Mars'ta hayat olmadığına inanılmaktadır.It is believed that there is no life on Mars.
Onlar inanılmaz sahtekâr.They are unbelievably dishonest.
Mary, Julia'nın onun kız kardeşi olduğuna inanıyordu.Mary believed that Julia was her sister.
Eğer o başarırsa, Amerikalılar inandırıcılığını kaybedecektir.If he succeeds, Americans will lose credibility.
Tom kimyasal izlere inanıyor.Tom believes in chemtrails.
Hıristiyanlar Tanrı'nın dünyanın yaratıcısı olduğuna inanıyor.Christians believe that God is the creator of the world.
Tom buna inanmıyor.Tom doesn't believe it.
Ben buna inanıyorum.I believe in this.
Ben sana tamamen inanıyorum.I totally believe you.
Böylesine uzun bir hikayeye inanmamı bekleme.Don't expect me to believe such a tall tale.
Sana inandığımı farz edelim.Let's assume that I do believe you.
Ben sadece bunu yaptığıma inanamıyorum.I can't believe I just did that.
Tom'un hala sadece on üç yaşında olduğuna inanabiliyor musun?Can you believe Tom is still only thirteen?
Ekim ayının bitmek üzere olduğuna inanabiliyor musun?Can you believe that October is almost over?
Ekim ayının neredeyse bittiğine inanabiliyor musun?Can you believe that October is almost over?
Yazın neredeyse bittiğine inanabiliyor musun?Can you believe that summer is almost over?
Tom benim ona inanmamı istiyor.Tom wants me to believe him.
Tom ve Mary'nin birbirleriyle çıktıklarına inanamıyorum.I can't believe Tom and Mary used to date each other.
Ben buna hiç inanmıyorum.I don't believe it at all.
Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.I believe it's all a hoax.
Sana güvenebileceğime inanıyorum.I believe I can trust you.
Tom sana inanmadı gibi görünüyordu.Tom sounded like he didn't believe you.
İngiltere'nin Avrupa Birliğini terk etmek için oy kullandığına inanamıyorum.I can't believe that Great Britain has voted to leave the European Union.
Biz daha iyi bir dünyaya inanıyoruz.We believe in a better world.
Geçen sefer, inanılmaz bir film izledim.Last time, I watched an amazing film.
Onun nerede olduğunu bildiğime inanıyorum.I believe I know where he is.
Tom dindar değildir ne de Tanrı'ya inanır.Tom is not religious, nor does he believe in God.
Tom dindar değildir ve de Tanrı'ya inanmaz.Tom is not religious, nor does he believe in God.
Senin bunu yaptığına inanamam!I can't believe you did this.
Boston'daki insanların yardım edeceğine inanıyorum.I believe people in Boston will help.
Onun çok derin inancı var.He has very deep convictions.
Çok derin inancım var.I have very deep convictions.
Çok derin inancı var.She has very deep convictions.
Çok derin inançları var.They have very deep convictions.
Çok derin inancımız var.We have very deep convictions.
Hiç inancı yoktur.He doesn't have any deep convictions.
Hiç inançları yoktur.They don't have any deep convictions.
Hiç inancımız yoktur.We don't have any deep convictions.
Bunun delice göründüğünü biliyorum ama bana inanmak zorundasın.I know that it sounds crazy, but you've got to believe me.
Dedem batıl inançlıydı.My grandfather was superstitious.
Ben koruyucu meleklere inanıyorum.I believe in guardian angels.
Koruyucu meleklere inanırım.I believe in guardian angels.
Sanırım Tom'un Mary'ye çok inancı var.I think Tom has a lot of faith in Mary.
Pozitif düşünmenin gücüne inanıyorum.I believe in the power of positive thinking.
İnsanlar neden meleklere inanırlar?Why do people believe in angels?
Tom reenkarnasyona inanıyor.Tom believes in reincarnation.
Tom habere inanamadı.Tom couldn't believe the news.
Tom Mary'nin John'u öldürdüğüne inanıyor.Tom believes Mary killed John.
Olumlu bir mesaj veriyor olmamız gerektiğine inanıyorum.I believe we should be giving a positive message.
Ben tartışmaya devam edilmesi gerektiğine inanıyorum.I believe that the debate should be carried on.
İnsanların değişim yeteneğine sahip olduğuna inanıyor musunuz?Do you believe that people are capable of change?
Biz ona inanmadık.We didn't believe him.
O bana çok inanılmaz bir şekilde güzel davranıyor.She's being so unbelievably nice to me.
Biz karşılaştığımız tehlikelerin bazıları hakkında inanılmaz yetenekliydik.We were incredibly intelligent about some of the hazards that we faced.
Biz inanılmaz bir güçsüzlük durumundaydık.We were in a state of incredible weakness.
Tom'un seni görmezden geldiğine inanamıyorum.I can't believe Tom just ignored you.
Mary iyi şansına inanamadı.Mary couldn't believe her good fortune.
Tom iyi şansına inanamadı.Tom couldn't believe his good fortune.
O hikayelere gerçekten inanıyor musunuz?Do you really believe those stories?
Gerçekten bütün o hikayelere inanmıyorsun, değil mi?You don't really believe all those stories, do you?