inanç ile cümle
inanç kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Önemli bir azınlık ise Animizm (Canlıcılık) inancına sahiptir.فتية، آمنوا بالله، فثبتهم وزاد في هداهم.
İspanyollar hristiyanlık inancını Japonya'da yaymak istiyorlardı.وقد كان نشر الدين المسيحي في اليابان أحد طموحات الإسبان.
Örtülü ateizm – "Bilinçli bir reddiyede bulunmaksızın teistik inançların noksanlığı"."الصادق بوعبان الذي لا أعرفه - آراء حرة".
Kolombiya Anayasası'nda inanç özgürlüğü garantiye alınmıştır.بينما يكفل الدستور حرية الدين.
Vika'da tekrarbedenlenme inancı benimsenmiştir.أهمّها لديهم هو طقس الدخول في الويكا.
Oyuncu dini inancı ile ilgili bir görüş bildirmemiştir.لا تعترف الكنيسة بأي دور ديني يقوم به أحد الشهود.
İç etmenlerse; beklenti, ilgi, gereksinim ve inançtır.نحو : تشجع، وتحلم، وتصبر، وتجلد، وتكرم، وتنوه.
Ve şunları söylemiştir: “Dinde ve bilimde tanrı inancı gerekebilir.حيث قال: "أجد حاجة إلى الله في الكون وفي حياتي".
Türkiye'de dinsizlik, Türkler arasında nadirdir; çünkü İslam hakim olan inançtır.إن اللادينية في اليمن أمر غير شائع بين اليمنيين، حيث أن الإسلام هو الدين السائد.
Onun emriyle Tebriz'e ve sonrasında Kazvin'e giderek Bâtınî inancını öğrenerek Kahire'ye dönmüştür.وبأمر منه ذهب إلى تبريز وقزوين وتعلم معتقد الباطنية ثم عاد إلى القاهرة.
İsrail'de inanç turizmi yaygındır.اللادينية في إسرائيل شائعة.
Ömer Tuğrul İnançer (d.تطهير الاعتقاد؛ للصنعاني (ط).
Antalya'da inanç turizmi gelişme gösteren bir turizm koludur.أما عن السياحة الدينية في أنطاليا فهى تعد ذراع السياحة الذى شهد تطور باهر.
Yahudilik inancında aynı tanrı Altıgenyıldız şeklindedir.تفكر الإله في اليهوديّة موحد صارما.
İnanç bakımından Sih, Hindu ve Müslümandırlar.عائشة أم المؤمنين، للبوطي.
"Mormonluk" terimi, Mormonların inanç metinlerinden biri olan Mormon Kitabı'ndan türetilmiştir.تُشتق كلمة مورمون من أحد أسماء الكتب المقدسة ألا وهو كتاب مورمون.
Altayların ve Yakutların Tengricilik inançlarında koruyucu tanrıçalarındandır.وتتكون النقوش في القاعة الرئيسية من آلهة الحماية.
Fakat İsrail’in direnişin düşeceği inancı zamanla yok oldu .وفجأة تجمد الموقف الإسرائيلي...
İnançları uğruna ölmeye hazırdılar ve en nihayetinde öldüler."تأملوا بسيرتهم حتى النهاية واقتدوا بإيمانهم".
İnancının gereğini yerine getirmiştir.ما ملكت ايمانكم.
Böylece inanç ile bilginin sınırları kesin olarak birbirinden ayrıştırılmış olunmaktadır.الاعتقاد في البعث والآخرة، وهو ما يفتح الباب لبحث لانهائي في معرفة وخلق الزمن والذات.
Komşusu açken tok yatan inançlı değildir.ليس المؤمن الذي يشبع وجاره جائع إلى جنبه.
İspanyollar hristiyanlık inancını Japonya'da yaymak istiyorlardı.Os espanhóis desejavam expandir a fé cristã no Japão.
Ancak Ortodoks inancına mensup kişilerin büyük bir bölümü düzenli olarak kiliseye gitmemektedirler.No entanto, a grande maioria dos crentes ortodoxos não frequentam a igreja regularmente.
İkinci tip Weber, Wertrational veya değer / inanç odaklı olarak adlandırdı.O segundo tipo foi chamado por Weber Wertrational, ou seja, orientado por crença ou valor.
İbrahim Bey Kuran'a gönülden bağlı, inançlı bir insandır ve sufi'dir.Abraão: a invenção da fé.
Bu kaynak baz alınırsa, Bessas (muhtemelen mutedil) monofizit inanca sahip biridir.Se esta identificação é válida, então Bessas foi um (provavelmente moderado) monofisista.
Şah’ın ilk kitapları “azınlık inançları” dediği konudaki araştırmalardı.Os primeiros livros de Shah eram estudos do que chamava de "crenças minoritárias".
Protestan inancıyla yetiştirildi.É afiliada à religião protestante.
Muğlak ve hoş sözler genellikle böyle hareket ve inançları haklı göstermek için kullanılır.Frases genéricas agradáveis são, frequentemente, usadas para justificar essas ações ou crenças.
Çoğunluğu İslâm inancını benimsemişlerdir.E muitos permanecem fiéis à sua vocação.
İkinci en büyük inanç, 1980 yılından bu yana göç nedeniyle artan İslam'dır.A segunda maior fé é o islamismo, devido à imigração iniciada na década 1980.
