inanç ile cümle

inanç kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Bunun nedenlerinden biri, Shaker inanç sisteminin cinsel ilişkiyi yasaklamasıdır.And one of the reasons is that among the creed of Shaker-dom is that one should be celibate.
Eğer A'nın "yanlış" olduğunu biliyorsak; B nedenine olan inancımız artar.If we happen to know A is false, we will increase our belief for the cause B.
Bilime ve testlere olan şu kör inancın,That your faith in science and tests
Oysa inanç, gözlemleri red eder, kendini ancak öyle muhafaza ettirir.Faith is the denial of observation so that Belief can be preserved.
Yani, inançlarınızın gitmek istediğiniz yere asla gidemeyeceğinizi garanti ettiğini düşünün.Imagine if your beliefs guarantee you can never get to where you want to go.
İnancımı kaybetmememin nedeniThat's why I won't lose faith
[Herkes için yeteri kadar olduğu inancı] (Müzik)[The belief that there is enough to go around] (Music)
İşte bu, Amerika'nın bünyesinde topladığı inançtır ve işte bu, bizim destekleyeceğimiz görüştür.That is what America embodies, and that is the vision we will support.
Sanat, inancınızın en önemli fikirleriyle karşılaşımanın duygusal bir yolu.Art is a visceral encounter with the most important ideas of your faith.
Türümüze olan inancımı kaybettim.I lost my faith in our species.
Böylece anneannemin küçük ve batıl inançlı orta sınıf muhitinden dışarıya çıkarak,So from this small, superstitious, middle-class neighborhood of my grandmother,
Dünyaya dair bazı inançlar geliştirmek istersiniz.You want to generate beliefs about the world.
Bu inançlar nelerdir?So what are beliefs?
İnançlar şu şekilde olabilir: boşlukta kollarım nerede?Beliefs could be: where are my arms in space?
Ama şimdi inançları olasılık ile sunacağız.But we're going to represent beliefs with probabilities.
Yani, inanca dönüştürebileceğim duyusal girdilerim var.So I have sensory input, which I can take in to make beliefs.
Ve Bayes'in kuralı der ki, inançlarım doğrultusunda, hareket bir anlamda optimal olmalı.And what Bayes' rule says is, given my beliefs, the action should in some sense be optimal.
Elijah Mohammed'e olan inançlarını gördüğümde, çok şaşırmıştım.The faith that they had in Elijah Mohammad and in Malcolm...
1. gün bir kurum hakkında inançlar doğrultusunda... ...denenmemiş bir yığın hipotez vardı.Day 1, a series of untested hypothesis, a faith based enterprise.
5. gün inançlar gerçeklere dönüştü.On day 5 the faith has turned into facts.
Anglikan inancından döndü.He converted from his Anglican faith.
İnancın bununla bir alakası yokBelief has nothing to do with it.
Bu, çok iyi sebeplerden ötürü psişik inançlara karşı şüpheyle yaklaştığım anlamına geliyor.All it means is that I somewhat biest against belief in psychics, and for that very good reason.
Dünyada faydalı olmak için çok istekli ve inançlıydım.Now I was pretty psyched. I was very eager to be useful in the world --
Birşeylerin değişeceğine inancım kalmadı.And I stopped expecting things to really change.
Bu başarıların hepsi, insanların yaptıkları şeye inançları sayesinde gerçekleşti.It came because people believed in what they were doing.
Bana göre, inancınız her ne olursa olsun bunlar oldukça bilgece sözler.And to my mind, those are pretty wise words, no matter what your creed.
Sonra üniversitede okuduğum ekoloji bu inancımı güçlendirdi.And then my university education as an ecologist reinforced my beliefs.
Vodoun'un bu tuhaf inancını anlamam gerekirdi.I had to understand something about this remarkable faith of Vodoun.
Vudu bir kara büyü inancı değil.And Voodoo is not a black magic cult.
Ve Bay Albom biraz önce umudun ve inancın gücünden bahsetti ve çok doğru söylüyor.And Mr. Albom just spoke about the power of hope and faith and he's very right.
