inanç ile cümle
inanç kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
İnancı sağlam bir ailesi vardı ve babası ABD Ordusu'nda çalışıyordu.Zijn familie heeft een lange legertraditie; ook zijn vader had in het leger gezeten.
Hristiyanlık inancında dövme yasaklanmıştı.Het in het openbaar belijden van het christelijk geloof werd verboden.
İmami Şiilerde imamete inanmak; inanç esaslarından biridir.Het geloof in de boodschappers is een van de Zuilen van geloof.
İbrahim Bey Kuran'a gönülden bağlı, inançlı bir insandır ve sufi'dir.Abraham is de stamvader van ieder die in geloof tot God komt.
Beda’ inancı hâkimdir.Béda is een verdediger.
Batıl inançlardan vazgeçilmelidir.Hij weigert uit godsdienstige overwegingen.
Tamamı Alevilik inancına sahiptir.Hij belijdt de alevitische godsdienst.
Kırklar, Türk halk inancında Kırk Evliya.14 doden, allen van Turkse komaf.
Aslında anlatılan bir inanç ve azim öyküsüdür.Het is veeleer een reis- en avonturenverhaal.
Halkın %75.7'sinin herhangi bir dini inancı yoktur.Ongeveer 6,7 procent heeft geen religie.
Ülke nüfusunun yarısından fazlası Hristiyan inancını benimsemektedir.Meer dan de helft van de bevolking hangt het christendom aan.
Ufacık bir inancım vardı hep, ama artık onu da yitirdim.Ze kregen nog kleine kansjes, maar de overtuiging was weg.
2001 yılında yapılan nüfus sayımına göre Kanada'nın %16.2'sinin dini inancı bulunmamaktadır.8,7% heeft bij de volkstelling van 2001 geen antwoord gegeven op de vraag welk geloof zij aanhangen.
Teizm ya da Tanrıcılık, en geniş tanımıyla en az bir Tanrı'nın var olduğu inancıdır.Ook de smartisten en shaktisten geloven echter dat er maar één absolute, Hoogste God is.
İnancının gereğini yerine getirmiştir.Zij heeft zich aan haar belofte gehouden.
O halde, öldükten sonra dirilme inancı yanlıştır" der."Ik geloof niet in het leven na de dood.
Bazen bu inançsız putperestlerin aşırı barbarlıklarına sebep olarak inançsızlıklarını görür.Waar haalt hij de onbegrensde brutaliteit vandaan...
O zamanlar aşırı inançlı ve koyu dindar hatta fanatik dindar bir kişi olarak bilinmekteydi.Hij stond bekend als sociaal en diep gelovig.
İnancımız, Ömer Küçükağa tarafından yazılmış kitaptır.De onderkast is ontstaan uit de kleine schrijfletter.
Allah inancı kuvvetli ve dindar biri.God is bestaand, intelligent en gelukzalig.
Ve ailesinde bir isim değişikliğiyle eski sağlığına yeniden kavuşacağı inancı vardı.Door de lezing van een boekje getiteld: Zij gij wedergeboren? kwam er een verandering in zijn leven.
Katolik inancına göre Papa, yeryüzündeki tek hatasız kuldur.Volgens zijn vader is het bos de enige veilig overgebleven plek op aarde.
İnanca göre İshak, Allah'ın İbrahim'e vadettiği ve kısır olan eşi Sara'dan mucizevi bir şekilde doğan oğuldur.Ismail was de eerstgeboren (wettige) zoon van Ibrahim, die hij bij zijn vrouw Hagar kreeg.
Film AIDS, eşcinsellik, travestilik, inanç ve varoluşçuluk gibi karmaşık konular ile ilgilenir.De film behandelt complexe onderwerpen zoals aids, travestie, gender, en existentialisme.
Bu inançların birçoğunda ölmüş kişiler ruh varlıklar şeklinde yaşamlarını sürdürmeye devam ederler.Mensen die aan deze aandoening lijden, gaan op den duur in hun eigen leugens geloven.
Yani Tanrı'nın oğlunun ölmesi o kadar saçmadır ki bu mantığa sığmaz, ancak inanca dayanabilir.)(Vertaling: De zoon van God is gestorven; dit is geloofwaardig, omdat het absurd is.
Bektaşi inançlı Dadaliler, camiye gider, vakit namazlarını kılar, oruç tutarlar.Gelovigen kunnen hun geloof aanroepen, en hiermee wonderen verrichten in tijd van nood.
İnsan hayatının tüm yönlerini inançlarına göre yönetebilecek toplumlar oluşturmaya çalıştılar.Ze willen als gemeenschap in alles orde scheppen.
O, benim sahip olmadığım bir şeye sahip: inanç.Hij had iets dat ik niet had: geloof.
