Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.Ми наполягаємо на вірі в майбутнє та на віру у кожного з нас.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.Мы настаиваем на вере в будущее и друг в друга.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.אנו מתעקשים על אמונה בעתיד ואחד בשני.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.نصر على اﻹيمان بالمستقبل وفي بعضنا البعض.
Geleceğe ve birbirimize inanmakta ısrar ediyoruz.信じることを表明します 甘い考えだと言われても 構いません
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.C'est la seule profession dans laquelle on doit croire au futur.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Đó là ngành duy nhất mà bạn bắt buộc phải tin vào tương lai.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.É a única profissão em que se tem de acreditar no futuro.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.È la sola professione che ti chiede di aver fiducia nel futuro.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Es ist der einzigste Beruf, in dem man an die Zukunft glauben muss.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Es la única profesión en la cual tienes que creer en el futuro.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Este singura profesie în care trebuie să crezi în viitor.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Ez az egyetlen szakma ahol hinned kell a jövőben.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.이것이야말로 여러분이 반드시 믿어야 하는 것입니다.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.W tej profesji trzeba wierzyć w przyszłość.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Архитектор - это единственная профессия, в которой вы просто обязаны верить в будущее.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.Тя е единствената професия, при която трябва да вярваш в бъдещето.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.זה המקצוע היחיד שבו מוכרחים להאמין בעתיד.
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.هي المهنة الواحدة التي تتطلب منك أن تؤمن بالمستقبل
Geleceğin kendisine inanmak zorunda olduğunuz tek meslek.将軍や、政治家や、経済学者なら鬱屈していてもいいし
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Betapa mengagumkan bahwa jauh lebih mengerikan yang terlihat di kenyataan daripada di TV.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.E' stupefacente quanto fosse più difficile crederci nella vita reale che nella TV.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Și a fost uimitor cu cât mai greu era de crezut în realitate față de ceea ce era la televizor.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.To niesamowite, jak o wiele trudniej uwierzyć było w rzeczywistość, niż w to co pokazywano w telewizji.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.정말로 참혹한 광경이었어요. TV가 아닌 실제로 일어난다는 것이 믿기 어려웠습니다.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Und es war erstaunlich, wie viel schwieriger es war, in der Realität daran zu glauben, als im TV.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Y era impresionante cuanto mas duro era el creerlo en la vida real que en la Televisión.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Беше изумително колко по-трудно беше да се повярва в реалния живот, отколкото по телевизията.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.Поразительно, насколько тяжелее оказалось видеть все в живую, а не по телевизору.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.וקשה לתאר עד כמה שזה היה קשה להאמין לחיים האמיתיים יותר מאשר לטלוויזיה.
Gerçek televizyonda görünen şeyin ne kadar gerçek olduğuna zorla inanmak hayret vericiydi.من المذهل أن رؤية الأمر أكثر صعوبة على أرض الواقع من التلفاز
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Después de lo que he visto, no tengo más opción que creerte.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Efter vad jag såg måste jag tro dig.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Jeg tror på dig, efter det jeg så.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Minun on pakko uskoa sinua nähtyäni sen.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Não tenho alternativa senão acreditar em ti, depois do que vi.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Po tym, co widziałam, nie mam innego wyboru, jak ci wierzyć.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.Δεν μπορώ να μην σε πιστέψω μετά από αυτό που είδα.
Gördüklerimden sonra sana inanmaktan başka seçeneğim yok.После того, что я видела, мне придётся тебе поверить.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Abbiamo parlato del vedere per credere e del vedere ciò che non è mai stato visto a TED Global.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Azt szoktunk mondani: hiszem ha látom, most, a TED Global-on látjuk a láthatatlant.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Hemos estado hablando de ver es creer y ver lo nunca visto en TED Global.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Hier bei TED bringen wir Unsichtbares ans Licht, denn Sehen heißt Verstehen.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Mluvili jsme o "věřím tomu, co vidím" a na TED Global vidíme neviditelné.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Nous pensons à TED Global qu'il faut le voir pour le croire et qu'il faut voir l'invisible.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.S-a spus că a vedea înseamnă a crede şi că la TED Global se văd lucruri nevăzute.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.우리는 "백문이 불여일견"이라 말해왔고 보이지 않았던 것을 TED Global에서 보고 있습니다.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.TEDグローバルで見ているわけです こういうカメラだから見ることができます
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.We hebben het op TED Global gehad over zien is geloven en het onzichtbare zien.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz."Zobaczyć to uwierzyć" - o dostrzeganiu tego co niewidoczne mówiliśmy podczas konferencji TED Global.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.Говорихме за това, че да видиш е да повярваш, а в TED Global виждаш невижданото.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.דיברנו על "לראות זה להאמין" ולראות את הבלתי נראה ב-TED Global.
"Görmek, inanmaktır" diyip duruyoruz ve TED Global serisinde, görülmeyeni görüyoruz.نحن نتكلم عن أن الرؤية هي التصديق ونري الغير مرئي في تيد العالمية .
Güzel Zimbabwe'ye ilk ulaştığımda, nüfusun yüzde otuz beşinin HIV pozitif olduğuna inanmak zordu.Když jsem poprvé dorazila do překrásného Zimbabwe, bylo složité pochopit, že 35% populace je HIV pozitivní.
Güzel Zimbabwe'ye ilk ulaştığımda, nüfusun yüzde otuz beşinin HIV pozitif olduğuna inanmak zordu.Quando cheguei à bela Zimbabué, foi difícil perceber que 35% da população era HIV positivo.
"Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum."Adevărul te va elibera" -- așa scrie în Biblie, și eu vreau să trăiesc după norma aceasta.
"Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum."A verdade far-te-á livre" é o que diz a Bíblia e é uma coisa segundo a qual eu também quero viver.
"Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum."Az igazság felszabadít" -- a Biblia szerint legalábbis, és próbálok én is e szerint élni.
"Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum."De waarheid zal u bevrijden" -- dat is wat in de Bijbel staat, en het is iets waarnaar ook ik wil leven.
"Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum."Die Wahrheit macht frei" — das ist was die Bibel sagt, und es ist auch etwas nachdem ich leben möchte.