Seferin gerçekleştiği tarih gibi, Rus-Bizans Savaşı (860)'ndan ayrı olduğu inancı da sorgulanmaktadır.A data é disputada assim como a afirmação de que esta expedição seria distinta da Guerra rus'-bizantina (860).
Ad resmen çeşitli inançlardan grupların katılımı nedeniyle değiştirildi.O nome mudou oficialmente devido à crescente participação de partido de várias religiões.
Önemli bir azınlık ise Animizm (Canlıcılık) inancına sahiptir.Aqueles que foram menos fiéis terão uma recompensa menor mas ainda assim serão recompensados.
Rubin inançlı bir Yahudidir ve bilim ile din arasında bir çelişki görmez.Rubin seguia o judaísmo, e não via conflito entre ciência e religião.
Yine de halkın dinsel inançları hakkında bilinen çok az bilgi elit tabakanın gelenekleriyle uyumludur.Mas no geral, o pouco que se sabe sobre a crença religiosa popular é consistente com a tradição da elite.
Çek Cumhuriyeti, dünyadaki en eski inançlı nüfuslardan birine sahiptir.A República Tcheca tem uma das menores populações religiosas antigas do mundo.
Yahudi tarihi, Yahudi halkının, inancının ve kültürünün tarihidir.A história judaica é a história do povo, religião e cultura judaicos.
Bu inanç 1961 Betty ve Barney kaçırılmasından gelmektedir.Essas estrelas ficaram mais conhecidas depois da suposta abdução de Betty e Barney Hill em 1961.
Geleneksel inançlara göre hareket etme.Não aja de acordo com as crenças habituais.
İslâm inancına göre Allah'ın kendisi bilinmez, Allah'ı bilmek, sıfatlarını bilmekle olur.Embora inacessível e incognoscível, Deus é tido como consciente de Sua criação, com vontade e propósito.
Bu inancın Sahalardaki adı Kut-Sür İteğele (Kut-Sür İnancı) veya Tañara Üöreteğe (Tanrı Öğretisi)'dir.Segue o convite à Oração dos Fiéis ou Prefácio.
Adventistler tarihleri boyunca resmî bir inanç açıklaması oluşturmaya isteksiz olmuşlardır.Seus defensores resistem à elaboração de qualquer declaração formal de um credo.
Ayyavazhi, dharmatik inanç olarak sınıflandırılmaktadır çünkü dharmanın merkezine odaklanmıştır.O Ayyavazhi é classificado como uma religião dramica, devido ao seu foco central sobre o dharma.
Madonna ve ailesi Katolik inancındandır.Ela e sua família são católicas.
İslam ve Yahudilik gibi dinler de Avrupa Birliği içinde temsil edilen inançlardandır.Outras religiões, tais como islamismo e o judaísmo, também estão representados na sua população.
Bütün bu bencillikler ve yalanlar rahibin insanlığa olan inancını zayıflatır.Essa série de mentiras e decepções abalam a fé do sacerdote na bondade da Humanidade.
İnsan hayatının tüm yönlerini inançlarına göre yönetebilecek toplumlar oluşturmaya çalıştılar.Pessoas que possam guiar suas vidas de acordo com suas convicções.
Böylece inancı yerine gelir.A Razão substituindo-se à Crença.
Dini milliyetçilik milliyetçiliğin belli bir dini inanç veya dogma ile olan ilişkisidir.Nacionalismo e religião é a relação do nacionalismo com uma crença religiosa particular, dogma ou afiliação.
Salladhor ve Davos, Matthos'un inancının artık Işığın Tanrısı olmasını desteklemez.Tanto Salladhor quanto Davos mostram descontentamento com a devoção de Matthos ao Senhor da Luz.
Anglikan inancının bir üyesi olmuş, daha sonra Egbas'a geri dönmüştür.Ele tornou-se um membro do igreja anglicana, e logo retornou à terra natal de seus companheiros egbas.
Katoliklik boş inançlardan başka bir şey değildir.A participação italiana não se limitou apenas à fé católica.
Film AIDS, eşcinsellik, travestilik, inanç ve varoluşçuluk gibi karmaşık konular ile ilgilenir.O filme lida com temas complexos como AIDS, travestilidade, identidade sexual, religião, fé e existencialismo.
Tanrılar bu dönemden önce tarihöncesi dinsel inançlardan kaynaklanarak ortaya çıkmış olmalıdır.Deus teria tomado esta decisão antes da criação do Universo.
1930'da yayınlanmış olup inanç eksikliği olan kişinin inanç edinmesine değinir.Publicado em 1930, diz respeito ao dilema de alguém que, lhe faltando a fé, a encontra.
İşkembe yemeği Moncalieri'de sanki bir "inanç" haline gelmiştir.Ela descreveu o processo de composição em Nashville como uma "terapia".
Şintoist inanca göre Jimmu, güneş tanrıçası Amaterasu'nun soyundan gelir.De acordo com a tradição Xintoísta, Jimmu é considerado um descendente direto da Deusa do Sol, Amaterasu.
Her halkın kendi dili, inancı ve kültürü vardı.Cada família tinha sua crença, seus deuses e seu culto.
İlgili Sayfalar