Mantık, yanlış sonuca inançla ulaşmanın sistematik bir metodudur.Logica is een systematische methode om betrouwbaar uit te komen op de verkeerde conclusie.
Önemli bir azınlık ise Animizm (Canlıcılık) inancına sahiptir.Niewielka świątynia nie była bowiem w stanie pomieścić wszystkich wiernych.
İbrahim Bey Kuran'a gönülden bağlı, inançlı bir insandır ve sufi'dir.Abraham jest określany „ojcem wierzących”.
Halbuki inanç bildikten sonra oluşan bir değerdir.Od tej chwili jest on Duchem zamieszkującym wnętrze wierzącego.
Şeytan ise onun kan, din, dil, inanç, meslek gruplarıydı.Erkenek (alternatywnie: Erkecel, Erkecey, Ernek, İrkenek, İrkeyel) – postać fikcyjna.
Çifte doğruluk önermesini ileri sürer; aklın doğruları ve inancın doğruları.Zachowamy prawdę dzięki wierze.
Protestan inancıyla yetiştirildi.Został wychowany w religii protestanckiej.
Aksine onu inançlarına davet ederler.Silnie wierzy w swe przekonania.
Doğuştan Musevi olmasına rağmen, 1976’da Yunan Ortodoks inancını tercih etti ve Rozalia Eskenazi adını aldı.Chociaż urodziła się jako Żydówka, w 1976 roku przeszła na wiarę prawosławną i przyjęła imię Rozalia Eskenazi.
Madonna ve ailesi Katolik inancındandır.Salma jak i jej rodzina są wyznania katolickiego.
Ondan önceki Çağatay hükümdarları Şamanizm inancını benimsiyorlardı.Przed nim wierni modlili się o łaski, zostawiając liczne wota.
"Yahudilikte ahiret inancı".Związek Prawdziwie Wiernych Izraela).
İnanç olarak Anglikan'dır.Jest wyznawcą anglikanizmu.
Bu inanca göre Gök'ün yüce ruhu Tengri'ydi.Wierzyli, że wszystko na ziemi zesłane zostało przez Tengri, najwyższego boga.
Bu gerçekten de inançlarıma sadık kalmamın tek yolu.Jedynym powodem, dla którego odnoszę sukces jest to, że pozostaję wierną sobie.
Din ve inanç özgürlüğü getirildi ve dini propaganda yasaklandı.Zapewniono im swobodę myśli i religii oraz zakazano ich militaryzacji.
Onlardan ise inançlarında aktif olanların sayısı 150'den fazla değildi.Ogółem liczyły one nie więcej niż 150 osób.
Hiç böyle sapık, böyle iğrenç, bir inanç olur mu?..Och, jakiż on nikczemny, jaki wstrętny!
Galifianakis babasının ait olduğu Yunan Ortodoks inancıyla yetiştirildi .Zach został ochrzczony w grecko-ortodoksyjnej żydowskiej religii swojego ojca.
İslam inancına göre meleklerin bu görevleri onların ibadetleridir.Przewodnikami na drodze do wiary są ich aniołowie stróże.
Zerdüşt'ün felsefi inancı dünyanın beş temel elementten oluştuğunu belirtir.Nazwa pięcioprocentowcy pochodzi z założenia, że świat podzielony jest na trzy grupy.
(2009), Alevice: İnancımız ve Direncimiz.2009: Wiara ze słuchania.
Her halkın kendi dili, inancı ve kültürü vardı.Żydzi zachowali swój język, religię i kulturę.
Konferansın konusu "İnanç, Akıl ve Üniversite - Hatıralar ve Geçmişin Değerlendirilmesi" idi.Wykład nosił tytuł: Wiara, rozum i uniwersytet – wspomnienia i refleksje – /(niem.)
İnanca dayanır.Pozostaje tylko wiara.
İnanca göre gençler ölmez, yüzyıllar boyunca uyumaya devam ederler.Królewna nie umrze, ale zaśnie na sto lat.
Muskalara da büyük bir inanç vardır.Znaczny udział mają też zarośla wierzbowe.
Ordu İli'nde, bunlardan başka pek çok inanç vardır.Przybyło wówczas wielu wiernych.
Felsefeleri; Avatar yani Tanrı'nın dünyaya bedenlenerek gelmesi inancı vardır.Homilia papieża: Otwórzcie się na Prawdę, by nieść światu nadzieję.
Köyde yaşayan 157 kişi Sünni inanca sahip ve Türkmen kökenlidir.Liczy 1571 mieszkańców, zarówno żyjących tu od urodzenia, jak i ludności napływowej.
İnançlarına göre totem olan hayvana ne zarar verebilir, ne de öldürebilir.Urban Legends Can Kill To, w co nie wierzysz, nie może Cię zabić. (ang.)
İlgili Sayfalar