don't want to believe and be in that role now.'
Pekçok insan ahlaki gelişme kavramına inanmak istiyor. Peki bu konuda uzlaşılabilir mi?But can you reconcile that?
Ama olduğuna inanmak istedim.But I wanted to believe something did.
Steve Jobs'tan ogrendigim son sey ise "Bazı şeyleri görmek için inanmak gereklidir.""Some things need to be believed to be seen."
Bazı şeylere inanmak için görmek gereklidir.Some things need to be seen to be believed.
1994'ten beri kaydettiğimiz ilerlemeye inanmak neredeyse imkansız.It's almost impossible to believe the progress we've made since 1994.
Ve sonuncusu, sanıyorum muhtemelen en önemlisi, yeterli olduğumuza inanmak.And the last, which I think is probably the most important, is to believe that we're enough.
İnanmak istiyorsan, inan.If you want to believe, it's okay.
Dün tanıştığımız aynı çocuk olduğuna inanmak neredeyse imkansız.It's almost impossible to believe it's the same boy we met yesterday.
Hepimiz yaşamlarımızın bir amacı olduğuna inanmak isteriz.We all want affirmations that our lives have meaning.
Pat diye söylediniz. Benim için buna inanmak çok zor.You said that so suddenly, I'm having a hard time handling it.
Yalan olduğuna inanmak istiyorsan, öyle düşün.If you want to think it's a lie, you can.
"Sucul kuyruksuz maymun teorisine inanmak haramdır.""Thou shalt not believe in the aquatic theory.
Bunu inanmak istememiştim... ...ama hepsi doğruydu.I didn't want to believe it, but it was all true.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.We insist on faith in the future and in each other.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.We've been talking about "seeing is believing " and seeing the unseen at TED Global.
Buna mı inanmak istiyorsun?Do you want to believe that?
Bunu yapmak için, imkansız şeylere inanmak zorundaydık.And to do so, we've had to believe in impossible things.
Öyleyse, sözde-bilim ya da bu tip şeylere inanmak pekala tehlikeli de olabilir.So there is a danger to pseudoscience, in believing in this sort of thing.
Ben inanmak istiyorum, sizler de öyle.I want to believe, and you do too.
İnanmak doğam bir şey. İnanmamak, şüphecilik, bilim ise doğal değil.Belief is natural; disbelief, skepticism, science, is not natural.
Birinci grup hata, ya da yalancı pozitif olanı gerçek olmayan bir modele inanmak.A Type I error, or false positive, is believing a pattern is real when it's not.
"tüm paternlerin gerçek olduğuna inanmak."Believe all patterns are real --
Ve inanmak zorunda değilsiniz her şeyi belgesel hala gelip sorularınız için.Now it's the war on terror. All through our life we've had to have a bogeyman.
Ayrıca, para gerçek bir şeyler olduğuna inanmak isteyen uzun bir geçmişi vardır.Furthermore, there's a long history of wanting to believe that money is something real.
İnsanlar, inanmak istedikleri için inanırlar.They believe because they want to believe
İspatları ise o kadar önemsemezler, çünkü inanmak onları mutlu eder.They care less about proof because believing makes them happy
Doğru olmayan bir şeye inanmak için pratik bir sebep olamaz.Well it can't be a practical reason for believing what isn't true
İsa onlara, ‹‹Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler!He said to them, "Foolish men, and slow of heart to believe in all that the prophets have spoken!
Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun!So do not let those who do not believe in it and follow their vain desires, turn you away from it.
Bu (Kur'an)dan önce, kitap verdiklerimiz buna inanmaktadırlar.Those to whom We gave the Book before this do believe in it;
O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.(Prophet Mohammed – peace and blessings be upon him – is the Prophet towards all mankind.)
ALLAH'a ve ümmi olan elçisine inanın, nitekim o da ALLAH'a ve sözlerine inanmaktadır.So believe in God and His Messenger, the Unlettered Prophet, who believes in God and His words.
Onlardan kimi ona inanmakta, kimi de ondan halkı engellemekte.whereupon some of them believed, and others turned away.
Kendisi'ne inanmakta olduğunuz Allah'tan korkup-sakının.Have fear of Allah in whom you believe.
Kızın iyiliğinin azami önem arz ettiğini anladığımıza gerçekten inanmak istiyorum.I really want to believe that we understand the welfare of the child is of utmost importance.
İçeri girme iznimiz olmadığı için onlara inanmak zorundayız.We have to believe them because we were not allowed to go inside.
Bu yıl içinde PfP üyesi olacağımıza inanmak istiyorum", şeklinde konuştu.I want to believe that we will become a member of the PfP this year," Tadic said.
Bilim insanları, köye ait geleneklerin ve konuşulan dilin ortadan kalktığına inanmaktadır.Scientists believe the customs and language of the culture were wiped out.
Birçok jeolog Hazar Denizi ve depresyonun tektonik kuvvetler tarafından oluştuğuna inanmaktadır.Many geologists believe the Caspian Sea and the depression were formed by tectonic forces.
Birçok müzik bilgini, bu şöhretin bir efsanenin abartılmasından kaynaklandığına inanmaktadır.Many scholars believe that his reputation has been exaggerated by legend.
Bu geçerlidir çünkü bir şey olmak, bir şeyi bilmekten (veya inanmaktan) farklıdır.This is valid because being something is different from knowing (or believing, etc.) something.
Rusya'nın güç kullanmama konusunda net bir taahhüdünün gerekli olduğuna" inanmaktadır.The EU believed "... that a clear commitment by Russia on non-use of force is necessary".
Connolly, Whitey'nin yardımıyla Angiulo Kardeşler'in çetesine sızabileceğine inanmaktadır.Connolly believes he can infiltrate the Angiulo Brothers' organization with Whitey's help.
Ülke genelinde insanların çoğu bir dine inanmaktadır.Religion is practiced throughout the country.
Tarihçiler, mağaranın bir dönem doğurganlık tapınağı olarak kullanıldığına inanmaktadır.Historians believe that it was once used as a fertility shrine.
Bazı bilginler metnin Aramlı Hadad olarak okunması gerektiğine inanmaktadır.[1]Some scholars believe the text should read Hadad the Aramean.[1]
Görmek inanmaktır.Sehen ist glauben.
Ona inanmak sizin saflığınızdandır.Es ist naiv von Ihnen, das zu glauben.
Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz.Und als ihre Wünsche tatsächlich in Erfüllung gehen, können sie es kaum glauben.
Ana madde: İslam'da melek Meleklere inanmak İslam dini akidesinin bir parçasıdır, yani iman esaslarındandır.Auf ihnen ist ein Gläubiger zu sehen, der von einem Engel geführt wird.
Allah'ın peygamberlerine inanmak.Sie waren die vertrauenswürdigen Gesandten Allahs.