İnsanlar onun ölü olduğuna inandı.People believed her to be dead.
Neyin doğru olduğuna inandığını açıkça söyleme cesaretine sahip olmalısın.You ought to have the courage to speak out what you believe to be right.
Doğru olduğuna inandığınız şeyi yapın.Do what you believe is right.
Büyükanne, Çin ilaçlarının en iyi olduğuna inanıyor.Grandmother believes that Chinese medicines are the best.
Köylüler ölümden sonraki bir hayata inanıyorlar.The villagers believed in a life after death.
Hâlâ birçok batıl inanca inanılıyor.Lots of superstitions are still believed in.
Güneşin dünyanın etrafında döndüğüne inanılırdı.It was believed that the sun went around the earth.
Gördüğüne hiç kimse inanamadı.Nobody could believe what he saw.
Hiç kimse onun hikayesine inanmadı.No one believed his story.
Hikayesine kimse inanmayacak.No one will trust his story.
Ona niçin kimsenin inanmadığını merak ediyor musun?Do you wonder why no one trusts him?
Bilginin güç olduğuna inanıyorum.It's my belief that knowledge is power.
Dünyanın düz olduğuna inanılıyordu.It was believed that the earth was flat.
Trenin zamanında geleceğine inanıyordu.He assumed that the train would be on time.
Bazı insanlar okumanın zaman kaybı olduğuna inanıyorlar.Some people think of reading as a waste of time.
Onun dediğine inanabiliyor musun?Can you believe what he said?
Onun buraya geldiğine inanıyorum.I believe that he comes here.
Onun maçı kazanma şansı olduğuna hiç kimse inanmadı.Nobody believed he stood a chance of winning the match.
O kadar depresyonda olduğuna inanamıyorum.I can't believe that he is that depressed.
Onun böyle bir şey yapacağı benim için inanılmaz.It is inconceivable to me that he would do such a thing.
Ne söylerse söylesin ona inanma.Don't trust him no matter what he says.
Onun dediğine inandın mı?Do you believe what he said?
Onun erken kalkacağına inanıyorum.I believe him to get up early.
Kendisinin suçlu olmadığına inanmakta yalnız değiliz.We are not alone in believing that he is not guilty.
Onun masum olduğuna kimse inanmıyor.No one believes that he is innocent.
Ona inanmak için onun iyi dayanakları var.He has good grounds for believing that.
Onun performansı inanılmazdı.His performance was amazing.
Ona güçlükle inanabildim.I could hardly believe him.
Onun söylediği şeye inanmaktan kendimi alamıyorum.I cannot help believing what he says.
Ona inanman aptallık.It's silly of you to believe him.
Ona inanıyor musun?Do you believe him?
Ona inanmayacak kadar akıllı olmalıydım.I should have known better than to believe him.
Onun söylediğine inanma.Don't believe what he says.
Onun açıklaması inandırıcı değil.His explanation is unconvincing.
Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.His talk led me to believe that he knows a great deal.
Onun hikayesi garip, ama inandırıcı.His story is strange, but it's believable.
Ben neredeyse onun hikayesi inanamıyorum.I can hardly believe his story.
Onun hikayesine inanıyor musunuz?Do you believe his story?
Bazıları onun hikayesini inandı ve diğerleri inanmadı.Some believed his story, and others did not.
O, inanıyorum ki, sözünün adamıdır.He is, I believe, a man of his word.
Tanrı'nın bizi yarattığına olan inancını ifade etti.He stated his belief that God created us.
Onun iyi bir adam olduğuna inanıyorum.I believe he is a nice guy.
Onun bir gün zengin olacağına inanıyorum.I believe he is going to be rich one day.
O Katolik inancına ait.He belongs to the Catholic faith.
Onun iyi yapacağına inanıyorum.I believe that he'll do fine.
O, Noel Baba'ya inanıyor.He believes in Santa Claus.
Hikayenin gerçek olduğuna inanıyor.He believes that the story is true.
Hikayeye inanacak kadar öylesine aptal değildir.He is not such a fool as to believe that story.
O, ona inanmadığını ekledi.He added that he didn't believe it.
O, ona inanacak kadar budala mı?Is he so foolish as to believe that?
Böyle bir şeye inanacak kadar aptal değildir.He knows better than to believe such a thing.
Böyle bir şeye inanmayacak kadar akıllıdır.He knows better than to believe such a thing.
O, ona ilk önce inanmadı.He didn't believe it at first.
O, Ben'in sözlerine inanmadı.He didn't believe Ben's words.
O başkalarının dinsel inançlarına karşı hoşgörülüdür.He is tolerant in religious belief of others.
Birçok İnkalar gibi, bu hikayeye inanırdı.He, like most Incas, believed this story.
O bana tamamen inanmaz.He doesn't altogether trust me.
O, doktora olan inancını kaybetti.He has lost faith in the doctor.
O, bir doktor olduğuna inandırdı.He made believe he was a doctor.
O, onun bir kahraman olduğuna inanıyor.He believes that he is a hero.