İnanç, ve placelessly helak olan varlıklar dirilişi reddetmek bir mezar olmadan.Faith, and refuse resurrections to the beings who have placelessly perished without a grave.
Din, iman ve gizeme inançtan kesinliğe doğru gitti.Religion has gone from a belief in faith and mystery to certainty.
Alışkanlıklar, kesinlikler, inançlar, ünlem işaretleri, paradigmalar, dogmalar.Habits, certainties, convictions, exclamation marks, paradigms, dogmas.
Ben onun saf, ince ruhu içinde, daha fazla inanç vardı olmalıdır. "I should have had more faith in his pure, fine spirit."
"Efendim?" Tam arkamda duran, Jeeves vardı inançlı."Sir?" There was Jeeves, standing behind me, full of zeal.
Görüyorsunuz, beyler, iş adamlarını olarak iyi makul garantileri bir hak ettik inanç.You see, gentlemen, as business men we've a right to reasonable guarantees of good faith.
Benim sorum; bunu mümkün kılan şeyin yalnız zihnin pozitif inancı olup olmadığıydı.Is it just the mind's positive belief that's making this happen?
İnsanlarım arasında sabahın iyi haberler getirdiğine dair bir inanç vardır.There's a belief among our people that morning brings good news.
Ama başarısızlık bir opsiyon olmalı sanatta ve araştırmada, çünkü bu bir inanç sıçraması.But failure has to be an option in art and in exploration, because it's a leap of faith.
Diğer bölümü ise tüm çocukların başarabileceklerine olan inanç.The other part is the belief that all children are capable of success.
Defedilmesi gereken ilk inanış, Afrika'nın bir ülke olmadığı inancıdır.And the first myth to dispel is that Africa is not a country.
Bir ateist olmak için kişisel olarak yeterli inanca sahip değilim.I don't personally have enough faith to be an atheist.
Profesyonel yetenek, güven ve inancın bir bileşimidir.A professional is someone who has a combination of competence, confidence and belief.
Tüm bu şüpheyi ortadan kaldırın, geriye kalan şey inanç değildir, kesin, kalpsiz bir teslimiyettir.Abolish all doubt, and what's left is not faith, but absolute, heartless conviction.
Düşünceleri için mükemmel panzehiri bulmuşlar ve gerçek inanca talep olan zor zamanların sığınağını.They found the perfect antidote to thought and the ideal refuge of the hard demands of real faith.
Ve bu inanç değil.This isn't faith.
Gerçek inancın kolay cevapları olmadığını fark etmeliyiz.We have to recognize that real faith has no easy answers.
Ve bu bilinçli meydan okuma, benim bir agnostik olarak, inancımın olmasının sebebi.And this conscious defiance is why I, as an agnostic, can still have faith.
O dönemlerde çok batıl inançlarım vardı.And at the time I was very superstitious.
İnancı dahi algılayan benim.I am the one who perceives even belief.
Plasebo, inanç ve beklentilerimizle ilintili bir şeydir.It's about our beliefs and expectations.
Hepimiz derinden inandığımız inançlara sahibiz.Each of us has deeply held beliefs.
Bu toplum tarafından yaygın kabul edilen bir inanç.This is a very wide spread belief in our society.
"Tanrıya değil, bilime inanıyorum" diyen insanların inanç sistemi.It's the kind of belief system of people who say I don't believe in God, I believe in science.
"dinazorların, bir asteroid yüzünden öldüğü inancı -- (Kahkahalar) --Has Been Vouchsafed a Strong Inner Conviction" -- (Laughter) --
Emmanuel, sizin inancınıza, ben inanmıyorum.Emmanuel, I don't have your faith.
Güvendiğiniz ilahi takdiri ve inancınız var demektir.Let's trust divine providence and have faith.
Birinci günde test edilmemiş hipotezler ve inanca dayalı iş modeli vardı.On day one, a series of untested hypothesis, a faith-based enterprise.
Sana olan inancımın ödülü bu mu olacaktı?Is this the reward for my belief in you ? YI Gwak
İlgili Sayfalar